İSKİLİP'İ TANIMAK VE ANLAMAK PDF Yazdır E-Posta
Cumartesi, 02 Nisan 2011
Cumartesi, 02 Nisan 2011 | 522 defa okunmuştur.


                Neden bir zamanlar bölgesinde Merzifon’la yarışan ekonomik potansiyele sahip, Çorum’da en ağırlıklı bir ilçe olan İskilip bugün ilçeler arasında bile dördüncü sıraya düştü? Bu sadece bu ilçenin yakınından yol geçmediği için mi oldu?
                Osmancık, Sungurlu ve Alaca’nın yol yakınından geçerken İskilip’in de yakından geçmesi mümkün müydü?
 İskilip stratejik yanlışlığını dar bölgedeki esnaf ve bunun etrafında yapılanan eşraf ağırlığının sadece çarşı merkezli bir ekonomik yapıyı sürdürmesinden kaynaklandı.
                Aslında bütün şehirlerde bu tür hassasiyetler vardır. El sanatları üretimine dayalı arasta ekonomisi, kültürü, şehirlerin bir zamanlar itici faktörü iken seri üretimin, fabrikasyonun gelişmesine paralel olarak bunlar önemini vs… kaybetmeye başlar. Ekonomik hayat öyle bir şeydir ki her türlü değişime vaktinde tedbir almak, müşteriyi kaybetmemek lazımdır çünkü giden müşteri bir daha kolay kolay geri gelemiyor.
               İskilip arasta ekonomisinin zayıflamasına bağlı olarak ekonomik yapısını değiştireceğine bunu daha da muhafaza etmeye çalışan bir refleksi geliştirdi. Esnaf ve sanatkarın toplumun sosyal, kültürel hatta siyasal yapısı içerisinde sahip olduğu önem, kültürel değerleri aktarma özelliği her türlü tedbirin ve değişimin önüne geçmeye başladı.
               Bunun şehircilik açısından her yerde görülen yansıması çarşı merkezli ekonomik yapının büyütülmemesi, müşteri potansiyelinin belli alanlarda tutulmaya çalışılması oldu. İskilip çarşı camisi etrafında kurulan arastalar, ticari alanlar yeni ekonomik yapılar, sistemler, müşteri kitlesinin, tüketicilerin ihtiyaçları, zevkleri ve beklentilerini giderek karşılayamaz hale geldiğini göremez olduk. Yıllardır manifaturacılık yapan bir esnafın yanında beyaz eşyaya başlayan diğer esnaf 50 yıllık manifaturacıyı ekonomik anlamda sollamaya başlayabildi.
              Dar bölgedeki ticari alanı genişletmeye yönelik bütün gayretler sonuçta İskilip’in şehircilik açısından büyümesini de engelleyen dinamiklere yol açtı. Hacıkarani köprüsünün ilerisine gidemeyen İskilip; çarşının gerisinde ve etrafında olan mahallelerden ibaret kalmaya başladı. Çarşının ilerisinde yapılacak her yatırım müşterinin şehirden uzaklaşmasına yol açar denildi.
              Devlet yatırımları açısından mümkün olduğu ölçüde belli bir alanın dışına çıkılması sağlanamadı. Tosya yolunun bu kadar gecikmesi, bunu yatırım planına alan bir bakanın adeta İskilip’ten dışlanması,  Kızılırmak köprüsünün mesafeyi 90 km.ye çıkaracak şekilde planlanması boşuna değildir. Ulaştepe mahallesi artık yukarılara doğru yani Karatepe, Kuyumcubağı, Oluklu, Mutaflar mahallesi Oduncu sokak, Erenler tepesinin eteğine; Samuda doğru vs… şişmeye başladı. Buraların bugün yaşadığı yol ve su problemleri aslında doğal olarak ortaya çıkacak konulardı.
              Yol ve su sistemi dere yatağına kurulmuş bir şehrin gereklerine göre planlanmadı.
 İskilip alanı sokakları, caddeler, mahalleleri ile vs… çarşının uzağına gitmeyecek ve halkın çarşıya bağımlılığını azaltmayacak bir şehir yapılanması belediye uygulamaları sebebiyle sağlanmıştır. Geçmiş belediye başkanlarının hatta bütün siyasi parti yönetimlerinin neredeyse tamamı esnaf ve eşraf etkisine doğrudan açık bir yönetim sistemini uyguladıkları için üreten ve ticaret yapan kesimin öncelikleri, endişeleri daima ön planda tutulmuş, tüketici kesim kritik ve ciddi noktalarda gözardı edilmiştir.
              Türkiye’de bütün belediye yapılarına bakıldığında aslında bunu görmek mümkündür. Belediye meclisleri esnaf ve tüccar ağırlığının yüksek, tüketici kesimin düşük ağırlıkla temsil olunduğu yerler olmuştur. Bürokrasiden gelenlerin bazı açılardan tüketici kesime yönelik kaygılarla hareket ettikleri görülebilmektedir. Bazı haklı sebeplerle bürokrasiden gelenler ise yanına rahatça giremeyiz tarzındaki anlayışlarla dışlanmıştır. Halbuki bazı bürokratlar halka seçilmiş başkanlardan daha yakın olabilmektedirler. 
              Dolayısı ile geniş halk kitlelerinin çıkarlarını zedeleyecek bazı uygulamalar belediyelerce rahatça uygulanabilmiştir. Çarşıya yakın yerlerde dükkan ve iş yeri için belediyece yapılan istimlak uygulamaları veya kaldırım işgali bu açıdan değerlendirmeye muhtaçtır.
            İskilip bu sebeple alanını genişletmeyen, her türlü belediye ve devlet yatırımını vatandaş oraya gidemez uzak anlayışı ile şekillendiren bir konsepti yakın döneme kadar başarıyla geliştirebildi. Şehrin içindeki buğday pazarının ve terminalin Hacıkarani köprüsünün ötesine taşınması, eski itfaiyenin yerini terminalin yanına alışı, sebze pazarının çarşının içinden çıkartılması, belediye tamirhanesinin bugünkü Kadastro binasının bulunduğu yerden Halk Eğitim Merkezinin yanına götürülmesi, terminal bölgesindeki marangozların ve küçük sanayi esnafının da sanayi sitesine götürülmesi esnaf geleneğine sahip İskilip’te ciddi bir şoka sebep oldu.
             İskilip’in özellikle ticari ve esnaflık anlamındaki alanlarını merkezden uzağa doğru taşımaya çalışan Çaloğlu anlayışı aslında bunları dönemin iktidarının sağladığı imkanlarla İskilip’e bir şeyler yapmak arayışının doğal sonuçları oldu. Popülist uygulamalarla Kayacık ’ta gecekonduların yapımının teşviki bir ölçüde çarşı esnafına karşı oluşan tepkinin de sonucunda oldu.
             Amacın İskilip’i ticari alanını büyütmek olmadığı, yeni yatırımlar için bulunabilen yerlerin bu şekilde değerlendirilmeye çalışıldığını söylemek mümkündür. Yani bir ölçüde bilmeden yapılan icraatlar gözüyle bakılabilir çünkü bu konsepte sahip bir belediyecilik anlayışı başka alanlarda İskilip’i şehir olmaktan çıkartacak yol daraltmaları, kat artışları, ayrık nizamların bitişik nizamlara çevrilmesi, yıkılan jandarma binasının şehir dışına çıkartılması gerekirken hemen yanına yapılması gibi vs… uygulamaları yapmazdı.
           Bu arada bugün yapılmaya çalışılan eski yoğurt pazarının yıkılması isteği de bu açıdan ayrıca değerlendirilmelidir.
           Çarşı merkezinin rantı esnaf ve sanatkar kesimin yeni alışveriş ilişkileri sebebiyle düşmüştür. Kiloyla alınıp satılan arasta dükkanları Semerciler, Bakırcılar, Demirciler, Leblebiciler, Ayakkabıcılar arastalarındaki dükkanların çoğu fare yuvası haline gelmiş, bakımsızlıktan yıkılmak üzeredir. Çarşıların çoğu hatta Havuzlu çarşı bile in cin top oynayan bir konuma gelmiş, 2003’ler de adeta bomboş olan merkezin değişmeye başlaması sebebi ile Çorum caddesi yeni yeni canlanmaya başlamıştır.
             İskilip’in üretici kesimini bir araya getirmeye çalışan pek çok teşebbüs de başarısız kalmıştır. Kaymakam Abdullah Recai AKALAN’ın gayreti, demircilerin, ayakkabıcıların bir araya gelme çalışması akamete uğramıştır. ULAŞ A.Ş. de bazı art niyetli çalışmaları menfaatini ön plana alan gayretler desteklemiş, kötü bir örnek oluşmuştur. Devam eden ortaklık Öğretmenler Kooperatifi, Adım Gıda ve İskilip Yumurtadır. Fabrika kurma çalışmaları da esnaf geleneğinin köklü olduğu İskilip’te istenilen noktaya gelememiştir. Halk Eğitim ve esnaf çekişmesi de bu açıdan ayrıca değerlendirilmeye muhtaçtır.
             Hayvan pazarının Pazarbaşı veya Ulaştepe civarına yapılması konusu, Kurusaray ve Sakarya pazarları hep bu açılardan ele alınan ve tartışılan hususlardır.
1989 seçimlerinin son derece çekişmeli geçmesi ve sanki kişiler arası mücadele gibi algılanması uygulanan politikalarla doğrudan ilgilidir. Kişisel zaafların bu ölçüde siyasi mücadele konusu olmasına bu ölçüde gerek olmayabilirdi çünkü geçmişte de benzer durumlar bir ölçüde söz konusuydu. Problem eski yapının olduğu gibi sürdürülmesinden yana olan ve bu açıdan haklı talepleri olan kesimlerle yeni bir şehir yapısı kurmaya çalışan kesimlerin anlayış farkından doğuyordu.         
           Ancak sert bir mücadelenin geçmesi tarafların haklılığını veya haksızlığını bir ölçüde ortadan kaldırmış, verilen oylar da aslında ikinizi de istemiyorum şeklinde ortaya çıkmıştır.
            1995 İskilip Sempozyumunda dile getirilen devlet yatırımları için arsa bulunamaması konusu son derece önemlidir. Sağlık Ocağı, Anadolu Lisesi, Cezaevi gibi bir çok yatırım arsa temin edilemediği için geri gitmiştir. YİBO, Meslek Yüksek Okulu ve Kapalı Spor Salonunu’ na Kazanlı bölgesinde bulunduğu, diğerlerine neden temin edilemediği ise yeteri kadar araştırılamamıştır. Çünkü o zamanlarda temin edilemeyen bu arsalar bugünkü belediye yönetimince takır takır bulunmaktadır. Son 3.5 yıl içerisinde devlet kuruluşlarına 3.5 trilyonluk arsa adeta bedavaya verilmiş, karşılığında 35 trilyonluk yatırımın gelmesi sağlanacaktır.
 Hacıkarani köprüsü ile Hindoğlu yokuşu arası geçtiğimiz 15 sene içerisinde dolmaya başlamıştır. 1990’larda yapılan site sakinleri için burası hala şehre uzaktır. Normal şartlarda İskilip Sanayi arası boşluğunun olmaması, entegrasyonun sağlanması gerekirdi. Bu da ancak kamu yatırımlarının buralara serpiştirilmesi ile olabilecek bir konuydu ve gereken alt yapılar yapılamadığı için ara halen kopuktur.
           İskilip Belediyesinin son 3.5 yıllık icraatı dikkatle incelendiğinde görülecek manzara şudur: Belediye şehrin alanını sürekli olarak genişletmeye çalışmakta, bunu belediye yatırımları yanında devlet yatırımlarına yer vererek sağlamaya gayret etmektedir. Belediye meclisi ilk normal toplantısında şehrin mücavir alan planlamasını yaparak alanı 2.5 misli artırmış, 5 ay sonra önce Sanayi sitesinden başlayarak asfalt ve daha sonra devam eden parke çalışmalarına girmiştir. En ücra sokaklara bile parke döşenirken üretici kesimin olduğu sanayi sitesine 10-15 sene bir şey yapılmaması aslında yokluktan değil şehir merkezi ağırlıklı politikaların çevreyi pek çok açıdan önemsememizdendir.
            İskilip’in yeni şehir planlaması için belediyenin önderlik ve öncülük edemeyeceği konum 2004 Aralık ayından itibaren düzeltilmeye başlanmıştır. Özelleştirme, yapısal değişim dediğimiz uygulamaların aslında esas sebebi; belediyeye gelecek dönemde düşecek sorumluluğunu yerine getirebilecek bir yapıya kavuşturmak, hantallıktan, gereksiz işlerden ağırlıklardan çıkarmak, kurtarmaktı. Özelleşme uygulamaları genelde kar zarar mantığı çerçevesinde ele alınmıştır ancak bunun 2. hatta 3. planda olduğu çoğu kimselerce görülememiştir.
 2005 yılında İskilip sanayi arasındaki yol genişletme çalışması yanında yaz ayındaki eski Çankırı yolunun  da ele alınması, bir arabanın geçemeyeceği yolda 150’yi geçmek yasaktır(!) levha uygulaması, İskilip Kuruçay arasının Köy Hizmetlerince asfaltlanması öylesine yapılan uygulamalar değildi. 2002 yılında bulunamayan adliye arsası 2005 yılında bulunmuş, yanan Karaağaç köyü için 6.5 dönümlük yer verilmiş, en son 1997 yılında yapılan rıhtım için başlatılan çalışma sonucu 2006 yılında ihalesi gerçekleştirilmiştir.  Şimdilik uzak denerek talep oluşmasa da TOKİ konutları için yer bulma çalışması 2006 yılında bitirilmiştir.
              Yine Jandarma binasına, yoğun bakım odası, havalandırması olmayan ameliyathaneli, 6 yataklı odaları bulunan hastane için AOÇ’de yer verilmesi, Abdüliçinin 18. madde uygulamasına alınması, Kazanlı’ ya cezaevine 140 dönüm ve bir trilyonluk değerinde yer verilmesi  vs… hep şehir alanını büyütme gayretidir.
              Böylesine alanını genişleten bir şehrin belediyecilik yapısı da buna uydurulmak zorundaydı ve bu yapılmıştır.
              Yeni şehir alanının genişletilmesi çalışması daha çok yol ve devlet yatırımlarını serpiştirerek yapılmıştır. Tosya yolu, Eski Çankırı yolu, rıhtımın kenarına yapılacak yol, İskilip Sanayi arası yolu, TEDAŞ ’ın önünden Yivlik kayasına çıkacak yol, Koç kayasının kırılması, köprü genişletmeleri vs… İskilip’i bölgesindeki eski konumuna yeniden kavuşturmanın başlangıcıdır.
             Hacıkarani mezarlığında yer satın alınması, Pirinççiler Çarşısı ve Koç Kayasının etrafındaki evlerin kaldırılmaya çalışılması bu çalışmanın ön aşamasıdır. Adliye, rıhtım, Afet Konutları, Jandarma, Hastane, TOKİ, sanayi yolu genişletilmesi, Gökçebel ’de Anadolu Lisesi, su deposu vs… yatırımları konuları;  ihtiyaçları karşılamanın ötesinde şehir planlamasının önemli basamaklarındandır.
             Özelleştirmeler ile yeni bir İskilip oluşturmak için belediyenin yapmasa da olabileceği zarar eden işletmeleri tasfiye edilmiş hatta gelir kapısı haline getirilmiştir. Belediyenin üzerine düşmesi gereken işlerle uğraşacak bir yapı kurulmaya çalışılmıştır. Bu uygulamaların ilçedeki girişimci kesimi cesaretlendirdiği de ayrı bir husustur. Eskiden zarar eden hamam, mezbaha, ulaşım vs… bugün halen çalışmakta ve kar etmektedir. 180’i aşan sayıda azaltılan personelin çalışma sistemi işçiye göre değil işe göredir.
             Yani aynı masraf yapılsa bile, daha çok kişi dolaylı olarak çalıştırılsa bile işin sağlığı açısından yeni yapı daha verimlidir. Zaten Türkiye’de kamunun esas problemi personel fazlalığı değil bu personelin ölünceye kadar iş riski olmayan ölçüde çalıştırılması sistemidir.
            İskilip’teki belediyecilik uygulamalarını şehir merkezi rantını sürdürmek isteyenlerle şehrin alanı büyütmek isteyenler arasındaki çatışma olarak görmek lazımdır. Genelde zannedildiği gibi bu çatışma köylü şehirli çatışması değildir.
               Geçmişte bu çatışmayı yapanlara bakılırsa ve belediyenin çarşı merkezi ağırlıklı uygulamalarından mağdur olanlara mesela arsaları istimlak edilenlere bakılırsa bunun böyle olmadığı rahatça anlaşılabilir. Yine esnaf ve eşraf kitlesi artık homojen değildir ve içinde köylü şehirli her kesimden kişilerin yer aldığı bir yapıya kavuşmuştur.
 İskilip’te siyaset mücadelesi partiler arasında değil belediyecilik uygulamaları ve anlayışları arasındadır. Aynı parti içerisinde de bu ve diğer açılardan ayrılıkların gözlenmesi mümkündür. İktidar partileri bu açıdan İskilip’i büyütecek işlere ağırlık verirken koalisyon dönemlerinde statükoyu korumaya yönelik politikalar ön plana çıkmaktadır. Çünkü belediyeyi genelde iktidar partisi adayı kazanmakta, sadece koalisyon dönemlerinde kişilerin ön plana çıkması mümkün olmaktadır. 
               1983 seçimlerinde en yüksek oyu verdiği ANAP’ın adayını desteklemiş, 1987 yılında ANAP yine iktidar partisi olduğu için 1989 yılında bütün olumsuzluklarına rağmen ANAP’lı olarak kabul edilen ama adaylığını adı sanı olmayan bir partinin adayı olan Çaloğlu’ na desteğini çekmemiştir. 1994 ve 1999 yıllarında koalisyon dönemi olduğu için kişiliği ile ön plana çıkan adayı seçmiştir.
               12 eylülden önce de koalisyon dönemi sebebi ile kişiliği ile ön plana çıkan adayları seçmiştir.
 Önümüzdeki seçimlerin ana ekseni de bu çerçevede geçecektir. İktidar odağı ve partisi İskilip’i artık yepyeni yapacak ölçekte bir büyütmeye kararlıdır. İskilip halkı da aslında daima İskilip’İ büyütmeye yönelik politikalara destek vermiştir. İskilip’te ‘esnafın desteklediği aday seçimi kaybeder’ sözü neredeyse darb-ı mesel haline gelmiştir.
 
                Bu açıdan kişilikleri ikinci plana atabilmektedir. Dolayısı ile gelecek seçimlerin galibi şimdiden bellidir. Zaten 2007 genel seçimlerinde aynı faktörler her yerde geçerli olmasına, bir çok dezavantaja ve muhalefetin avantajına rağmen en yüksek oyun İskilip’ten çıkması küçük bir göstergedir. %61’le seçtiği, genel seçimde %70 oranında oy verdiği bir partinin belediye başkanı adayından desteğini hangi şartlarda çekebileceğini İskilip siyasetçilerinin değerlendirmesi lazımdır. 
               Elbette siyasette beklenmedik durumlar söz konusudur ama biz İskilip halkını tam tanıyamasak da diğerlerinden daha iyi anladığımızı zannediyoruz. Bazen iç içe geçseler de anlamak başka, tanımak başkadır. Geçmiş belediye yöneticilerinin İskilip halkını çok iyi tanıdıklarını ama anlamadıklarını rahatça iddia edebilirim. Tanısalardı bu ölçüde politik tavır ve tutumlar içine giremez, siyaseti kavga konusu değil kız isteme gibi ‘verirse teşekkür vermese canın sağ olsun’ tarzında bir tercih konusu haline getirebilirlerdi. 
               Zira siyaset sadece seçim kazanmaktan ibaret değildir.

(2008 yılında www.iskilip.bel.tr 'de yayınlanmıştır)

+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
+/- Yorumlar
Yeni Ekle

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( Cumartesi, 02 Nisan 2011 )
 

Yazarlarımız