Birinci dünya savaşı yıllarına dayanan bir İskilip yazısı PDF Yazdır E-Posta
Perşembe, 24 Aralık 2009
Perşembe, 24 Aralık 2009 | 792 defa okunmuştur.
Sample Image

 İskilip'in yakın tarihi ile ilgilenenler için yeni bir yazı. Alaattin Karaca bakalım Ethem İzzet Benice ile ilgili neler yazmış?

 

Ethem İzzet Benice'yi bugün İskilip'te hatırlayan bulunur mu bilmem? Hemşerilerimizin çoğu, belki bu yazarı tanımazlar bile. Hele yeni neslin tanıdığını hiç sanmam. Unutulmuş, eskilerden bir yazar Ethem İzzet Benice. Önce kısaca tanıtayım onu, sonra da İskilip'le ne ilgisi var, bu konuda bilgi vereceğim.

 

Ethem İzzet Benice, 1903'te İstanbul'un Kasımpaşa semtinde, Deniz Hastanesi yanındaki bir evde doğmuş. Babası, Deniz Güverte Subayı Mehmet İzzet Bey. Ethem İzzet, ilk öğrenime Kasımpaşa'daki Cezairli Gazi Hasan Paşa mektebinde başlamış. Ama gel gör ki, mektebi bitirince Birinci Dünya Savaşı patlak vermiş. İşte bundan sonra kesişiyor yolu İskilip'le Ethem İzzet'in. Savaş çıkınca, baba Mehmet İzzet Bey, çoluk çocuğunu toplayıp İskilip'e yerleşiyor. Çünkü Ethem İzzet'in dayısı, o sırada İskilip'te belediye hekimliği yapmaktadır. Belki İskilip'te onu ya da ailesini hatırlayan vardır. Ethem İzzet'in dayısı, bu bilgilere göre Birinci Dünya Savaşı yıllarında İskilip'te Belediye Hekimliği yapan Doktor Lütfi'dir (İskilip'li araştırmacılar bu Doktor Lütfi'nin ya da akrabalarının peşine düşmeli). Her neyse, aile Doktor Lütfi'nin evinde misafirken, yazarımız Ethem İzzet Benice de, İskilip Rüştiyesi'nde öğrenimine devam etmiş. Mektebi bitirince de, ailesini orada bırakıp, yalnız başına İstanbul'a dönmüş, Galatasaray Sultaniyesi'ne kaydolmuş. Sonra Galatasaray Lisesi'nden ayrılıp Kabataş Lisesi'ne geçmiş.

 

Daha lise öğrencisiyken, yazı yazmaya, edebiyata heves etmiş. İlk yazısını Servet-i Fünûn dergisinde yayımlamış. Mütareke döneminde gazeteciliğe adım atmış. İlkin Tarik gazetesinde çalışmış. Ardından 1921'de Sedat Simavi'nin çıkardığı Payitaht gazetesine geçmiş. Burada asıl adı İbrahim Ethem'i bırakıp Ethem İzzet imzasıyla yazılar, hikâyeler yayımlamış. Sonra Velid Ebuzziya'nın Tevhid-i Efkâr'ında ve Ahmet Şükrü Esmer'in Vatan gazetesinde, ardından Son Saat, Milliyet, Zaman, Açıksöz, İkdam, Son Telgraf ve Gece Postası gazetelerinde çalışmış. 1942-1950 arasında Kars ve Siirt milletvekilliği yapmış. 1967'de vefat eden yazarın, Cumhuriyet döneminde yayımlanmış pek çok romanı var. Çıldıran Kadın, Istırap Çocuğu, Yakılacak Kitap, Aşk Güneşi, Gözyaşları vd… Bir dönemin popüler yazarlarından Ethem İzzet Benice. Unutmadan söyleyelim, bir devrin gazete patronlarından da. Muhabir sıfatıyla başladığı gazetecilikte ikbal basamaklarını hızla tırmanmış azmi sayesinde. Büyük bir matbaa kurmuş, Son Telgraf, Gece Postası gibi gazetelerin sahipliğini yapmış. Kısa hayat hikâyesi böyle. Başta da söylediğimiz gibi, yolu 1914'ten sonra İskilip'e düşmüş, çocukluğunun bir bölümünü burada geçirmiş Ethem İzzet Benice.

 

Merak ettim, romanlarında hiç İskilip'ten bahsediyor mu diye. İlk baskısı Osmanlı harfleriyle yapılan Yakılacak Kitap adlı romanında buldum aradığımı. Bu romanda olayların büyük bir bölümü, 1915-16 yılları arasında İskilip'te geçiyor. Ethem İzzet, çocukluğunu yaşadığı İskilip'i unutmamış, sözünü ettiğim romanında bu şirin ilçemizden, o yıllardaki sosyal hayattan, gelenek ve göreneklerden, kadınların giyim-kuşamlarından uzun uzun söz etmiş; hatta bir ara Osmancık'a da yer vermiş eserinde.

 

Sözü uzatmadan, İskilipli hemşerilerimizin de sabrını fazla zorlamadan, Yakılacak Kitap'tan derlediğim İskilip'e ait bilgilerin bir kısmını aktarayım şimdi.

 

Romanın kahramanı Vicdan, başından türlü olaylar geçmiş, talihsiz ve kimsesiz bir kızdır. İstanbul'da öğrenim yaptıktan sonra, öğretmen olarak 1915'te İskilip'e tayin edilir. İstanbul'dan Gül cemal vapuruyla Samsun'a gelir ilkin. Oradan da yaylı bir arabayla 4 günde Çorum'a ulaşırlar. Hasanpaşa Hanı'na inerler (YK, s. 93). Evet bir bilgi işte, yıl 1915 Çorum'da bir han: Hasanpaşa Hanı. Vicdan, saat kulemizi görünce şöyle diyor: "Saat Kulesi ne tuhaf." Birkaç gün Çorum'da kalıyorlar. İşte ilk izlenimleri roman kahramanının: "Çorum da fena bir yer değil. Epey kalabalık. Yemek, yiyecek çok ucuz, hem de temiz. Arabacının getirdiği tandır kebabı ile elmalar öyle hoşuma gitti ki… Fakat en fena tarafı: Taassup. Yalnız sokağa çıkıp gezmekten çekiniyorum." (YK, s. 93). Ve sonra İskilip'e doğru Çorum'dan arabayla yola çıkıyor Vicdan Hanım. Kızılırmak'ı geçiyorlar, Karaburun köyünde bir saat eğleniyorlar. İşte Karaburun Köyü'ne dair tasvirler:

 

"Köydeki evler hep birer kat. Topraktan. (…) Hele kadın ve erkeklerin giyinişi öyle garip ki? Kadınlarda bol paçalı, birçok yamalı, kirli, paslı bir şalvarla dallı basmadan bir içlikten başka giyim namına bir şey yok! En çok tuhafıma giden başlarındaki fesler oldu. Fessiz kadın yok. Kısa yayvan, vişne çürüğü bir fes, fesin üzerine, cepheye irili ufaklı sıra sıra altın dizmişler. Boyunları da beşibirlik dolu." (YK, s. 94)

 

Bunlar, bence o yıllarda, Çorum köylerinde kadınların giyim-kuşamları hakkında önemli bilgiler. Sonra Vicdan, merak edip kadınların feslerinde dizili olan ziynetleri soruyor. Şu konuşmalara, Çorum ağzına bakar mısınız:

 

"Kadın şöyle gelişigüzel yüzüme baktı baktı da:

 

-Ne diyon hanım? 'Kıstı'yı mı soruyon; yoksa turaları mı?" (YK, s. 94)

 

Sonra biz de Vicdan'la beraber unuttuğumuz bir sözcüğü öğreniyoruz, "Meğer 'kıstı' boyunlarındaki dizi dizi altının, 'tura' da feslerinin cephesindeki ziynetin adı imiş. (…) Bir de tepelerinin üstünde var. Ona da 'taç' diyorlar." (YK, s. 94)

 

Şimdi Çorum köylerinde böyle giyinen kadınlar var mı? Her şey tarih oldu tabii.

 

Ve yaylı ile yapılan bir yolculuktan sonra, İskilip'e varır, İstanbullu yetim öğretmen hanım. Bir hana yerleşir önce. Sonra kuşbakışı o yılların İskilip'ini şöyle tasvir eder:

 

"Dört tarafı dağlarla çepeçevre engin bir şehir.Epeyce büyük. Yeşilliği bol. Şehre girinceye kadar sade bir saat bağlardan geçtik. Suları da çok. İçinden kasabayı ikiye ayıran büyük bir çay geçiyor." (YK, s. 95)

 

Bir de hocahanımın başlangıçta yerleştiği bir han var İskilip'te. Hanı da tasvir ediyor Ethem İzzet. Şöyle: "Amma, han da han. Oturulacak gibi bir yer değil. Bana, izbe, basık ve karanlık bir oda verdiler. Müteaffin, kokuyor. Gûya burası kasabanın en güzel hanı imiş." (YK, s. 95).

 

Handa Sabiha Hanım'la tanışıyor Vicdan. Bu kadın hanın olduğu gibi, 'Hacı Ali' suyunun da mütevellisi imiş (YK, s. 96). Evet, bir şey daha öğreniyoruz.  İskilip'te o yıllarda Hacı Ali Vakfı adında bir vakıf var. Bu han da muhtemelen 'Hacı Ali Vakfı'na ait.

 

Maalesef, şimdilik yazıya son vermek zorundayım. Devam edersem, bir gazete için epeyce uzun bir yazı olacak.

 

(Çorum Hakimiyet gazetesinden alıntıdır)

+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
+/- Yorumlar
Yeni Ekle
İlknur BEKDEMİR   |88.229.62.xxx |2010-01-02 23:34:45
Çorum ve çevresi ile ilgili merak uyandıran çok güzel bilgiler sunmuşsunuz bize.

Abicim gerçekten çok güzel olmuş,ilerde Çorum ve çevresi ile ilgili tarihi,
güzel, gençlerinde sıkılmadan okuyabileceği bir kitap bekliyoruz senden.
mehmet   |94.78.78.xxx |2009-12-24 20:40:50
yazınızın devamını merakla bekliyoruz..
Burhan  - Güzel   |88.227.85.xxx |2009-12-24 16:49:04
Memleketimizin tarihine ışık tutan güzel bir yazıydı. Söz konusu roman hakkında
ciddi merak uyandırdı.
alaattin karaca  - iskilip   |193.255.143.xxx |2010-01-01 13:33:11
Teşekkür ediyorum. Bir süre sonra iskilipli merhum Atıf Hoca'yla ilgili Osmanlı
Arşivlerinden aldığım bazı belgeleri de yayımlayacağım. Memleketime bu yolda bir
nebze hizmet etmek beni bahtiyar edecektir.

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( Cuma, 25 Aralık 2009 )
 

Yazarlarımız