Komser Kemalden Polat Alemdara&. Acaba dünya kaç karış? PDF Yazdır E-Posta
Pazartesi, 25 Mayıs 2009
Pazartesi, 25 Mayıs 2009 | 415 defa okunmuştur.
 Film kara paralı kara zenginlerin gece alemi ile başlar. Bunlar yabancıdır ve onlara genç Türk kızları sunulur. Bunlardan birisi aldığı yüksek doz uyuşturucudan çıldırır ve sabaha karşı bir deniz kenarında bulunur. Kızın bağrı yanık acılı babası Eşref Kolçak polis Cemil’e sorar: ‘Kızım neden öldü?’ Polis Cemil yani Cüneyt Arkın bu sorunun cevabını bilir ama anlatamaz. Kızın katili belli bir kişi değildir, onlar erişilmez, dokunulmaz, yakalanmaz… Ancak eski asker Eşref Kolçak sonunda isyan eder: ‘Sen kızımın katillerini koruyorsun ya da onlar öyle yüksek bir yerde ki korkudan onlara dokunamıyorsun’ Cüneyt Arkın bizim ortaokul yıllarımızda hiçbir filmini kaçırmadan seyrettiğimiz, n’ayırlı n’olamazlı cümlelerini ve tarzını örnek almaya çalıştığımız çağdaş bir Malkoçoğlu’ydu. O zaman Polat Alemdar henüz doğmamış, Kurtlar Konseyinin değerli üyeleri ile tanışmak şerefine erişmemişti. Sinemacı Fahri’nin salonunda bizim emsal İskilip gençlerinin yanında Türk gençliğini de derinden etkilediğini düşündüğümüz Cüneyt Arkın karşımıza Polis Cemil, Komiser Kemal, Malkoçoğlu veya Battal Gazi olarak sürekli çıkmış; dünyayı karış karış kötülüklerden temizlemeye çalışmış; cesur, zeki, adaletin tahakkuku için çalışan, kötülere kan kusturan, hainleri, alçakları, gözünü para hırsı bürümüş zenginleri, kadın satıcılarını, uyuşturucu tüccarlarını velhasıl bütün kötülükleri yok etmeye çalışan kahraman birisiydi. Sonunu hiçbir zaman düşünmeyip kahraman olanların kumaşındandı. Çok duygulu, mütevazı, yoksulun yanında, yardımsever, fedakar, dostunu satmayan bir kişiliktir. Uğradığı her pusudan ne yapıp yapıp bir şekilde kurtulmayı başaracak kadar becerikli, kötüleri cezasız bırakmayan, iyileri kurtaran ama ailesini, çocuklarını ihmal eden, kendisini anlamayan ve de suçlayan karısına derdini anlatamayan yalnız birisidir. Ancak biz dünyanın kaç karış olduğunu hiç düşünmedik; kaç karış olursa olsun ne fark ederdi ki…  Bizim gençliğimizde Cüneyt Arkın yanında Kadir Savun, bazen Ahmet Mekin veya Eşref Kolçak olaraktan zalimlerin, kötülerin hakkından gelir, masum insanlara kan kusturan acımasız kötüleri ortadan kaldırırdı. Erol Taş, Bilal İnci, Sırrı Elitaş veya tecavüzcü Coşkun gibiler yaptıkları kötülükleri kredi kartları ile değil kanlarıyla öderlerdi. Memati, Güllü ve Abdülhey Kadir Savun’un, Ahmet Mekin’in ve Eşref Kolçak’ın yerlerini alacaklardır.  Polis Cemil veya Komiser Kemal’in karısı, çocukları veya sevgilisi en azından birisi filmde mutlaka öldürülür. Polat Alemdar bunu bildiği için önce kendini öldürmüş, sevdiklerini bu tür zararlardan korumaya çalışmışlardır. Ancak onlar bütün bir milletin sevdalılarıdır. Cüneyt ağabeyimizin filmlerinde yaşlı müşfik ihtiyar Nubar Terziyan’a karşılık Kurtlar Vadisinin Ömer Babası daha bir bilge ve merhamet, şefkat abidesi gibidir.  İnsanoğlunun en temel ihtiyacı olan adaletin yeniden tesisi bizi mest ettiği, kötülerin cezasını mutlaka verdiği için Cüneyt ağabeyimizin bizim gözümüzdeki yeri halen mümtaz bir mevkidedir. Bu kötüler daima kötüdür hiç hayra işleri olmaz ne hikmetse… Bu açıdan bir yere oturttuğumuz bütün kahramanlarımız tahtlarını hiç kaybetmemişlerdir. Muhtemelen Polat Alemdar’ı da yıllar sonra bile kötülere, zalimlere kan kusturan çağdaş Malkoçoğlu mevkiinden hiç indirmeyeceğiz. Cüneyt ağabeyimizin filmlerindeki kötü adamlar aslında o kadar kötü değillerdir çünkü kaldırdıkları yumrukları bir türlü indiremez mukabele beklerler. Ancak filmleri sayesinde daha bir milliyetçi, vatanseverlik duygularımızın geliştiği Cüneyt Arkın ve Yılmaz Güney’in lise yıllarımızda solcu olduklarını görünce dünyamız başımıza yıkılmadı değil. Biz o zamanların merkez sağdaki AP’ye bile dönüp bakmayacak kadar ‘milliyetçi’, ‘Müslüman’ bir dünyayı terennüm ederken,vatan hainlerine karşı onlar sayesinde bilenirken onların sol yürüyüşlerde yer almalarını hala bağışlayamayan epey arkadaşım vardır. Gerçi Cüneyt ağabeyimiz içimizdeki devrimci ruhun da esin kaynağı olmuştur çoğumuza… Biz o zamanlar Fakir Baykurt’u, Kemal Tahir’i, Kaçakçı Şahan’lı Bekir Yıldız’ı, İmparator yazarı Erol Toy’u bile kendimizce Türkleştirirken Cüneyt ağabeyimizin ülkemizi Rusya’ya satmak isteyen, Rusya’dan çuvalla para yardımı alan ‘vatan haini komünistler’ arasında yer alışını hiç anlayamadık. Polat Alemdar bu açıdan daha tutarlı çıkmış Amerikalı ve İsrailli ‘kötü adamlar’ a posta koyarken nur yüzlü yaşlı sakallı amcanın karşısında adeta iki büklüm olacak bir mütevazılığı göstererek kalbimizdeki tahtını sağlamlaştırabilmiştir. Alperen derviş tiplemesinde sınıfı başarıyla geçmiştir. Cüneyt ağabeyimiz bu açıdan eksiğini yakışıklılığı ile tamamlamaya çalışmış ama bir şeyleri eksik bırakmıştır.  Polat Alemdar Kurtlar Vadisini Cendere’nin müziği ile inletirken 1970’li yıllarda Cem Karaca namus belasına dökülen kanlara sahip çıkıyordu. Erkin Koray, Edip Akbayram ve de en esaslısı Barış Manço bizi hep geleceğe taşıyan duygularla bezediler. Orhan Gencebay ise duygusal dünyamızın karşılığını fazlasıyla verdi. Zülfü Livaneli salon sosyalistliğinden meydanlara tam inmemişti. Üstad Aşık Mahzuni Şerif; ‘Amerika gatil gatil’ türküleri ile biraz daha Anadolu havasında demlenen sohbetlerin vazgeçilmezleri arasında yerini almıştı. Kurtlar Vadisi müziklerinden daha derin etkilemiştir bu insanlar Türk toplumunu.. Bu açıdan Yılmaz Güney de aynı yerini koruyacaktır ancak ne hikmetse İbrahim Tatlıses ve Aydemir AKBAŞ ikilisi gözümüzdeki ve gönlümüzdeki benzer yere sahip olamayacaklardır. Yaptıkları en yüksek rayting; Baba filminin bir sahnesidir; Yılmaz Güney ve İbrahim Tatlıses’in vefa için mapus damına girince sahipsiz kalan ailesinin fertlerinden birisi; geneleve düşürülen kızı ile olan karşılaşma, kızını tanıma sahnesidir. Serdar Gökhan ile Kadir İnanır ağabeyimiz bu açıdan klasikleşememekle beraber pantolon uyduramayınca gömlek yerine idare edilmiştir. İçlerinde en acımasızı ise Yılmaz Güney’dir. O suçluları hiç bağışlamaz, kötülere nasihat yerine ağızlarını kurşunla doldurmaya çok mütemayildir.  Polis Cemil veya Komiser Kemal’in kötülere karşı açtıkları savaş esasında sonu gelmeyecek, çocuğunun da torununun da devam etmesini gerektirecek bir savaştır. Polis Cemil’in oğluna ilk hediyesi de bunun için Doğan Avcıoğlu’nun ‘Türkiye’nin Düzeni’ kitabıdır. Hangi kitabı hediye etseydi diye çok düşünmüşümdür. İsmail Cem’in ‘Türkiye’nin Geri Kalmışlığı’ kitabı belki daha uygun düşebilirdi. Ne de olsa daha bütüncül bir konsepti vardır. O zamanlardaki filmlerin konsept danışmanları haliyle yoktu. Polis Cemil Eşref Kolçak’ın kızının katilini halletmiş ama geride kalanlar da onu delik deşik ederken oğlunun doğum günü hediyesi olan ‘Türkiye’nin Düzeni’ kitabı da filmin son sahnelerinde kana bulanmıştır. Ölürken yüzündeki garip gülümsemenin sebebi ise tam belli değildir. Komiser Kemal, Polis Cemil veya gazeteci Cüneyt Arkın filmin sonunda genelde sağ çıkmaz, bazen suçluları az sonra ‘arka kapıdan serbest bırakılacak’ şekilde adalete teslim eder, bazen de köprü üstünde kalbura çevrilir ve biraz sonra da uçaktan yok ettiği kötü kişilerin benzerlerinin aynı kıyafetler ve küstah tavırlarla inişi ‘SON’ yazısından önce sahnelenir. Aslında Yeşilçam; Kurtlar Vadisi filmlerini çok önceden beyaz perdeye aktarmıştır. Ancak Polis Cemil veya Komiser Kemal iyice yaşlanmışlardır artık… Bizim kuşaklarımız vadide neler olup bittiğini bilirler ancak aradan geçen 20 yılda yeni yetişen İskilip gençlerinin ihtiyacı da Kurtlar Vadisi ile karşılanmıştır. Bugün Cüneyt Arkın’ın yerini Polat Alemdar almıştır. Zannederim bu imaj da bir 15-20 sene idare edecektir. Polis Cemil, Komiser Kemal devletin açık, Polat Alemdar ise gizli görevlisi olarak kendilerini kanunun, hukukun yerine koyup adaletin teessüsünü gerçekleştirmeye, kötülerin cezasını vermeye, haksızlık ve adaletsizlikleri düzeltmeye çalıştılar hep… Devletin kurum ve kuruluşlarının ne işe yaradığı pek sorgulanmasa da görevlerini başarıyla tamamlayabildiler. Rahmetli Abdullah Çatlı da aynı görevi gerçek hayatta ifa etmişti. Filmler gerçekleşmiştir sanki… Nedense son Türk devletinde kötülerin cezası asker veya polisin kuralları çalıştırması, mahkemeler, savcılar, cezaevleri yerine kahramanlarımız tarafından verilmektedir. Peki bu arz eksikliğini nasıl gidereceğinizin cevabı hiç düşünülmüş müdür?  Bu milletin bu açıdan mümbit bir toprağa sahip olduğunu biliyoruz ancak hiçbir bireysel gücün adalet dağıtımında devlet kadar etkili olamayacağını, gerçek piyasada Polat Alemdar, Yusuf Miroğlu gibilerin %3 bile olmadığını da bir tarafa yazmak gerek. Alemin eskisi kadar mertliği, delikanlılığı kalmamıştır diye söylenmektedir. Her şey yozlaşırken mafya mı bundan istisna olacak yani… Polis Cemil Eşref Kolçak’ın kızının katilinin cezasını verdi ama esas suçlunun adalet üretimi ve dağıtımında yetersiz kalan, halkını adam yerine koymayan sistem olduğunu tam anlayamamıştır zannederim. Her şeyi yapmaya çalışıp nedense hiçbir hizmeti dört dörtlük yapamayan, toplumun beklentilerini karşılamada yetersiz kalan, gerekli değişim ve dönüşümlerini kendi iradesi ile yapamayan çağdışı bir devlet anlayışının esas katil olduğunu nerden bilecek? İki karpuzu bir koltuğa sığdırmaya çalışan devlet anlayışıdır esas suçlu… İcraatın içinden çıkmayan, serbest rekabeti, girişimciliği, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı duymayan hangi devlet bugün çağdaş normların içine girebilmiştir ki… Gelişmiş ülkelerin ekonomisi ve idari yapılarına daha bir dikkatle bakmaya şimdi daha çok ihtiyaç vardır. Onun tahsili bunu anlaması için yetersiz görülebilir. Ama bunu anlayacak seviyedekilerin özellikle bürokrasinin ve siyasetin bu ülkede sistem değişikliği yapmadan yapılan her hizmetin, yatırımın, kalkınmanın ve yasal düzenlemelerin sıfır olduğunu yeterince anlamamalarını anlamak zordur. Eskiden yapılanları daha iyi yaparak bu ülkenin dünyada layık olduğu yere ulaşılamayacağını görememektedirler. Ecevit bunu anladığı için düzeni değiştirme sevdasına kalkmış, tribündekileri sahaya davet etmiş, Özal’la birlikte düzen değişmeye başlamıştır. Kabul edelim ki değişimin öbür kısmında da farklılaşma vardır.  Kötüleri öldürerek bitirmek mümkün olamayacağına göre bu işin kestirme yollarına bakmak ise Komiser Kemal, Polis Cemil veya Polat Alemdar’ın harcı değildir.  Sistemi değiştirmek adına bu ülkede söylenen sözler ve yapılan değişik versiyon çalışmalar vesilesi ile…
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
+/- Yorumlar
Yeni Ekle

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( Pazartesi, 25 Mayıs 2009 )
 

Yazarlarımız