Zincirleri kırmak
Y.Faruk Kanber

Y.Faruk Kanber

Zincirleri kırmak

21 Mart 2016 - 15:46 - Güncelleme: 23 Kasım 2016 - 16:51

“Ben Amerikalı bir siyahiyim ve bir yıl öncesine kadar at gözlüğüyle yaşayan, bencil bir insandım. Hayatımdaki en önemli şey, hayranı olduğum şarkıcının çıkacak olan son albümü için sabahın beşinde sıraya girmekti. İlgimi çeken şeyler ise ziyadesiyle klasikti, tıpkı sizin yaptıklarınız gibi. Teknoloji sitelerinde sıraya en son ne dahil olduysa ele geçirmek, altıma havalı bir araba çekmek, rock yıldızı olmak (belki oyuncu. Bu noktada tek seçeneğe varamadım hiçbir zaman. Belki de asıl olay ünlü olmak için ünü arzulamamdı.), herkesin ilgisini üzerime toplamak.

Fakat sonra, hayatımı değiştirecek bir dizi şey yaşadım. Bu hikaye benim olduğu kadar, sizin, tüm insanlığın. Çünkü tüm bu sefil yaşamı, geri dönüşü olmayacak şekilde değiştirdi.

Hoşlandığım şeylerden biri de gezmekti. Oradan oraya dolaşmak. Altıma karavan çekip Amerika'yı baştan aşağı gezmek. Hani şu filmlerde gördüğünüz gibi. Ama bu seferki seyahatim daha uzağa düştü. Bir şekilde Afrika'ya gitme şansı elde ettim. Sömürge adası hakkında pek bir şey bildiğim söylenemezdi.

Gerçekten, bir iki ülkeden fazlasını sayamazdım. Kökenim oradaydı belki ama… Gazetelerde, oralar hakkında hiçbir haber görmemiştim. Televizyonda kitlendiğim dizilerin umurunda bile değildi. Afrika ile ilgili kaç film seyretmiştim? Parmakla sayabilirdim belki. Bana öyle geliyordu ki, Dünya Afrika'yı görmezden geliyordu.

Oraya varınca bunun nedenini anladım. Fakat bir kitaptan okuyarak öğrenmek gibi değildi. Daha çok hazmedilmesi gereken, beni çarpıp baştan aşağı sarsan bir tecrübeydi. Lağım altyapısı olmayan, pis kokulu şehirleri gezip, çocukların ölümüne tanıklık ettiğimde, geceleri midem kasılmaya başladı. Vicdanım karabasandı; beni asla rahat bırakmıyordu.

Uzun yolculuğum boyunca, tüm o dehşet verici olaylara tanık oldukça, geride bıraktığım yaşamımdan utanıyordum. Atalarım kendi topraklarından zorla teslim alınıp köleliğe sürülmüştü ve ben, sadece Amerika'daki siyahilerin yıllarca acı çekip bir mücadele verdiğini sanıyordum. Peki ya Afrikadakiler? Onları neden silmiştim hafızamdan? Eğer bir mücadele veriliyorsa ve bu mücadele tüm ezilenler adınaysa –ki bahsettiğim insanlar benim kökenimdiler- neden bunca yıl umurumda değildi?

İpin ucunu bırakmayınca gördüm ki, katil bendim. Afrika'daki insanların hayatları, benim ABD'de, rahatça yaşayabilmem için dizayn edilmişti. İstediğim son model araba, Afrika'daki insanları katlediyordu. Dünya, yumuşak poposunun üzerine daha rahat oturmak için onların kaderlerini sömürüyor ve karşılığında hastalıktan, kederden, ölümden fazlasını bırakmıyordu.

Geri döndüğümde büyük bir yangının kıvılcımını patlattım.

Artık, insanların kanını emip ölüme terk eden, altınlarını, hayatlarını çalan şirketleri biliyordum. Afrika'daki zengin madenleri Afrika'lılara çıkarttırıp hepsini kendine alan adamları tanıyordum.

Harekete geçtim.

Harekete geçtik.

İlk başta siyahilerin savaşı gibiydi. Gizliden gizleye, Birleşik Devletler'deki siyahilerin çoğu bu davaya inandı; kendilerini suçlu hissettiler, körlüklerinden utandılar. Yarısından fazlası yaşananları gidip yerinde gördü. Dünyayı yönetenler, siyahilerin öz vatanlarına olan aylık seyahatlerinden korktu. Buna yönelik haberler yapıp, filmler çektiler. Yalnız, bir fikir tohumlandığında, büyümesine kimse engel olamaz.

Bize karşı direnemediler. Çünkü kalabalıktık, haklıydık. O koca binalarını başlarına yıkarken, tek başına siyahilerin savaşı olmaktan çıkıp, tüm insanlığın cenki haline geliverdi. Beyazlar, batılılar, doğulular, Müslümanlar, Hristiyanlar, Museviler, Kızılderililer, hepsi bizimle saf tuttu. Ve bizimle birlikte utandılar. Çünkü sırf aynı renge sahibiz diye, ölüme terkedilen insanların sorumluluğu bizim boynumuza asılı değildi. Bu herkesin borcuydu.

Kötü adamlar –ki milyonlar insanın ölümünden sorumlu olanları böyle anıyorum ben- büyük bir korkuya kapıldı. O zaman ne kadar tırsak tipler olduklarını anladım. Paradan başka bir şeye değer vermeyen insanlar asaletten yoksun olur. Gerçek hislere sahip bir güruhla başa çıkamazlar.

Yine de, binalarına saldırmak yeterli değildi. Güç kaynaklarını kesmeliydik. Suyun geldiği yere baraj yapmak da o kadar zor değildi aslında. Dünyanın hür insanları, bankalarda sahip oldukları tüm parayı çekti. Bankalarda nakit kalmayınca tükendiler; çünkü onlara ait olduğunu düşündükleri para bizimdi ve uzun zamandır insanlığın sırtından besleniyorlardı.

Ortalık biraz karıştı diyebilirim. Kısmen kaos meydana geldi. Almak istediğim sonuç bu muydu? Tam olarak bilmiyorum. Fakat emin olduğum bir şey var; artık geceleri huzur içinde uyuyabiliyorum. Şehirleri yeniden kurup, taze bir düzen yürütebiliriz fakat kalkıştığımız işi yapmasaydık, insanları öldürmeye devam edecektik. Ve en azından bu suça dahil olmadan yaşamak, biraz karışıklığa göğüs germeye değer.”

Bu yazı 1470 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar