Halil Rıfat Arıncı
Salih Bardakçı

Salih Bardakçı

Halil Rıfat Arıncı

07 Temmuz 2014 - 21:41

Avize’den
“Hiciv, hiciv olalı, özgürlüğün öz malı
Hiciv san’atı varken dalkavuk olmamalı”

H. Rıfat ARINCI

 


Merhabalar efendim,
1970’li yıllara ait bir şiir kitabı ve kitaptan seçtiğim dizelerle bir büyük hemşerimizi, Halil Rıfat ARINCI’YI anlatmaya çalışacağım sizlere, tabii dilim döndüğünce…

Rıfat ARINCI’yı ve yakın tarihimizin en önemli dönemini (Kurtuluş Mücadelesi, öncesi ve sonrası) hicvetiği eseri AVİZE’yi biraz olsun tanımadan önce, bu eseri doğuran kültürel altyapıyı; ARINCI’nın dünyaya geldiği İskilib’i kısaca bir tartışmak gerekir bence…

Efendim, dönem Osmanlı başkentinin Batı’ya bakıp adına modernlik denilen dönüşümü bünyesinde gerçekleştirmeye çalıştığı 19. yüzyıl sonlarıdır. Her ne kadar, bu zaman Osmanlı tarihinde çeşitli modernleşme denemeleri, yanlılar ve karşı çıkanlar, Bab-ı Ali ve orduda fikir ayrılıkları, isyanlar gibi unsurlarla anılsa da; İskilip tarihinde cehri ve getirdiği refah; Anadolu’da gayrimüslim tüccarlar karşısında İskilipli tüccarların üstünlük kazanmaya başlaması, ileriki dönemde tüccar sınıfın çocuklarını eğitim için büyük şehirlere yollaması (ayrıntılı bilgi için, yazarın Cehri, Mehri, Bağ adlı yazısına bakınız.) gibi değişimler yaratmıştır. İşte bu değişim sonucu memleketin köklü ailelerinden bir olan Tahirefendizadeler’den (Halil Rıfat Türkbeyler olarak bahseder, Avize, 1970, s.20) 1880’li yıllarda dünyaya gelen; Ankara ve İstanbul’da eğitim alan bir gençtir Halil Rıfat.
 
İskilip tarihinin bu dönemi bir nevi aileler tarihidir aslında. Ağırlığı tüccar ve sanatkar olan aileler, bunlar etrafında gelişen günlük olaylar ve zamanın getirdiği değişimle gelen dönüşümler, geçmiş kent kültürünü bu gün içinde yaşadığımız biçimine büründürmüştür. Bu ailelere zamanla memleketin köklü aileleri adı verilecek; onların günlük yaşamları, sanatları yerel söylenceler, atasözleri yaratacaktır. (…Niye Abidoğon gazı gibi boynunu büküyon… Hacıvahap’ın fesi, Sadık Kavas’ın sesi, Ahmatcanın kesi, Öbekcoğon mesi gibi…). Yine, bu dönemde memleket belli sanatlarda ve belli ürünlerde adını duyurmuştur Osmanlı coğrafyasında (Kundura, ceviz, cehri vb…).

Tahirefendizadelerin memleketin köklü aileleri içerisinde tarihi kayıtlar açısından farklı bir yeri vardır. Zira, dönem kayıtları arasında çeşitli vesilelerle (Celali isyanları bastıran bir komutan, Sultan Reşat’a bir rüyası hakkında mektup yazan bir tüccar…ayrıntı için Saraya Gönderilen Mektup yazısına bakınız…) bu ailenin adı geçer. Dolayısıyla Halil Rıfat sadece İskilip kültürüne değil aynı zamanda başkent ve memleket ahvaline de yakın bir kültür ocağında yetişir. Önce Şeceremiz ve Kütük adlı şiirlerinde kendini ve neslini şöyle anlatır (Avize, 1970, ss.4, 20):

Büyükbabam olur Ebubekir Nabi,
Pederimiz olur Mehmet Tahir,
Soyumuz Selçuklu bir Türk Bey’e tabi,
Şeceremiz böyle tarih ile zahir.

………
Bağlıyım bu kutsal kara toprağa,
Soyumla sopumla candan bağlıyım.
Çünkü şeref vermiş her aydın çağa,
Bahtsız İskilipli Türkbey oğluyum.
Göç ve akınlarla hür asırlarda,
Atam at oynatmış yayla kırlarda,

 

Kanımda kahraman kanından varda,
İlhanlı oğluyum altın çağlıyım.
Amasya’ya göçen Salur boyundan,
Selçuk beylerinden Türkbey soyundan,
Türk Bekir şöhretli alay beyinden,
Soy sürüp gelen içi dağlıyım.
...

