Online ÜyelerÇevrimiçi üye yok
|
|
Bürokrasi : Harakiri yapan sistemimiz üzerine notlar 3 |
|
|
|
|
Perşembe, 07 Mayıs 2009 |
Perşembe, 07 Mayıs 2009 | 334 defa okunmuştur.
Türkiye siyasi ve idari tarihinde pek çok felsefi akım, ideoloji rüzgarları bazen güçlü şekilde esmiştir. Bir zamanlar Türkiye'de sosyalizmin artık kaçınılmaz ölçüde hakimiyet sağladığı, bazen İslami dalganın önüne her şeyi alıp gittiği bazen de Batılılaşma eğilimlerinin önüne geçilemez etkilere sahip olduğu gözlemlenmiştir. Ancak son tahlilde bunların anlaşılması güç bir şekilde ve çok kısa zamanda ülkenin gündeminden silindiğine şahit olunmuş, birden bire bu anlamdaki oyun havaları değişmiştir. Sosyal ve siyasi hareketler açısından Türkiye gündemi çok kısa zamanda değişik türküleri söyleyebilen bir karaktere sahip olduğunu göstermiştir. Süleyman DEMİREL 11 Eylülde mevcut olan anarşinin 12 Eylülde neden kaybolduğunu sorarken aslında haklıydı. 28 Şubatta birdenbire Türkiye'nin siyasi havasının parçalı bulutlu oluşu ve her kesimin buna göre tavır değişikliğine gidişi yine 12 Eylüldeki anarşinin durması kadar anlamlıydı. Siyasetçilerin yolcu bürokrasinin hancı olduğu bu ülkede ekonomide, siyasette ve kültürde bürokratik zihniyetin belirleyiciliği olgusu halen devam etmektedir. Son zamanlarda AB'ye girişin Türk devlet hayatındaki köklü dönüşümlere yol açacağına dair düzenlemelerin kalıcı olmasının halkın sağ duyusundan başka garantisi yoktur. Türk toplumunun ve devletinin çağın gereklerine uygun dönüşümünün yandan gelen pabuççu muştaları ile olmasının bu değişimlerin iyi mi kötü mü olduğu konusunda karar vermeyi zorlaştırdığı açıktır. Tek partili siyasal bir hayattan çok partili düzene geçişimiz dış zorlamalarla değil de bürokratik kadroların inisiyatifinde kalsaydı acaba ne kadar mümkündü? 14 Mayıs, 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül hareketlerinin gerisinde yatan dinamikler incelendiğinde dış müdahalenin olmaması halinde Türkiye'nin ekonomik rotası ne olurdu sorusu hiç sorulmamıştır. Bu meyandaki soruların en az ekonomik teslimiyetçi politikaların eleştirisi ölçüsünde sorulması elbette gerekirdi. Halkımız bürokrasiyle muhalefeti de teslimiyeti de çok iyi değerlendirmektedir. Turgut ÖZAL'ın seçim zaferinin gerisinde bürokratik işkenceden milleti kurtaracağına dair söylemlerinin ciddi payı vardır. Bu ülkede ehliyet için ilk okul diploması gerekir şeklindeki yasal ifadeyi üniversite mezunundan da ilk okul diploması isteyecek şekilde uygulayan memurun kafası değiştirilemediği için yasa değişmiş diğer diplomaların da kabulü sağlanabilmiştir. Gelecekte bu minvalde pek çok konu mizah tarihimizde hak ettiği yeri alacaktır. Turgut ÖZAL günümüzdeki bürokrasiyi anlayabilecek bilinci oturtabilmek için yurt dışından pek çok 'prens' getirmişti. Türk halkı ÖZAL'ın ve bunların içerideki yerli unsurların yaptıkları yıllardan beridir yapılagelen hataların çok gerisinde olan yanlışlıklarını abartarak ciddi bir şekilde tenkit ve dışlama arayışına girdi. Dışarıdan gelen her yeniliğe ve her yeni insana şüphe ile bakmak kesin kuraldır adeta.. Genelde ABD, İngiltere ve Almanya'dan gelen bu insanlar daha önce buralarda eğitim görmüş, kendilerini anlayabilecek kişilerin yardımıyla bürokratik sistemi dönüştürme sürecini de başlatabildiler. Özelleştirme, hizmet alımı, rekabetin teşviki gibi konular Türkiye gündemine girebildi. Bundan önce bir devlet memurunun ticarete girişi ayıp sayılan