Kardeşlerim,
Okuyucularımın mektuplarını yıllarca karşılıksız bırakarak büyük bir hata işledim. Çünkü doluydum, işlerim vardı. Ama sonra şöyle düşündüm. Bir çırpıda, bir-iki saatte işte şimdi olduğu gibi hemen cevaplayabilirsin. Burada anlaşırsak, cevaplarım devam eder. Ayrıca bu cevap metinlerinin düzgünce kaleme alınmasını isterim. Yani daktilo hatası olmasın.
Ayrıca beni kışkırtacak sorular beklerim. Ayrıca, sizi seviyorum. Ayrıca, bir de şöyle düşünün, bir ülkenin bir yazarı var, çok okunuyor çok seviliyor, ama, vakit bulup e-maillerini dahi cevaplayamıyor.
Ha en önemlisi, benim bu gönderilen sorular dolayısıyla internet denen alemi sevebilmem için burada fazlasıyla hınzır, fazlasıyla zeki ve fazlasıyla dipten ve fazlasıyla düzgün Türkçe ile kurulmuş cümlelerin olması gerekir.
Hayda huyda cümleler, bozuk cümleler, laga luga, oydu buydu, işim olmaz.
Lütfen karşınızda bir yazar olduğunu hiç ama hiç unutmayın. Bu şu demek, yazar, cümlenin manasına olduğu kadar teknik yapısına da bakar ve bozuksa, çok üzülür. Çünkü biz yazarların herşeyden önce ilk işi, düzgün, doğru, meramımızı anlatmaktır. Ve bunun için durmaksızın Yunus Emre okuruz, Bektaşi deyişleri okuruz, Karagöz okuruz, Nasreddin Hoca okuruz, köylerimiz üzerine yapılmış, dil çalışmalarını bıkmadan okuruz. Her şehrimizin dilini, şivesini tanımak isteriz. Çünkü, en kısa yoldan en hızlı şekilde derdimizi anlatabilirsek, işte o zaman başarmış oluruz.
Belki yüzlerce sorunun cevabı içimizde olmayacaktır. Belki hayatımız binlerce soruyu cevaplayamadan bitecek. Belki dünyayı anlamadan, bilmeden gideceğiz.
Ama tüm bunları düzgün cümleler içinde yapabiliriz.
Hiç bir şeye cevap verememiş yeteneksiz zekasız aptal bir adam, kurduğu düzgün bir cümleyle, bence herşeye cevap vermiş olur.
Türkçe bizim herşeyimizdir. Bir kısa cümle kurarken, kısacık e-mailler gönderirken, ne var ki, diyoruz, ne olmuş canım, diyerek, önemsemiyoruz...
Sizin o önemsemediğiniz şey için ben yazar oldum ve ölünceye kadar da bunun için çırpınacağım...