Dönemin pek çok aydın genci gibi Halil Rıfat’ın da yaşamı savaşla kesişir 1915’te, 1. dünya savaşıyla… Irak’a gönderilir, İngilizlerle çarpışır. Maalesef bu dönemde savaşın ve askerin kaderi cepheden çok uluslararası müzakerelerde masa başında belli olmaktadır… Ve Irak Cephesinin kahramanca çarpışan pek çok neferi gibi Halil Rıfat’ta da İngilizlere esir olarak Hindistan içlerine sürülür. Ancak 1920 yılında İstanbul’a dönebilir. İstanbul’a geliş sevincini yine 1920’de yazdığı Hindistan’dan Dönerken adlı şiirinde şöyle anlatır (Avize, 1970, s.5):

Yolverin geçeyim dumanlı dağlar,
Yolumu bekliyor şanlı milletim,
Yıkılsın önümde şu zalim çağlar.
Yıldırım kalemli şair Rıfat’ım.


Fakat döndüğü memleket, bıraktığı Osmanlı değildir, İstanbul artık bir işgal şehridir. Memleketin bu dönemki ahvaline bakar ve gelecek nesillerle ibret olsun diye hicveder. 
Der ki;

Söyleyin Bab-ı Aliye:
Zulmetmesin Ahaliye.
Başı bozuk bir İktisat.
İktisadi bir İstibdat.
A’dan Z’ye kadar berbat.
...
Kanunlarda adalet yok,
Adalette asalet yok,
İlmi, fenni ziraat yok.

Piyasada panik artmış,
Esnaf halka madik atmış,
Belediye deve yutmuş,

Paramız çok fakat açız,
Kapımıza gelmiş haciz,
Mal pahalı, para ucuz.

Ey Rumeli, Anadolu,
Arabistan hayat yolu,
Her vatandaş zulüm kulu.

Matbuatın vazifesi,
Varsın duysun Halifesi,
Bu rejimin garibesi.


İstanbul’da kaldığı sürece bu dönem İstanbul bürokrasisinin tutumunu ve halkın çektiklerini açık ve yalın bir dille anlatan onlarca şiir kaleme alır. 6 Mayıs 1920 tarihinde, yurda döndükten kısa bir süre sonra, memleketin ahvalinin büyük fedakârlıklar gerektiği bilinciyle Kurtuluş mücadelesine katılmak için Anadolu’ya geçer. Kendi ifadesi ile ”İstanbul’dan bir Rus vapuru ile Er kıyafetinde Anadolu’ya kaçar”.

Bana kızmış Bab-ı Ali,
Arattırmış beni Vali,
Son sözüm şu ey ahali!
Doğru semti KEMAL’iye,
Gidiyorum ben Saliye.


(Esaretten Döndükten Sonra, Avize, 1970, ss. 21–22). 

Kurtuluş Mücadelesinden sonra uzunca bir süre eğitimcilikle uğraşır Halil Rıfat. Gördüklerini yaşadıklarını ve beklentilerini gelecek nesillere anlatır. Büyük Millet Meclisi vatanın kurtuluşundaki katkılarından dolayı kendisini İstiklal Madalyasıyla ödüllendirir. 1949 yılında emekli olduktan sonra, edebiyat ve şiirle ilgilenir. Şiir kitapları yanı sıra, 14.yüzyıldan-zamanımıza Çorum bölgesi şair ve ediplerini anlatan bir antoloji, ayrıca çeşitli roman ve manzum piyesler yayımlar. Şiirleriyle insanlara Hürriyeti anlatmaya ve sevdirmeye çalışır. Geçmişin acılarını, siyasilerin bu acılara sebep olan tutumlarını yererek hem geçmişi anlatır, hem de geleceğe ilişkin öğütler verir. Yanı sıra, Hürriyet ve Medeniyet derken asıl köklerimize; kültürümüze sarılmak gerektiğini hatırlatır. Halil Rıfat çağdaşı pek çok sanat adamının aksine tarihimizi ve kültürümüzü yermez ancak onunla yürürsek medeniyet yolunda yükseleceğimizin bilincindedir. Ona göre hatalar geçmişteki sistemden öte kişilerdedir ve yönetim biçimi ne olursa olsun, her dönemde bunlar yaşanacaktır. Bu bakış açısıyla Cumhuriyet döneminde de hataların ve yanlışların üzerine gitmekten hiç çekinmez. Şöyle der sonraki nesillere:

Siyaset sahnesine gelir ise hokkabazlık,
Kesemize altınlar şakır şukur dolacak.
Zalim iktidar için aday ise yobazlık,
Sabredelim korkular bize helva olacak.

