İlhan İrem de gitti
Orhan Öztürk

Orhan Öztürk

İlhan İrem de gitti

07 Ağustos 2022 - 14:46

İlhan İrem de gitti.


Tadımız zaten Barış Manço, Ahmet Kaya ve Neşet Ertaşın vefatı ile kaçmıştı.


Barış Mançonun ‘Anadolu’ , ‘Ölüm Allah’ın Emri’, ‘Kırk Yıl’, hele ki Cem Karaca nın ‘namus belasına gardaş verdiğimiz can bizim’ , ‘Kerkük’ün zindanında vurdular beni’ türkülerini defalarca dinlerken bizimle yaşıyorlardı zannederdik.


Cüneyt Arkın filmlerinde bazı Fransız besteciler yanında Cem Karaca, Yılmaz Güney filmlerinde Mikis Teodarakis, Tarık Akanın filmlerinde Zülfü Livaneli’nin fon müzikleri seyirciyi adeta büyülerdi. Kadir İnanır da Melih Kibar ile idare etti.


Orhan Gencebay ve İbrahim Tatlıses ise kendi türkülerini, şarkılarını filmlerinde kullanarak pratik bir çözüm buldular.


Müzik adeta bir ibadet ritüeli haline son yüzyılda Holywood sayesinde geldi maalesef…


Ülkenin inşası için kullanılan demirler, çimentolar, milletin yardımlarla yapılan camilere karşılık fikir ve gönüllerinin inşasına Batıdan, Holywooddan harcanan bu paralar maalesef boşa gitmemiştir.


Tamiri bilad bizde, zihin fikir ve gönül inşası onlarda... İrfan, ahlak, duru gönül, selim akıl inşasına niyetlenenlerin hayat hikayeleri de pek bilinmez. Necip Fazıl 80 yaşında ölmeseydi hapse girişi kesindi.


80 li yıllarda Ahmet Kaya içimizdeki isyan duygularını ve hepimizde bir miktar var olan devrimcilik solculuk damarımızı kaynatırdı.


Hepimiz bir cephe gerisine karşımızdakilere ateş ederken karşımızdakilerle aslında benzer şeyleri düşündüğümüzü, aynı duygulara sahip olduğunuzu sular biraz durulduktan sonra farkettik.


Aşık Mahzuni’yi, Ruhi Su’yu dinlemek göminis olmak için yetiyordu. Ama bu Ruhi Su Sivastopol Marşını, besmeleyi de eserlerinin arasına almış.


Bir müslüman aileye Van’da tehcir esnasında emanet edilen ermeni yetimi Ruhi Su bizim dünyamızı bizler kadar terennüm ediyordu. Hissetmese bunları söyleyemezdi.


Türkün gominisi Marks’ın kapitalini, kemalisti Nutuk’u, liberali Adam Shimitin Ulusların Zenginliğini okumadan solcu, Atatürkçü, liberal ya da Osmanlıcayı öğrenmeden islamcı olabiliyor. Bütün mesele insanına değer vermeyen adaletsiz düzene karşı başkaldırı, isyan refleksi...

Sonuçta eşkiyalar kahramanlaşıyor...


Türk’ten gomünis momunis olmaz, olanların neredeyse tamamı evrildi başka yönlere…


Bizdekilerin komünistliği, devrimciliği, ülkücülüğü ya da islamcılığı parayı bulana kadardır derler…
 Tartışılmaya değer..


Ortaokul yıllarındaki çirkin kral Yılmaz Güney’ in filmleri delikanlılığın, kabadayılığın raconunu bir parça da olsa öğretti bize. Onun da efsaneleşmiş kabadayı (mafya değil) Altındağ’lı Kürt Cemaliden çok şey öğrendiğini söylerler.

Film yönetmenliğinde Mustafa Akad’ı, kabadayı aleminde Kürt Cemali’yi, valilikte Recep Yazıcıoğlu’nu, analitik değerlendirmede Mahir Kaynak’ı halen aşamadık gibi... Edebiyata hiç girmeyelim. Yani eskilerle idare ediyoruz artık...


Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney yaban ellerde, gurbette ve illerde ve ellerde kaldılar. Cem Karaca’ya Özal sahip çıktı, yurda getirdi. Sultan Hamit; yabancıların kucağına oturmasınlar diye Avrupa’daki muhaliflerini bile dolaylı yollarla fonlardı.

Ruhi Su’yu kanser tedavisi için gitmek istediği Avrupa’ya göndermedik çünkü pasaport verilmedi. Pasaportu ancak ölümünden sonra düzenlemişti.


