KOLAYLIK ZORLUKLAR İÇİNDE
Rüştü Köse

Rüştü Köse

KOLAYLIK ZORLUKLAR İÇİNDE

10 Ocak 2017 - 21:13

Elbette kolaylıklar zorluklarla beraberdir. Esasen kolaylıklar zorlukların aşılmasıyla elde edilen diploma niteliğindedir. Şu var ki bazen iç içe, girift bir ilişki bazen de süreç söz konusudur.

Yola çıkmadığınız sürece yol zorluktur. Yolculuğunuza devam ettiğiniz zaman aslında zorlukları da adım adım bir kenara bırakıyorsunuz demektir. Çıkmadığınız yolculuk yapmadığınız ödev gibi sırtınız da büyük bir yüktür.

Yunus peygamber gibi yola tam anlamıyla sabır ve sebatla başlamadan yorulursanız o yol asla bitmeyecekmiş gibi gelir. Ama aslında Yunus peygamberin ‘bunlar adam olmaz’ dediği yer, bitiş noktasıydı ama fark edemedi, denize atılıp balığın karnında kendini bulmayınca. Oysaki Yunus peygamberin bittim dediği yermiş meğer zorlukların içinde yer alan kolaylık.

Bir başka açıdan bakılırsa kolaylık zorlu bir sürecin sonucudur. İbrahim peygamber ateşe atılmak gibi zorlu bir merhaleye gelmişken ateşin gül bahçesine dönüştürülmesi zorluk sonrası kolaylıkla ödüllendirilmedir. Lakin işin hikmet boyutunda Hz İbrahim bile ateşin gül bahçesine dönüşeceğini bilmiyordu. Sadece rabbine teslim olmuştu. İşte imtihanda bilinmezlik ve sabır boyutu iç içe.

Şu halde zoru kolay kılmak ancak çalışmakla mümkündür. Allah’a teslim olup işi rabbine teslim etmekle mümkündür. Çünkü biz biliyoruz ki;

“Allah hiçbir kuluna taşıyamayacağı yükü yüklemez”(Bakara Suresi-286)

Esasen şunu iyi biliyoruz; en çok zorluklara düçar olan peygamberlerdir. Sabrın zirvesinde olmuşlardır. Nitekim sabır akla gelince ‘Allah’ım bize Eyüp sabrı ver!’ deriz.

Sabır, zorluklar için panzehirdir. Yalnız sabır demek sadece boyun eğmek demek değildir. Hiçbir şey yapmadan boyun büküp katlanmak hiç değildir. Asıl sabır, başımıza gelen bir olay karşısında dirençli olmak, bilinçli ve ferasetli bir şekilde maruz kaldığımız olay karşısında kendimizi geliştirmektir. Mevlana’nın ifadesinde olduğu üzere; ‘Sabır, kurtuluşun anahtarıdır’

Sabır iki unsurdan oluşmaktadır. Bunlardan birincisi, acele etmemek, diğeri de sabredilecek durumlar karşısında direnmektir. Her iki durum da insanın tabiatına ağır gelen ve gerçekleştirmesi kolay olmayan davranışlardır. Buna göre bir davranışın sabır olarak adlandırılabilmesi için bu iki şartın aynı anda o davranış içinde bulunması gerekmektedir. Dolayısıyla dışardan bakıldığında tepkisizlik eylemi içeren her davranışın sabır olarak nitelendirilemez. (Doç. Dr. Mehmet Demirci, Sabır, Basılmamış doktora tezi, s:2)

Ülkemizin içinden geçtiği sürece bakıldığında sabrın zirvesine doğru tırmandığımız günler geldi demektir.  ‘Gecenin en karanlık anı sabaha en yakın andır’ ilkesiyle acele etmeden direncimizi yeni bir motivasyonla güçlendirmek gerek! Umutlarımızı taze ve canlı tutmak için gerekli bir tecrübedir. Aslında biz bu tecrübeyi çok defa edindik. Fakat tarih tekerrürden ibaret deyip geçip gittik.

Tarihte anlı şanlı çok destan yazdık. Her bir destanımız yeni kahramanlar doğurdu. Her bir yiğit kendi destanını yazıp milletine ithaf etti. Aslında milleti ve geleceğimiz adına kendini feda etti. Ömer Halisdemirler, fethi Sekinler… vb daha nice kahramanlar da tarihimizin şanlı sayfalarında yerlerini almaktadır.

15 Temmuz ihanet gecesini yaşadık. Birbiri arkasından gelen hain patlamalar masumları bir bir aldı götürdü. Modernizmin pençesine düşmüş gençliğimize ve zayıflamış olan ortak milli ve manevi duygularımıza şok etkisi yapmaktadır, bütün bunlar. Şer odaklarının planları milletimizi bölmek, parçalamak ve de önemlisi; yüzyıllardır İslam ümmetinin umudu haline gelmiş bu milleti ümmetin gözü önünde küçük düşürmek, yani İslam ümmetini umutsuz/lidersiz hale getirmektir.

Geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki, tüm bu saldırılar bize birbirimizi ve farklılıklarımızı sevdiriyor, hoşgörü iklimine sevk ederek bütünleşmemizi sağlıyor.

Unutmayalım ki, her bir olumsuzluk ya da zorluk mutlak surette bir eksikliğimizi giderip o alanda güçlenmemizi sağlamaktadır. Hani derler ya ‘Kötü komşu insanı ev sahibi yaparmış’ misali bu saldırılar ‘kim düşman kim dost’ onu iyice göstermiştir. Her bir saldırı aslında bir zaafımızı da giderme fırsatı vermiştir.

İşte bu nedenle diyoruz ki; Kolaylıklar zorluklarla beraberdir, ya da Zorluklardan sonra elbette kolaylıklar gelecektir.

“Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.” İnşirah suresi 5-6. Ayetleri okuruz geçeriz. Ancak arkasını okumuyoruz:

“Öyleyse, bir işi bitirince diğerine giriş ve içinden gelerek Rabbine yönel.” İnşirah suresi 7-8. Ayetler

  Yani sabrın direnç yönüne dikkat çeker. Varsa zaaflarımızı ve zayıflıklarımızı giderip güçlendireceğiz. Durmak yok çalışacağız; bilimsel çalışmalar yapıp teknoloji üreteceğiz, sanayimizi ilerletip ekonomimizi güçlendireceğiz. Kısaca her alanda güçlü olmamız gerek!

Güçlü Müslüman zayıf Müslümandan daha üstündür, diyen peygamberimiz, her bir işin en iyisini yapmaya teşvik etmiştir. Bir zamanlar hayatı şiddet ve baskı altında geçen, büyük sıkıntı ve belalarla karşılaşan, hatta Medine yıllarının başında evlerinde bile düşman tehditlerinden endişe eden sevgili Peygamberimiz tarihin altın sayfalarında yerini alan ‘Adalet Medeniyetini’ tesis etmemiş miydi?

Sonuçta, karşılaşılan zorluklar yıldırmayacak, korkutmayacak. Çünkü ‘İnanıyorsanız en üstün sizsiniz’ Aliimran suresi 139. ayeti temel şiarımızdır. Yine inanıyoruz ki zafer bu zorlukları bertaraf edecek birliktelik ve her alanda bitmek bilmeyen çalışma azminde yatmaktadır!

 

Bu yazı 3084 defa okunmuştur .

Son Yazılar