Nefis hakimiyeti
Ahmet Hamdi Ertekin

Ahmet Hamdi Ertekin

YİVLİK

Nefis hakimiyeti

10 Eylül 1987 - 19:51

İnsanın içinde şehevi arzularını tatmine zorlayan tesirli bir kuvvet vardır ki, buna nefis denir. Her insan nefsin amansız baskısı altında yaşamakta, bu güçlü düşmanla savaşmaktadır. Bu savaş, görünen düşman ordusuyla savaşmaktan daha çetindir. Çünkü nefsin kendisi de düşmanlığı da gizlidir. Bu yüzden nefisle mücadeleye “Büyük savaş “ adı verilmiştir.

İnsanın değeri ve yüceliği bu savaşı kazanmasına bağlıdır. Nefsine hakim olan ve onun kötü arzularını önleyen insan, dünya ve ahiret mutluluğuna erme şerefini kazanmıştır. Böyle insanların dünyadan Cenabı Hakkın rızasını ve cennetini kazanmış olarak büyük bir saygınlık içinde ayrılacakları, Fecir suresinin son ayetinde açıklanmıştır. Bunun aksine nefsin kötü arzularına kapılan ve şehvetinin esiri olan insanlarda hayvanlardan daha aşağı sayılmıştır. Âraf suresinin 179. ayetinde özellikle bu hususa dikkat çekilmiştir. İşin doğrusu da budur. Çünkü insan, nefsini tanıyabilecek, iyiyi kötüyü anlayabilecek kabiliyette yaratıldığı halde, bunun idraki içinde olamazsa, elbette anlayış kabiliyeti olmayan hayvandan daha aşağı olacaktır.

İslam ahlakının esası nefis hâkimiyetine dayanır. Tasavvuf erbabı hep bununla meşgul olmuşlar, Bu yolda büyük ilerlemeler kaydetmişlerdir. Hadisi şeriflerde en akıllı insanın nefsini iyi denetleyen, akılsız insanın da nefsinin kötü arzularına kapılarak günaha batan, sonrada arsızca kurtuluş ümidi besleyen kişiler olduğu haber verilmiştir.

Gerçekten bazı akılsız insanların nefsinin esiri olarak zina, livata bataklığına düştükleri, bu yüzden dünyada rezil oldukları gibi, ahiretlerini de yıktıkları müşahede edilmektedir.

Ne acıdır ki evliya çelebinin “Burası zevk ve heva yeri olmayıp bilim ve hilim merkezidir.” Diye övdüğü İskilip’imizin adını kötüye çıkaran bazı çirkin davranışların ve söylentilerin yankılandığı görülmektedir.

Nefislerinin kötü arzularına boyun eğen böyle insanlar, hem kendilerini rezil, zelil etmekte, hem de temiz ilçemizi kirletmektedirler. Böyle insanlara toplumun verebileceği en etkili ceza, onlardan uzak durmak, onlarla ilgiyi kesmek ve onları yalnızlığa itmektir.

Kötülükle mücadele etmek her Müslüman’ın vazifesidir. Bunun usulü de bir hadisi şerif de şöyle açıklanmıştır: “Sizden biriniz bir kötülük gördüğü zaman onu eliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse diliyle önlemeye çalışsın, bu da olmazsa kalben buğz etsin. İşte bu imanın en zayıf noktasıdır.”

Demek ki kötülere karşı buğuz etmekle yetinmek yapılabilecek en son davranıştır. Bundan daha geriye yol yoktur. Bu da çaresizliğin zorunlu neticesidir. İmanın en zayıf noktası olan bu basit tepki de gösterilmezse öyle cemiyetler elbette batmaya mahkûm olacaktır.

İslam hukukunda zina edenlere çok ağır cezalar verilmişti. Nur suresinin 2. ayetinde bunlara toplumun huzurunda yüz tane sopa atılması ve cezanın tatbikinde hiç acınmaması emredilmektedir.

Hz. Ebubekir ile Hz. Ali de livata fiilini işleyenleri ibreti müessire olsun diye yaktırmak sureti ile cezalandırmışlardır. Ayeti kerimelerde açıklandığı gibi Lut kavmi de bu kötü fiilleri yüzünden üzerlerine taş yağmak ve memleketlerinin altı üstüne gelme suretiyle helak edilmişlerdir.

Dinimizin ve İslam büyüklerinin böyle çirkin olaylara karşı sert davranmaları ve çok ağır cezalar vermeleri bunların ne kadar ağır bir suç olduğunun en açık belgesidir.

Bu suçu işleyenlerin dinimizde yeri olmadığı gibi, toplumda da yeri olmamalı, bu tip insanlar cemiyetin nefret ve lanet tükürüğüyle boğulmalıdırlar.

(Yivlik Köşesi) 10 Eylül 1987 / Yıl: 1 / Sayı: 3

Bu yazı 1231 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar