Dereden tepeden PDF Yazdır E-Posta
Pazartesi, 25 Mayıs 2009
Pazartesi, 25 Mayıs 2009 | 593 defa okunmuştur.


 Bir ülkenin, şehrin gelişmesi ve kalkınması plan program meselesi olmanın ötesinde bir iştir. Öyle olsaydı bizim bilmem kaçıncı beş yıllık kalkınma programlarımız veya Devlet Planlama Teşkilatımız sayesinde bir yerlere gelirdik. Bugün ciddi olarak bir yerlere elbette geldik ama bunun kalkınma programları veya Devlet Planlama Teşkilatımız sayesinde olmadığını herkes biliyor. Öyle olsaydı Türkiye 450.000 nüfuslu bir Avrupa ülkesinden 1 milyon dolar borç isteyecek hallere düşürülmezdi.  Seçimle gelenlerin veya atama ile gelenlerin başarısı veya başarısızlıkları konusunda her iki taraf için de verilebilecek yüzlerce örnek bulmak mümkündür. Öyleyse işin esası nedir?  İşin esası her ne olursa olsun ortada bir realite vardır: Bir ülke ne kadar çok sayıda ve değişik alanlarda yöneticilerini seçiyorsa o kadar zengin ve demokratiktir. Batılı örnekler ortadadır. Her zengin ülke demokratik demek midir ayrı bir husus ama zenginlikle girişimcilik, teknoloji üretimi arasında bir bağ kurmak daha anlamlıdır.  ABD özgürlükçü ve demokratik bir ülkedir yargısı verilebilecek pek çok örnekle çürütülebilir. Bu sonucu etkilemez. Kamu oyunun ne diyeceğinin önemli ve etkili olduğu, şekli unsurları ne olursa olsun seçimin yapıldığı, kişi başına gelirin 20-30.000 dolar civarında olduğu, bilimin, teknolojinin dünyanın diğer bütün  ülkeleri ile yarışırcasına üretildiği bir ülke elbette özgür ülke sınıfına girer.  Teknoloji devletçi, totaliter, rekabetin ve insan haklarının, hukukun üstünlüğüne saygılı ülkelerde geliştirilebilir ancak.  Elbette bu kavramlara ters uygulamalar, oluşumlar olabilir ama bizzat yaşayarak tecrübe edilenlere ne demek lazım bilmiyorum.  Zenginlik ve servet özel sektörün güçlü olduğu, rekabetin bulunduğu, tekelciliğin olmadığı, kamunun gereksiz üstüne vazife olmayan işlerle uğraşmadığı yerlerde üretiliyor. 1950 sonrası dönemle ÖZAL sonrası dönem bunun belli ölçüde örnekleri ile doludur. Bu esnada uluslar arası tekeller edebiyatı da iyi prim yapar ama sonuçta zenginlerin, ağaların döküntüsü bile fakirlere yeter.  Türkiye’de yol yokken yolsuzluk edebiyatının bir esprisi olmaz. Yoklukta hırsızlık olmaz. Yolsuzluk sonuçta varlıkta yapılacak bir iştir. Yokluğu paylaşmak bunun için kolaydır. Türkiye’nin dört bir yanında müthiş ölçülerde sürdürülen duble yol çalışmalarının bu ülkeyi hangi zenginliklere taşıyacağını fazla düşünmüyoruz. Ama bu muhtemel denecek adeta kesin sonuç heyecandan, sevinçten uyku tutmayacak güzel gelişmelerin başlangıcıdır. Göreceğiz.  Ülkemizin ciddi problemleri canlılığın, gelişmenin, hayatiyetin göstergesidir. Ümitsiz olmaya, karamsarlığa hiç gerek yoktur. Her an çocuklarının, akrabalarının kendini öldüreceği, zehirleyeceği, kötü şeyler yapacağı evhamı içindeki kadın psikoloji yersizdir. Polyannacılık ta oynayalım demiyoruz ama Edip AKBAYRAM’ın bir şarkısında söylediği gibi; “güzel günler göreceğiz çocuklar”.  Bir şey daha; her kaptan içinde olan sızarmış
+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
+/- Yorumlar
Yeni Ekle

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( Pazartesi, 25 Mayıs 2009 )
 

Yazarlarımız