Demokratsan kıyma cana,
Cana kıyan candan olur.
Hançer vurma kirli kana,
Kan dökenler kandan olur.

Alfranga yuttuk hür millet diyerek.
Hürriyeti unuttuk Cumhuriyet diyerek.
Demokrasi dediler aristokrat imamlar.
Yumrukları salladı, hak hürriyet diyerek.
Çıktı kansız ihtilal ahd-ü peyman üstüne
Dağıttılar milleti iman iman üstüne
Yaslıadada serdik postu divan üstüne
Demokrasi asıldı hâkimiyet diyerek.

(Avize, 1970’den seçkiler)
Ve yetmişli yıllarla birlikte yumar gözlerini bu dünyaya, pek çok düşünce ve yapıtı ardında bırakarak…
Rıfat ölmüş diyerek bütün dostlar dostlara
Erenlerin bağından bir gül alıp gelecek.
Sarılarak giderken iki metre astara
Mezarının başında gözyaşını silecek.


(Rifat Ölünce, Avize, 1970, s.12)

Bu yazıda size kısaca bir büyük İskilipliyi anlatmaya çalıştım. Halil Rıfat ARINCI’yı. Ancak elbette birkaç satır bunun için çok yetersiz. Halil Rıfat’ki yakın tarihin bir büyük tanığı ve takdimcisi. Öğretmen, şair, yazar.

Halil Rıfat’ki memlektine olan vefa borcunu ödemek adına hazırlanmasından basımına pek çok çileyle hayat bulan, 81 üstadın eserlerini içeren Çorum Vilayeti Alim, Şair ve Edipleri Antolojisinin yazarı.

Halil Rıfat’ki pek çok siyasinin, aydının umurumda bile değilken Çorum Alacahöyük kazılarının başında bulunan ve Alman ekipler bizden gizli memleketlerine götürmesinler diye kalıntıları ve keşifleri fotoğraflayan bir büyük beyin…

Ne zamandır aklımda olan bu yazıyı son zamanlarda İskilip’in dönem aydınlarının kurtuluş savaşında takındıkları tavır ve o dönemki duruşlarına ilişkin kulağıma çalınan birtakım yanlış anlaşılmalar üzerine bu günlerde yazmaya karar verdim. Bu memleket verdiği yüzlerce şehitle, kurduğu İskilip Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti aracılığı ile topladığı çok büyük bağışlarla ve o dönemde yetiştirdiği fikir ve siyaset adamlarıyla kurtuluş mücadelemize ve Cumhuriyete büyük hizmetler vermiştir. İskilip adı tarih sahnesinde bu şekilde anılmayı hak etmektedir. Umarım gelecek nesiller memleketlerinin geçmişini böyle anlar ve anımsarlar…

İskilip’te bir başka öyküde ve bir başka zamanda yeniden buluşmak dileğiyle.

Teşekkür1: Avize kitabının 1970 basımını yıllarca İzmir’de Ayakkabıcılar sitesinin küçük bir dükkânında büyük bir sabır ve özenle saklayan ve oldukça sağlam bir biçimde bize ulaştıran Sayın Ahmet AVUNCAN’a; bu yazıda alıntı yaptığım önceki yazılarımda emeği geçen tüm değerli dostlara ve memlekete her geldiğimde yeni yazılar için beni yüreklendiren değerli hemşerilerime yürekten teşekkür ediyorum.

Teşekkür2: Değerli H. Rıfat ARINCI’yı ve yaptıkları ve yapıtlarıyla memleketimizi ve kültürümüzü doğru anlamamıza ve anlatmamıza aracı olan ve bu gün aramızda olmayan değerli hemşerilerimizi rahmet ve şükranla anıyorum.

Not: Asıl ilgi alanı dışında çalışmanın acemiliği ile kaleme aldığım bu yazıda amacım; Halil Rıfat ARINCI ve kültür yaşamımıza katkılarını dilimin döndüğü ve gücümün yettiğince İskilip penceresinden ele almak… Elbette kusurlarım ve eksikliklerim olmuştur, lütfen yazıyı bu doğrultuda değerlendiriniz.


Kaynaklar:
Arıncı, H. R. (1970). Avize. İstanbul: Kurtulmuş Matbaası.
İskilip Belediyesi. (2010). İskilipli Alimler. Son erişim: 21.11.2010, http://www.iskilip.bel.tr/index.asp?id=iskilip&kt=alim&kt_adi=İSKİLİPLİ%20ALİMLER
Uyanık M. (Ed. 1998). Türk Kültüründe İz Bırakan İskilipli Alimler. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları

Bu yazı 1547 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar