Online ÜyelerÇevrimiçi üye yok
|
|
Dündar Taşer'in büyük rüyası 1 |
|
|
|
|
Pazartesi, 25 Mayıs 2009 |
Pazartesi, 25 Mayıs 2009 | 348 defa okunmuştur. Devrim yapacaklarmış… Devrim yapıldı zaten. Sosyalizm iyi bir şey olsa devlet niye getirmesin?Devlet hep iyi şeyleri mi getirir?Masraflı değilse evet!''Ne güzel, kütüphane müdürümüz var, kütüphanemiz var… Bir de kitabımız olsa…'Vizontole Tuuba Filminden… Erol GÜNGÖR kendisini kaybettiği zaman uzun müddet yarı mefluç dolaştığını yazdığı Dündar TAŞER 'in şahsında büyük Türkiye rüyasını anlatıyordu kitabında… Onunla münasebetimizi devam ettirmenin en iyi yolu onun öğrettiklerini başkalarına da öğretmek ve yetiştirirken yarım bırakıp gittiği gençlerin eğitimini onun bıraktığı yerden devam ettirmek olacaktır, diyordu…Aslında anlattıkları yaşanmış gerçekliklerdi... Bu gençlerin eğitimi alanında başlatılan süreçler zorunlu ve gayri resmi askerlik mecburiyetleri dolayısı ile yarıda bırakıldı. Siyasal retorikler, proğramlar ve eylemcilik ön plana çıktı. Kavga daima düşünceyi engeller ve düşünecek beyinlerin , entelektüel yetersizliklerin siyasi eylemcilikle doldurulması kaçınılmaz bir mecburiyet halini alır. İdeolojileştirilen bütün duygu ve düşüncelerin nihai ölümü; eline dağlarda kaleş, omuzlarda yumrukların dünyalar kadar büyük , dolayısı ile yük olan mavzer veya dededen kalma çakaralmazları alarak gerçekleştirilmiştir. Türkiye'de eline silah alan sağ ve sol fikir akımları orta ve uzun vadede itibarlarını kaybederek ülke bütünlüğü içerisinde sonuç itibarı ile belirleyici olma fonksiyonlarını kaybetmişler veya kaybettirilmişlerdir. Günümüzde ABD'nin Vietnamı olarak nitelendirilen Irak'ta aynı şekilde teröre bulaştırılan Sünni Arap ve bir kısım Türkmenlerin yönetim oyunu dışına atılmaları da bu espri ile gerçekleştirilmiştir. Herkes ABD'nin Irak'ta batağa saplandığını zannederken gelecek 50 yıllık yönetim dizaynı Sünni Arap ve Türkmenler diskalifiye edilerek gerçekleştirilmiştir.Türkiye'de Dündar TAŞER' in eğitmeye çalıştığı gençler onun ölümü ile ülke kurtarma refleksleri içerisinde adeta cepheye koşmuşlardır. 1970'li yılların yeni versiyonu; Çanakkale Savaşı yurt içerisinde ülke gençlerinin birbirlerine karşı silaha sarılmaları ile yeniden tekrarlanmış, sağın ve solun aslında en parlak beyinleri toprağa gömülmüştür. Bunun ispatı da 11 Eylüldeki anarşi ve terörün 12 Eylülde bıçakla kesilir gibi durmasıdır. Demirel bu konuda aslında haklıdır. 11 Eylüldeki terör 12 Eylülde nasıl olup da bitmiştir diye sormaktadır.Erol GÜNGÖR anlatıyor:'İlikleri donduran bir kış günü karlar altında yüzlerce gencin bayrağa sarılı bir tabut arkasından muntazam sıralarla yürüdüklerini gördüm. Elinde kitaplarıyla fakülte kapısından çıkarken şehit edilmiş bir arkadaşlarına karşı son görevlerini yapıyorlardı. Gözlerinde sadece bulanık bir hüzün değil bir ümit parıltısı okunuyordu. Başları dik vakar içinde yürürlerken onlara baktım ve düşündüm ki bu gençlerin pek çoğu Dündar TAŞER 'i görmemiştir. Halbuki bu vakur kalabalığın en önünde sanki o vardı. Gençler hakikatte bir şehit arkadaşlarının tabutu arkasında değil kendilerini kutsal bir ülkü yolunda toplamış ve mayalamış olan TAŞER 'in gösterdiği hedeflere doğru yürüyorlardı.Önümüzdeki yıllar içerisinde bu gençler ve onlar gibi daha binlercesi Türkiye'de ülkenin idaresini ellerinde tutacaklar. Aralarında ilim ve fikir adamları çıkacak, kendilerini bir delikanlılar kalabalığı olmaktan kurtarıp da bir milletin gençliği haline getiren azim ve iradenin nereden geldiğini araştıracaklar. Ağabeylerinin bir zamanlar dağınık , derbeder, sahipsiz, ezik dolaşırken nasıl olup da bir gün toparlandıklarını düşünecekler. O zaman bu kutlu toparlanmada büyük emeği geçmiş kimseleri daha iyi tanıyacaklar. Karşılarına bir büyük adam çıkacak ki, onun yaptıklarını kolay kolay izah edemeyecekler, BİR TEK KİŞİnin bu büyük işi nasıl omuzlayıp yürüttüğünü büyüklerine soracaklar, büyükleri ise onlara ancak şunu söyleyebilecek; TAŞER 'i tanımayan bunu anlayamaz. TAŞER ; eşkıyaya karşı aynı tip mücadeleye kalkanların arada ezileceğini gördü ve eşkıyanın saldırmaya cesaret edemeyeceği bir güç kurmanın yollarını aradı… Bu yapının büyük mimarının aziz hatırası önünde bir defa daha eğilelim. O bir manevi yapı kurdu, insanların fikirlerini ve gönüllerini birleştirdi. Bu da her türlü maddi yapıdan daha güçlüdür.' Devam edeceğiz.
|
|
Son Güncelleme ( Pazartesi, 25 Mayıs 2009 )
|
|
|