işlerdendi. Ahmet Nusret TUNA'nın dışişleri bakanlığında yurt dışı görevde çalışan damadı bir tayin sebebi ile istifa edip ticarete girince mesai arkadaşlarının kendisiyle ayıp bir iş yapıyormuşçasına görüşmekten kaçındıklarını eşi esprili bir dille anlatmıştı. Çünkü bürokrasi tüccarla tefeciyi sürekli aynı görmüştür. Ona göre tüccar dediğin menfaati için havayı bile parselleyip satacak kadar gözü dönmüş vurgun heveslisidir.... Halbuki kendi iş adamına ihale alabilmek için görüşmelerde bulunmaya Türkiye'ye gelen İngiliz, Fransız, Alman ve ABD Başkanlarını da takdirle karşılıyorlardı. Bizim yöneticilerimiz ise sadece ülkemizin siyasi menfaatlerini korurlar, siyasi tehditleri ciddiye alırlar, ekonomik tehditlere ise pabuç bırakmazlardı. DEMİREL İngiliz Başbakanının masasına yumruğunu vurup gelmiştir vs... Türkiye'de bürokrasi hiçbir zaman kendisinden daha güçlü ve istikrarlı bir kuvvete müsaade etmemiştir. Siyasi iktidarlar ve sermaye onun dudağından çıkacak bir emirle hak ile yeksan olabilecek kadar temelsiz, köksüz ve göstermeliktir. Servetin kaynağında onun olması, kaynak dağıtımında son sözün ona ait olması ve karşısında gözetmek zorunda kalacağı burjuvazinin, aristokrasinin, köklü bir işçi sınıfının bulunmaması gücüne güç katmaktadır. Ancak yürütmekle mükellef olduğu devletin ve toplumun diğer devletler karşısında göreceli geriliği fonksiyonlarının sorgulanmasına yol açmaktadır. Onun inisiyatifine teslim edilmiş bir ekonomik ve siyasal yapının benzerlerine göre nasıl geride kaldığını gördükçe kendisine yönelik sorgulamanın dozajı artmaktadır. Bunun için genelde bu ülkenin nereden nereye geldiği, bir zamanlar iğneden ipliğe her şeyi ithal ettiğimiz şeklindeki öğünmeler anlatılmaktadır. Halbuki gelişmenin ve kalkınmanın geriye bakarak değil çevreye bakarak ölçülmesi gerektiği, hiç kimsenin zaten yerinde saymadığı göz ardı edilmektedir. Bürokratik zihniyet bu sebeple 1990'lara kadar Türk halkının dış dünyayı görmemesi için pek çok tedbiri uygulamaktan geri kalmamıştır. Örneğin 1978 yılına kadar yurt dışına gidişler yurt dışı harcamaları vergileri, süre sınırlamaları, döviz temini gibi bahanelerle engellenmiştir. 1960 yılına kadar yurt dışına turist olarak gitmek için Maliye Bakanının iznine ve Merkez Bankasının döviz tahsisine bağlıydı. Mülkiyeli Erhan BENER Bürokratlar isimli kitabında bunu anlatır. Turgut ÖZAL 1984 yılında yurt dışına gidişleri tamamen serbest bırakınca Maliye Bakanlığı yetkilileri günlerce uyuyamadılar çünkü dövizlerin yurt dışı çıkışları dolayısı ile hemen biteceğini zannediyorlardı. Bugünkü gazetelerin yurt dışı seyahat ilanları aslında ciddi bir devrimin sonucu sayılmak gerekir. Bir zamanlar Mesut YILMAZ'a atfedilen 'küçük olsun benim olsun' anlayışı aslında bürokrasinin anlayışını da yansıtmaktadır. Küçük, benzerlerine göre geri, her geçen zamanla gerileme sürecinde arkadan gelenlerin kendisini solladığı bir Türkiye'de bürokrasi zenginlik, servet ve mutluluk üretmeyen anlayışı ile kendi geleceğini yok etmeye programlıdır. Gelişemeyen çürür yozlaşır, çevresini de çürütür yozlaştırır. Belediyeler ve Kamu Yönetimi Yasaları bu açıdan son derece önemlidir. Bu ülkede devlete çeki düzeni yine devletin kendisi verebilecektir. Şu anda kendi kendine harakiri yapan bu bürokratik anlayış ve tavırların aslında geleceğin güçlü Türkiye'sini yok ettiğini dünyayı tanıdıkça toplumumuz görmektedir.
|
|
Son Güncelleme ( Pazartesi, 25 Mayıs 2009 )
|
|
|