Online ÜyelerÇevrimiçi üye yok
|
|
Ak Parti güneydoğuda olmazsa ne olur |
|
|
|
|
Pazartesi, 25 Mayıs 2009 |
Pazartesi, 25 Mayıs 2009 | 371 defa okunmuştur. Demokrat Parti; kurucu kadrolar ve tavanından daha çok temsil ettiği muhafazakar, milliyetçi ve liberal kesimlerin oyu ile iktidarını sürdürdü. 27 Mayıs darbesi ona karşı yapıldığı, parti liderleri idam edildiği halde tabanını kaybetmedi. Adalet Partisi olarak devam ederken yeterince temsil olunmadığı gerekçesi içinden iki önemli partinin doğumuna yol açtı. 12 Mart'tan sonra Türk siyasetine giren MHP ve MSP merkez sağın mutlak iktidarının ÖZAL’a kadar kaybına sebep oldu. Bu partiler esasında iktidar olması için kurulmuş partiler değildi. Muhalefette kalması iktidar olmasından daha faydalı olabilecekken temsil ettikleri görüşlerin toplumda ciddi kabul görmemeleri için yeteri kadar olgunlaşmadan ve değişik çatışmaların, cepheleşmelerin vs… tarafı haline getirilip iktidara ortak edildiler. İktidar Türkiye’nin mevcut idari ve ekonomik yapısı dolayısı ile bu tür partilerin mezarlığıdır. Nitekim öyle oldu. 12 Eylülden sonra da bitirilmek istendiklerinde iktidara getirilip prestij ve imajları yerle bir edildi. Çünkü siyasetin ve ülkenin dinamikleri bu partilerin seslendirdikleri fikirleri duyguları uygulamalarına müsait olmayan bir yapıdaydılar. Ve bu partilerin ülkede yapı ya da sistem değişikliği anlamında somut projeleri hiç olmadı. Daha çok devlet hizmeti, daha çok destek, maaş artışı, devlet ve belediye kadrolarının doldurulması dışında sesler yankılanmadı, talepler gündeme gelmedi. Düzeni değiştirme sloganı esasında düzenden daha çok pay kapmanın arayışını ifade ediyordu. Sürekli pastadan pay kapma arayışlarının hedefinde ve içinde oldular. Adalet Partisi daha sonra içindeki kadrolardan ANAP’ı ve DYP’yi çıkardı. İkiye bölünmesine rağmen ikisi de merkez sağın temsilcisi olma iddialarını 1990’lı yıllara kadar sürdürebildiler. Merkez sağ taban gidecek parti olarak karşısında bunları gördü. Bu iki partinin birbiri ile olan mücadelesi CHP ve benzer partilerle olan mücadelelerinden daha ‘kanlı bıçaklıydı’… Geçmişte birlikte siyaset yapan aynı kadroların yeni partilerdeki farklı politik tercihleri birbirlerinin törpüsü olmalarına yol açtı. Türkiye’de seçmenlerin fikir kökenlerinin aynı olması içinde bulundukları partinin politikalarına göre tavır almalarına engel olamamaktadır. Parti politikalarının kişileri aşan yönleri çoktur. Falanca partilinin filanca fikre mensup olması son tahlilde o kadar etkili de değildir. Türk toplumu kavgayı sever ama kavgacılardan hoşlanmaz. İstedikleri kadar haklılık payları olsun… Dolayısı ile merkez sağı temsil iddiasındaki bu iki parti dayandıkları tabanın temsilini kaybettiler. Sandıktan bir kere ciddi oy kaybıyla çıkan partilerin değişmeden, dönüşmeden tekrar büyüme şansı yoktur. Ancak AK Parti gibi ipek kozasındaki yumurtanın kelebeğe dönüşmesi gibi yeni doğum sancısı olursa durum değişir. CHP bu anlamda en sağlam duran partidir. Hiçbir zaman dayandığı tabanın temsilcisi olabilme konumunu kaybetmemiştir. CHP geleneğinin sürekliliği ve kesintisizliğine karşılık DP, AP ve ANAP askeri müdahalelerin de etkisiyle oy aldığı kesimlerin tam temsilcisi olamamışlardır. AK Partinin doğuşu ve güçlü iktidarı bu sebepledir. Popülizm ve günü birlik hesaplar içinde, çapsız yöneticiler elinde kalan ve kendi kendini yiyen merkez sağ partiler aslında ülkeye geleceğini de kaybettirdiler. Dış düşmana gerek bırakmadılar canları sağolsun… İtibar ve güven namus gibidir, giderse geri gelmez… ANAP, DYP ve MHP değişim ve dönüşümlerini yapmadıkları müddetçe bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olamayacaklardır. Dolayısı ile 1990’larda temsilcilerinden yüz çevirmeye başlayan merkez sağ taban Fazilete, doğuda MHP ve güney doğuda da DEP gibi partilere yöneldi. Türkiye’yi yönetecek bir partinin bu ülkenin her bölgesindeki seçmenin oyunu alması şarttır. Yani iktidar partisi Türkiye partisi olmalıdır. Gücü, etkisi ne olursa olsun Türkiye’nin her yerinde olamayan bir partinin bu ülkeyi yönetecek güce sahip olması mümkün değildir. Bu sebeple MHP ve HADEP’’in tek başına iktidar olma şansı sıfırdır. MHP güney doğudan oy alamadıkça, HADEP bir bölge partisi olmaktan çıkıp Türkiye partisi olmadıkça iktidar olma şansları yoktur. Nitekim her iki parti ülke barajını geçtik mi geçmedik mi probleminin muhatabıdır. ‘Bizim baraj problemimiz yoktur, iktidara yürüyoruz’ sözleri havada asılıdır. MSP ve devamı partilerin ; Fazilet, Refah vs… bu anlamda söylemleri ve politikaları açısından iktidar olma şansı vardı ve de olabildiler. Bu şansları değişim ve dönüşümlerine bağlı olarak arttı. Bütün ülke insanını kucaklamaya yönelik politikaları uygulamayı denediler ve bir ölçüde de başarılı oldular. Bütün Türkiye’de oy alabilme şansına sahiptiler. Ama esasında ÖZAL’a karşı yapılan 28 Şubat bu partilerin de tasfiyesine yol açtı. Fazilet Partisinin silinmesi sebebi ile de özellikle güney doğuda DEP gibi ve devamı partiler bugün de HADEP en büyük siyasi güç haline geldi. Hakkari Valisinin HADEP’li belediye başkanları için söylediği ‘halk bunlar dur deyince duruyor yürü deyince yürüyor’ tarzındaki ifadenin biraz gerçekçiliği vardır. Doğuda ve özellikle güney doğuda siyasi olarak HADEP 3 Kasım seçimlerinde milletvekili bazında ve 28 Mart belediye seçimlerinde AK Partinin karşısında geriledi. Terör kontrol altına alınabildi ama son tahlilde de bölgede sadece iki önemli siyasi güç kaldı : AK Parti ve HADEP… Son siyasi gelişmeler ve terör olaylarının bölgede idari ve askeri egemenliğin zayıflatılmasına yönelik olduğu açıktır. Cebindeki kimlikle kimsenin bombalama eylemi yapmayacağı açıkken sanki askeri kişilerin bölgede bazı provakatif eylemler yaptığı imajı yaygınlaştırılmak istenilmektedir. Amaç ordunun meşruiyetini ülke genelinde tartışmaya açmak, bu konuda zihinleri bulandırmaktır. Bir ölçüde de başarı sağlanmış gibi gözükmektedir. Bu sürecin ileri aşaması bölgedeki adalet kurumlarının, kadolarının ve işleyişinin felç edilmeye çalışılmasıdır. Türkiye’de AK Partiye yönelik her türlü operasyonun aslında doğu ve güney doğuda ülkenin milli birlik ve beraberliğine dinamit koymak olduğunu göremeyen siyasi bir gaflet giderek yayılmak istenilmektedir. Bölgenin siyasi açıdan en güçlü örgütünü yıpratmak etnik ayrım isteyen siyasi örgütleri rakipsiz bırakmakla eş anlamlıdır. Dolayısı ile bugün AK Partiye sahip çıkmak devlete, rejime ve ülkeye sahip çıkmakla eş anlamlıdır. Türkiye’de özellikle Güney Doğuda AK Parti'nin de olmadığı bir siyasi yapının bu ülkeye neleri kaybettireceğini düşünmek dahi iç karartıcıdır. AK Parti'nin bu ülkenin merkez partisi, mozaiği olduğu açıktır. Ve bu ülkeye daha dört dönem vereceği pek çok hizmet vardır. Ülkemizde artık akıllı yöneticilerimiz kadar yönetici aklın da varlığını görmek memnuniyet vericidir.
|
|
Son Güncelleme ( Pazartesi, 25 Mayıs 2009 )
|
|
|