BÜROKRASİ : HARAKİRİ YAPAN SİSTEMİMİZ ÜZERİNE NOTLAR... 1 PDF Yazdır E-Posta
Perşembe, 07 Mayıs 2009
Perşembe, 07 Mayıs 2009 | 254 defa okunmuştur.

  Türkiye’de bürokrasiden şikayet etmenin moda olduğunu, hemen herkesin vur abalıya misali bütün kötülüklerin kaynağında bürokrasiyi görmesinin aslında abartılmamış , gerçeğin ifadesi olduğunu söylemek mümkündür. İçinde ve dışında yer alan herkesin bürokrasiden şikayeti yersiz ve haksız bir olgu değildir. Ancak bu konuda Osmanlı’nın son iki yüz yıllık tarihindeki bürokratik sistemle cumhuriyetin bürokratik sistemi arasında nitelik açısından bir fark olmadığını da dikkate almak lazımdır. Modern bir devletin olması gereken en büyük unsuru bürokrasi neden bu kadar olumsuz bir anlam ve imaj yüklüdür?               

Osmanlı’nın tanzimat dönemi denilen yani devletin yeniden tanzim edildiği, düzenlendiği aşamadaki bürokrasisi ile cumhuriyetin bürokrasisi sahnede birbirleri ile ne kadar kavgalı olurlarsa olsunlar sahne gerisinde sistem, yapı ve felsefe açısından birbirlerinin devamı oldular.                

Çünkü her ikisi de toplumun ve hayatın her alanını düzenleme iddiasından vazgeçmemişler ve kendilerini sürekli olarak yeniden üretmenin arayışı içinde olmuşlardır. Kendisini sürekli halkın üzerinde görmüştür çünkü halk nesnedir. Denetim dışında kalmak iddiasından vazgeçmemiştir. Onun garantileri vardır ancak halkın yoktur.

Bürokratik zihniyet sınıfsız ve imtiyazsız kaynaşmış bir kitle idealini Türk toplumunu statü toplumu haline getirerek yozlaştırmıştır. Bunun sonucu herkesin baş olabileceği kadar bakanlıklar, genel müdürlükler, başkanlıklar, bölge, il, ilçe kurulması, sürekli şişmesidir.  Bürokrasi marifeti ile yapılan bütün düzenlemelerde sonuçta keser hep kendisine yontulmuştur. Nice kanun bakanlık koridorlarında hadım edilerek TBMM’ye gönderilmiştir. Bürokratik yapının yine bürokrat eliyle düzeltilmesinin mümkün olamayacağı gerçeği yeterince fark edilememektedir.               

Ekonomik düzenlemelerin, liberalleşme eğilimlerinin getirdiği sınırlamalar bürokratik yapıyı kısmen etkileyebilmiş olda da bürokrasinin eğitim ve kültür alanındaki tekçi otoriter karakteri aynen devam etmektedir.                

Öyleyse ne olacaktır?               

 Olması gerekenlerin artık dış dinamikler tarafından tayin edilmesi aşamasına gelen bir ülkenin fertleriyiz. Siyasi tarih kitaplarında bahsedilen ‘alttan bir kuvvet hasıl etmek mümkün değildir. Yukarıdan gelen kuvvet de bizi eziyor. Öyleyse papuççu muştası gibi yandan bir güç kullanmak lazımdır’ diyen Osmanlı paşasının ifadesi artık uygulamaya girmiştir.                Dış tehditlerle ülkemizin içini, sistemini düzenlemek, değiştirmek çoğumuzun gücüne gitmekte veya milli gururumuzu zedelemektedir. Ama halkının adam yerine konulmadığı, sürü ve gereksiz kalabalık olarak görüldüğü, buna yönelik uygulamalara muhatap edildiği bir idari yapı, nüfus cüzdanında T:C vatandaşı yazdığı halde suçlu değil düşman, hain gibi kavramların kullanılması nedense kimsenin milli gururunu zedelememektedir. Bir zamanlar 15 günde 15 kanun dayatmasının müdafaasının ‘biz bunları Avrupa istediği için değil halkımız için  yapıyoruz’ şeklindeki bazı bakanların gözümüzün içine bakarak yaptığı beyanatlarının samimiyetsiz olduğunu hepimiz biliyorduk.               

Ancak bu ülkedeki bürokratik yapının sahip olduğu ve siyasi iktidarların bile üzerinde olduğu gücün Türkiye’yi getirdiği noktanın da milli onurumuz ve gururumuzu zedeleyen çıktılarını görünce ve bu ülkedeki çağdaş dünya ile olan uyumun hep dışarıdan gelen papuççu muştaları ile yapılmasına rağmen bunların iyi mi kötü mü olduğu yolunda bir kanaat sahibi olmakta zorlanıyoruz.                

Örneğin ‘yolsuzluklarınızı önleyin, halkınıza işkence etmeyin, sağlık ve çevre konusunda halkın yararına standartları sağlayın’ vs... gibi dayatmaların cari bürokratik yapının kendiliğinden yapacağı şeyler olmadığını görmek gerçekten kafamızı  karıştırmaktadır. Yani bizi bizim devletimizden daha fazla korumaya giden bir anlayış söz konusudur bazı açılardan... Dış düşmanlarımız adeta bizim halkımızı bizden daha fazla korumakta ve kollamaktadırlar.  İyi ki AB var dedirtecek kadar kendi insanının gözünü dışarıya çevirecek duyarsızlığa, değersizliğe sahip bürokratik sistemimiz, vatanın önceliğinden bahsederken vatandaşın adeta beş kuruşluk kıymeti olmadığını düşündürecek tavır ve uygulamaların sahibi olmaya devam etmektedir.               

Bu yapının içindeki insanların sağcı, solcu, dindar, laik, ilerici, gerici olması, camide veya meyhanede bulunması vs... olması durumu fazla değiştirememektedir. Vatanını çok sevdiğini söyleyen insanların yaptıklarının düşman tarafından bile yapılamayacağını görmenin ızdırap verici olduğu da ayrı bir husus...                

Rahmetli dedem 18 sene muhtarlık yapmış birisi olarak ‘memuru çok olan devletten hayır gelmez’ derdi... Çünkü memurun eline kalmış bir yönetimin ne olduğunu yaşayarak gören birisiydi.  Siyasi iktidarlar yolcu o hancıdır...               

Bunun için kamu yönetimi reformu gibi ‘tehlikeli’ işler zinhar ele alınmamalı ya da  ele alınırsa da elde kalmalıdır. Ya tutarsa bu ülkenin hali nice olur...   

+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
+/- Yorumlar
Yeni Ekle

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( Perşembe, 07 Mayıs 2009 )
 

Yazarlarımız