Bu milletin gönül telini titreten bu insanlar; bazılarının gözünde solcu, Kürtçü, ateist, hain gibi tavsiflerin konusu oldular.


Bu tür takılan kulplara tencere olacak işlere de girdikleri söylenebilir. Ortamlar, sahipsizlikler, rehbersizlik, esiri olunan çevreler bunda etkilidir. İnsanlar zaafları ve hataları ile insandır. Bunlar paradan da başka derdi olan insanlardı.


Bu tasvirlerin dışında kalanlar da ahir ömürlerinde çekmedik sıkıntı bırakmadılar.


1982 yılında Türkiye’nin havasını değiştiren Küçük Ağa ve Osmancık dizilerini çeken Yücel Çakmaklı; Enver Örenin verdiği ev sayesinde kiracılıktan kurtuldu.


İskilipli Atıf Hocayı çeken Mesut Uçakan, Yeşilçam’da seks filmi çekmeyen İsmail Güneş mütevazi hayatlarına devam ediyorlar. Seks filmi çekersen gel denilen Mesut Uçakan muhafazakar kesimde sponsor bulamadığı için grafikerlik ve davetiye basarak evini geçindirmiştir. Fetocu olmadığı için TRT den de iş alamadı.

1990’lı yıllarda TGRT tartından çektirilen dini ve tarihi filmler bir neslin büyüklerini tanımasına, kabirlerini çöplükten kurtarıp ziyaretçi sayısının patlamasında büyük rol oynadı. 

Cumhuriyet tarihinin en büyük kültür ve sanat hareketinin arkası bir şekilde kesildi ve itibarsızlaştırıldı. 


Hasan Sağındık geçinemediği için öğretmenliğe döndü. Aşık Sefai, Ozan Arif, Şahballı belediye konserleriyle idare edip gidiyorlar. Taşa toprağa yatırım sanata, kültüre, ahlak ve irfana yatırımın fersah fersah ilerisinde. Utanmadan gençlere ne olduğunu soruyoruz artık..


Bizi bizden alan daha pek çok sanatçı, edebiyatçı da vardır elbette. Yukarıdaki bestecilerin hepsinden fazla gençleri etkileyen Gökhan Kırdar, Uğur Işılak, Aşık Sefai, Ozan Arif, Hasan Sağındık gibiler ne hikmetse emsallerine göre daha mütevazi paralar kazanabildiler.

Gökhan Kırdar; Okmeydanı Darülaceze’nin gizli ziyaretçilerinden birisiydi.

 


Gökhan Kırdar Kurtlar Vadisinde Cendere ile Türkiye’yi kaynatabildi. Polat Alemdar Cüneyt Arkın’ın Ahmet Mekin, Eşref Kolçak, Kadir Savun üçlüsünü Memati, Abdülhey, Güllü gibi karakterlerle bir araya getirebildi.


O ve Hızır Çakırbeyli bugünün Cüneyt Arkının Yılmaz Güney’in boşluğunu doldurdular. Ancak şu LGBT furyası devam ettikçe yenilerinin üretilmesi ve yer edinmesi pek kolay olmayacağa benziyor. Kadirizm artık son demlerinde gibi..


Edip Akbayram fazlasıyla politik tavırları sebebiyle kendisine de, sevenleri ve takipçilerine de haksızlık etti. Mutlaka haklı gerekçeleri vardır çünkü bu ülkenin sevdalısı olduğu tartışma götürmez.

Kemal Sunal’ın da her filmini adeta ilk defa seyredercesine izliyoruz ama Şaban gibi güzel bir ismi tedavülden nerdeyse kaldırdığını da  gittiği yerde izah edecektir zannederim.

Aslında filmleri üzerinde master tezleri yapılması gereken birisiydi Kemal Sunal… Bu ülkede onun filmlerinin reytingi düştüğü zaman toplum iyi bir yere gelmiş sayılır.


Yaşasalardı diğerleri de öyle mi olacaktı bilinmez.

Ancak ülkemizde sanatçıların sahne ve perde gerisindeki özel hayatlarının özel bir sözleşmeyle düzenlenmesi de gerekli bir husustur.

 

Bu arada Ajda Pekkan ve Haldun Dormen yaşlarına göre hala diri ve dinç oldukları için  ne yiyip ne içtiklerini, yaşam tarzlarını da şahsen merak ediyorum.

Orhan Gencebay, Edip Akbayram ve Erkin Koray’a sağlıklı uzun ömürler diliyorum.

Bu yazı 341 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar