Bürokrasi : Harakiri yapan sistemimiz üzerine notlar -4 PDF Yazdır E-Posta
Perşembe, 07 Mayıs 2009
Perşembe, 07 Mayıs 2009 | 577 defa okunmuştur.

Osmanlı bürokrasisi ve devlet yapısının işleyiş ve kuralları itibarı ile son derece sert, disiplinli ve katı olduğu söylenebilir. Ya devlet başa ya kuzgun leşedir bu yapıda... Bunda devletin sürekli tehdit altında olmasının, halkın geleceğini devletle özdeşleştirip devlet kavramına varlık yokluk anlamında önem atfetmesinin önemi büyüktür. Başarısızlığın bedeli kelleyi kaybetmeye kadar gider. Nitekim Merzifonlu Mustafa Paşa Viyana'yı alamayınca kellesini büyük bir sükunet ve teslimiyetle cellada teslim etmiş, İstanbul'a torba içinde başı gittiğinde padişah üzüntüsünden adeta fenalık geçirmiştir ancak bu devlettir, şakası yoktur. Bu yapıda bireysel özgürlükler esnek organizasyonlarla korunmuş ve dengelenmeye çalışılmıştır. Özgürlük ve otorite birbirinin karşıtı değil tamamlayıcısıdır. Totalitarizm ve anarşizm bunların ifrat ve tefrit halleridir.Bu anlamda bir bürokratik ve devlet geleneğinden gelen Türk toplumu devletten sadece ve en başta adalet, dirlik ve düzen beklemiştir. El hak Osmanlı bu konuda sınıfta kalmamıştır.

Toplumumuz şimdide devletin vurduğu yerden ses getirmesini, gücünün her şeye yetmesini, adaletin muhakkak yerini bulmasını bekleyen bir gelenekle yoğrulmuştur. Üç beş teröriste, mafyavari yapılanmalara nasıl güç yetirilemediğini anlayamamaktadır. Acziyetle devlet bir arada olamayacak  şeylerdir. Halkımız devletin istediği her şeyi vermiştir. En çok da kanını ve canını ...

Bunlar aslında en son ve en güç verilebilecek bir şeylerdir. Bürokratik zihniyet merkeziyetçi yapıyı temellendirerek bütün toplumsal dinamikleri adeta öldürmüş, padişah otoritesinin yerini almış ancak o otoritenin toplumun beklentilerini ve ihtiyaçlarını karşılamak anlamındaki fonksiyonlarını yerine getirmekte yetersiz kalan bir yapıya bürünmüştür. Eskiden toplumumuz çaresiz olmadıklarını, şöyle ya da böyle padişahın kendilerini kurtaracağı, mutlaka imdadına yetişeceğine dair bir umudu taşırlardı. Kurtarıcı psikolojisi boşuna yerleşmemiştir.Pratikte bu olur ya da olmaz ancak bu umudun taşınabileceğine dair demek ki bazı çıktılar söz konusu olabiliyordu. Onlar yedi evliya gücüne sahip insanlardı vs...

Günümüzde sadece bu inançla siyasi parti liderleri peşlerinden milyonları sürükleyebilmektedirler. Bürokrasi için böyle bir umudun ve inancın söz konusu olmadığı bir yönetim tarzına sahiptir Türkiye... bürokratın mekanlarına girerken içinin ürperdiği, çekindiği, onun geçtiği yerden ot bitmediği şeklindeki bir duygu boşuna yerleşmemiştir. Kaldı ki yanına varabildiğinde pek çok sıkıntısının nasıl büyük fedakarlıkla çözüldüğüne dair örnekler binlercedir. Ancak bir inanç ve duygu da aslında durup dururken boşuna yerleşmemektedir.

Örnek olaylar açısından ne kadar çok olayı sıralarsanız sıralayın Türk bürokrasisi içinde barındırdığı muhteşem kadrolarına rağmen kendisinden umut kesilmiş, olumsuz bir imaja sahiptir. Herhangi bir bürokratın halka ne kadar yakın, çalışkan, gayretli olduğuna dair vereceğiniz hiçbir örneğin bu duygu ve düşünceyi değiştirmeye yetecek kadar güçlü olmadığı açıktır. Halka çok yakın bir vali için doğru yanlış ,söylenen şeylerden birisi de devletin değil halkın valisiydi sözleridir. Bu söz hangi süreçlerin sonunda söylenebilmiştir? Bu yapı içindeki insanlar aslında kendi aramızdan çıkan, çoğunluğu dürüst, gayretli, fedakar vs... bizim insanlarımız olmasına rağmen neden  bürokrasi bu ülkede çok sevimsiz bir imaja sahiptir? Neden Türk bürokrasisi bu toplumun problemlerini otel odasında çıkan yangını resepsiyondan devamlı istediği bardak bardak suyla söndürmeye çalışan soğukkanlılık denilen ama aslında vurdum duymazlık sayılması gereken psikolojisi ile söndürme sistematiğine sahiptir?  Bu soruların verilecek pek çok cevabı vardır ancak ortada bir realite vardır ki inkarı mümkün değildir.Türkiye'deki  bürokrasi hizmet ettiği halkının insanca ve refah içerisinde yaşama arzusunu yerine getirebilme açısından felsefesi,sistematiği, kuralları ve kurumlaşmaları ile sınıfta kalmıştır. Bu toplum bu memur eli ile insanca yaşama, refahın, zenginliğin,mutluluğun gerçekleşeceği konusunda olumlu bir gelişmenin olabileceğine dair umudunu maalesef kaybetmiştir. Bundan dolayı da ‘elin gavuru'ndan bu konuda umutlu bir bekleyiş içine itilmiştir. Bu konuda haksız olmadığı gibi yanlış da yaptığını söylemek öyle kolay değildir. Bunun en büyük sebebi ve sorumlusu Türk bürokrasisidir çünkü yıllardır yaptığı reformlara, düzenlemelere, tanzimatlara rağmen fonksiyonunu, verimliliğini kaybetmiş,kendi halkına dış düşman olarak tarif ettiği ülkelerin verdiği değeri verememiştir. Bu konuda aslında yaptığı çok ciddi fedakarlıklar vardır ancak bunlar lütuf anlayışı ile yapılanlardır. Yıllar önce yapması gerekenleri yapıp acaba demeden bir de tören düzenlemekte beis görmeyen bir anlayışın sahibidir. Halkım buna layıktır anlayışını verebilseydi az şeyler çoğa sayılırdı. Bürokrasimiz insanımızın gönlünde maalesef sınıfta kalmıştır. Gelecek körüdür. Sürekli harakiri yapmakta ama ne hikmetse her seferinde yeniden doğmaktadır. Astığını, sakıncalı piyadelerini,hain dediklerini, ders kitaplarında yazılı şiir okuyanları bugün hapsedip yarın en üst noktaya gelebilecek,kahraman ilan edebilecek, devlet töreni ile cenazesini kaldırabilecek veya yeşil pasaport verebilecek kadar ilkesiz, adalet ve mantıksal örgülerden mahrumdur. Dün dündür bugün bugün diyen büyüklerimiz aslında boş konuşmamaktadırlar.Evrensel insani ölçülerin dışında gereksiz kaygılarla hareket eden her kurumun mukadder akıbeti benzerdir. Bunun en vahim tehlikesi ise meşruiyetini kaybetme sürecidir. AB süreci içine girdiğinde gösterdiğimiz değişim ve dönüşümü çok önceden gösterebilseydik bu halkın bizi anlaması belki mümkündü ama şimdi ‘elin gavuru' zorlatmasaydı bu ülkede daha insani bir idari yapının, özgür bir ortamın vs... tesis edilebileceğini söyleyenlere ancak gülünebilmektedir. Yiğit düştüğü yerden kalkar. Bu devlete çeki düzeni yine devlet verecektir. Ancak bu bürokratik yapı ve zihniyetle değil. Daha modern, çağdaş, dünya ile uyumlu, fonksiyonel ve  verimli, uzmanlığa, sürekliliğe vurgu yapan bir bürokrasi ile... Harcamalarından ve hikmetlerinden sual edilebilen, kendisinin tanrı tarafından görevlendirildiğine sahip olan bir anlayışa sahip olmayan bir bürokrasi... Katip  hegemonyasından uzak, devletin millet için olduğunu gösteren, toplumunu şekillendirmeye çalışan değil geleceğe hazırlayan, nal toplama geleneğinden, yumurta kapı olgusundan uzak bir bürokrasi... Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış, tasada ve kıvançta ortak bir toplumun bürokrasisi... O zaman bürokrasi bu ülkenin dünyada iddia sahibi olmasına giden yolun lokomotifi olacaktır. Kısaca olmazsa olmaz ancak duvar değil köprü işlevinde bir bürokrasi...

+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
+/- Yorumlar
Yeni Ekle

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( Pazartesi, 25 Mayıs 2009 )
 

Yazarlarımız