Peki ya bugün?
Y.Faruk Kanber

Y.Faruk Kanber

Peki ya bugün?

25 Ocak 2016 - 16:34 - Güncelleme: 23 Kasım 2016 - 16:53

Bana öyle geliyor ki, bilmem kaç milyar yaşındaki dünyanın naçizane bir ferdi olarak; yeryüzünün geleceği ve sıhhati ile ilgili yapılan konuşmalar birer Warner Bros masalı olarak algılanıyor. Hollywood'un, ekmeğini yemek için çektiği kıyamet senaryosu filmler, bir perdenin arkasında sıkışmış hayal ürünleri mi? “Dünya ölüyor” lafının neresi havalı bir replik?

Sanırım insanlar yaşadıkları anın farkına bir türlü varamıyor. Dünyanın ölümüne dair, takınılan tek tavır, yarın çalışırım diyerek işi son güne erteleyen bir ilkokul öğrencisinin yaptığından fazlası değil. Bugünün, dünün yarını olduğunu anlasak… Anlasam. Tüm bu söylediklerimi, söyleyeceklerimi, ilk başta kendimi hedef alarak telaffuz ediyorum çünkü her Allah'ın günü, her köşede milyarlarca insana kanser bulaştıran plastik ürünleri kullanmaya devam ediyorum. 

Bu konuyu ne zaman düşünsem, ne zaman betonların arasındaki sıkkınlığımdan bunalsam, ne zaman kalabalık araç yığınlarının arasındaki egzoz kokusundan düşecek hale gelsem, ne zaman su kaynaklarını kirleten o alçak fabrikaların ürünlerini tüketip kendimden iğrensem, aklıma 24 yıl önce Rio Dünya Zirvesi'nde insanlığa tokat atan o küçük kız geliyor.

“Benim gizleyeceğim hiçbir şey yok. Buraya geleceğim için savaşmaya geldim. Geleceğimi kaybetmek, bir seçimi kaybetmek gibi bir şey değil ya da hisse senedinde birkaç puan. Bugün, tüm gelecek nesil adına konuşmak için buradayım.” Bu kısım önemli çünkü benim adıma konuştuğunu söylüyor. Benim için bir davası olduğundan bahsediyor.

Bugün tüm dünyada ağlayan, acı ve açlık çeken çocuklar adına buradayım.” Ah, ne tesadüf Afrika, Suriye ve Filistin'deki anneler hala ağlıyor.

Bugün, dünyada gidecek yeri kalmadığı için ölen sayısız hayvan adına buradayım.” Üzgünüm. O hayvanlardan da geriye pek bir şey kalmadı. Gidemedikleri bölgeler de 20 yıl öncesinden daha az değil.

Artık güneşe çıkmaya korkuyorum çünkü ozon tabakamızda delikler var. Soluk almaya korkuyorum çünkü içinde hangi kimyasallar var bilmiyorum. Babamla balık tutmaya giderdim birkaç yıl önce, ta ki kanserli bir balık yakalayana dek. Ve şimdi hayvan ve bitki türlerinin tükendiğini duyuyoruz, gün be gün…”

Dikkat çekiyorum; yirmi yıl önce, ölen hayvanlardan ve kanserli balıklardan bahsediyordu. Yirmi! Bir çeşit şaka mı bu!? O günden bu güne değişen tek şey kanserli balık sayısındaki artış oldu herhalde. 20 yıl önce Rio'nun çatısındaki ozon tabakası ne kadar zayıfsa, şimdi kat be kat daha dirençsiz. Şimdi güneş daha acımasız. Yirmi yıl önce, dünyanın en güçlü devletleri önünde çığlık atan bir kızı kimse takmadı mı?

Sanırım kimsenin umurunda değildi. Kimse duymadı.. Sanırım, duysalardı eğer, bugün sağlık uzmanları televizyonlara çıkıp ciddi derecedeki kısırlık sorunundan bahsedip, birkaç nesil sonra bu sorunun çok daha fazla görüleceğini söylemezlerdi.

Sanki tüm bu olup bitenler yüz yirmi ekran bir televizyonua sıkışmış şarlatan hikayesiymiş gibi davranıyoruz. Sanki, kıyıya vuran balinalar ve adım atacak yer bulamayan kutup ayıları yalanmış gibi… Afrikalı çocuk fotoğraflarındaki mide bulandıran kaburga kemikleri birer bilgisayar oyunuymuş gibi…

Artık harekete geçilmeli. Dünyayı daha iyi bir yer hale getirmek için çalışanlara destek verilmeli.

Bugün, dünün yarını. Dün, dünya çığlık atıyordu. Peki ya bugün? Bugün de atıyor. Deodorant kullanmaya devam edersek yarın çığlık atmayacakmış havasındayız. Ki ölüm, kurtuluş olurdu bu yolda. Biz ise, kendi karanlık ve uzun çilemizin tohumlarını atıyoruz.

Bu yazı 1556 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar