Üşüyoruz Reis..
Ahmet Faruk İmal

Ahmet Faruk İmal

Üşüyoruz Reis..

28 Mart 2009 - 20:18 - Güncelleme: 19 Kasım 2016 - 21:34

Sen “Üşüyorum” diyordun, biz ateşler içinde yanıyorduk REİS. Yüreğimizden taşıp, gözpınarlarımıza yükselen damlaları bırakmamak için sıkıyorduk kendimizi, olur ki seni bulur, kara karışıp tipi olur düşer üstüne korkusuyla. Divanesi olduğun vatanının dağlarına düştüğünde hiç konduramadık üstüne ölümü.  Bizim yiğidimiz, aslanımız o dağları da sırtına sarar çıkar sis bulutlarının içinden dedik, kabartarak göğsümüzü.

 

Akıncı beyleri gibi koşturduğu duman grisi atıyla çıkar gelir dedik hem de. Öyle ya, tabutluk zindanların çelik örgüleri çürümüştü de 7,5 yılda, sen bilenip çıkmıştın oradan. Koca kalıplı adamların kaçacak delik aradığı Şubat soğuklarını “Milletime dönmüş namluya selam durmam!” diyerek cemrelerle donatmıştın. Ne zaman umutlarımız tükense, karamsarlığa düşsek bahar tomurcuklarını serptin şimşek çakan gözlerinle yüreklerimize.  “Ne güzel bir acı seni beklemek.

Bekleyişimiz bitti, acımız niye bitmedi peki? Parmak uçlarımıza kadar niye indi hain sızılar?

 

80 kuşağının kayıp, kafası karışık neslinin temsilcileri olarak karşılaştık seninle. Davanın öfke ile kabadayılıkla, boş lafla yürümeyeceğini öğrendik, ilk önce sende görerek. İçindeki çılgın cesareti imanıyla terbiye etmiş, koca yürekli bir adam çıkarmıştı yüce Mevla karşımıza. O gün bu gün takip etmeye çalıştık izlerini…

 

Seninle bir kere ağlayamayan ne bilsin ağlamanın tadını. Tam 14 sene olmuş seninle ağlayalı. Tuna caddesinde güllü binanın girişinde 6-7 kişilik bir grupla tam içeri girecekken bir yaşlı kadınla karşılaşmıştık. Yardım istiyordu. Yürek dağlayan dertleri vardı. Ellerini avuçlarının içine alıp dinlemiştin onu. Cebine davrandın para vermek için kuruş yoktu. Arkamızı dönüp biz de davrandık, bizde de yok. Çaresizlikle sana dönüp baktığımızla teyzenin başı omzunda yere çöküp ağlaştığınızı gördük.  Bize da ağlamak düştü doya doya.

 

Allah rızasının yolu dininize, vatanınıza, milletinize sahip çıkmaktan geçer. En önce ailenize sahip çıkmakla başlayaksınız.” dediğin geldi aklıma “biraz da ben üşümeliyim” diyerek çıktığım sokağa. Gittim cebimdeki bütün parayla bir şeyler aldım çocuklarıma. Bir paket sigara da kendime. “Ya çocuklar ben içmiyorum ama hadi birer tane yakalım” dediğin zamanki tadı bulurum umuduyla.

 

“ Ben Türküm; Türk devletsiz olmaz. Ben Türküm; Türk bayraksız olmaz. Ben Türküm; Türk ezansız olmaz. Ben Türküm; Türk hürriyetsiz olmaz. diyerek haykırdığın meydanlarda, anketlerin “Diğer” grubunda yer alan küçük bir noktaydım ben. Ne çektiğimi bana sor.

 

Ağlamak bugün benim hakkım, ağlayacağım. Yiğit bir adam için yiğitçe ağlamaya çalışacağım…

 

 

Sırtımızdan dağ uçtu, ayağımızdan yer göçtü, dilimizden söz, yüreğimizden köz gitti REİS. Şimdi yoksun ve her zamankinden fazla varsın bizim için. Yüreğimde bir yerlerim eksildi benim. Kadere iman etmiş Alperenlerinin önden giden atlısıydın sen. Birçok şey bitti, anlamsızlaştı. Sen gözümüzün önündeyken bunların hiçbir değeri yoktu. Oysa hepsinin toplamı senmişsin. Meğer hayatımıza ne çok şey katmışsın.  Kapanır bu yara da elbette. “Acı, Zulüm” sağaltırız, dağlarız. Üstü kapanır, kenarı kapanır ama içi sızlar durur…

 

Abdurrahim Karakoç Ağabeyin adeta seni tarif eden “İSMAİL’CE” şiirinin dizeleri takıldı şimdi de aklıma:

 

İl Göçsün Göçtüğün Vakit
Yol Yansın Geçtiğin Vakit
Suyundan İçtiğin Vakit
Kaynak Senden İncinmesin

Burdayım De Ararlarsa
Doğru Söyle Sorarlarsa
Tabutuna Sararlarsa
Bayrak Senden İncinmesin

Yollar Uzun Yollar İnce
Yol Kısalır Aşk Gelince
Yat Kurban Ol İsmail’ce
Bıçak Senden İncinmesin

 

Şimdi kaderin ve onu yaratanın önünde senin yaptığın gibi,  “İSMAİL’CE”  boynumuzu uzatmak zamanı.  Mevlana’nın dediği gibi susmak zamanı şimdi. Her şeyin sahibine teslim olup, dua ederek susmak zamanı.

 

Ey sonsuzluğun sahibi sana ulaşmak istiyorum” diye diye yöneldin sonsuzluğun sahibine. Seni katına Allah yapısı bembeyaz örtüsünü kefen yaparak kabul etti.  GÜL senin en sevdiğin şeydi. Çünkü Efendimizin (S.a.v.) remziydi. Sonsuzluğun sahibinin yanındaki gül kokusu çekti aldı oraya seni biliyorum. Böylesi yakışırdı.  Bu kadar çok insanın samimiyetle üzüldüğü, saygı duyduğu, yüreğinin sızladığı kaç adam gördü ki bu memleket?

 “Ne acı bir güzellik seni sonsuzluğun sahibine böyle uğurlamak.”  

 “Üşüyorum” diyordun ya sen Reis; şimdi biz üşüyoruz ateşler içinde…

Uğruna sahip olduğun en son şeyini, canını da verdiğin davamız namusumuzdur, şerefimizdir Muhsin Başkan.

 

Hayatı ve ölümü yaratana şükürler olsun…

Bu yazı 2511 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar