Cumartesi, 10 Aralık 2011 | 236 defa okunmuştur.
İskilipli Muhammed Atıf Hoca
İskilipli’nin kabri
Türkiye'de resmi ideoloji tabansızdı ve zalimdi. Çünkü zalimler korkak olurdu. Anlaşılıyordu ki sistem bu iki ilim adamının dirisinden değil ölüsünden bile korkuyordu. Ancak korkunun ecele faydası yoktu. Birilerinin çıkıp kralın çıplak olduğunu söylemesi lazımdı.

Bundan 10 yıl önce dünürüm İskilipli emekli emniyet görevlisi Ahmet Karadere beyefendiyi ziyarete gitmiştik. Aynı zamanda Ankara'da Şerbetçi Sıvı Beton Tesisleri'nin işletmecisi Hacı Mehmet Şerbetçi Bey'in de düğününe iştirak ediyorduk. Dolma kazanları sıralanmış kaynıyordu. İskilip kalesini ve çevreyi dolaştık.
Hazır memleketine gelmişken mezarını da ziyaret etmek istedik. Gençlik yıllarımızdan beri Sadık Albayrak'ın İskilipli hakkında yazdığı kitapların ve Mesut Uçakan'ın yaptığı Kelebekler Sonsuza Uçar filminin tesirinde kalmıştık.
Resmi ideolojinin zalimliği
İskilipliler Atıf Hoca'nın kabrinin ilçe mezarlığında olmadığını söylediler. Nereye defnedildiğini de kimse bilmiyordu. Merakım ve ilgim daha da arttı.
Şeyh Yavsı Camii'nin önünde Ankara'yı aradım. Türkiye Yazarlar Birliği Onursal Başkanı D. Mehmet Doğan'a sordum. Doğan hiç konuşmadan bana Mesut Uçakan'ın telefon numarasını verdi. "Sen onu ara" dedi. Mesut Bey'in numarasını çevirdim. İstanbul'da bir karanlık odada son filminin montojını yapıyordu. Bana verdiği cevap hazindi.
"Bediüzzaman'ın kabri neredeyse İskilipli Atıf Hoca'nın da mezarı oradadır!" dedi.
Yani bilinmiyordu. Türkiye'deki resmi ideoloji tabansızdı ve zalimdi. Çünkü zalimler korkak olurdu. Anlaşılıyordu ki sistem bu iki ilim adamının dirisinden değil ölüsünden bile korkuyordu. Ancak korkunun ecele faydası yoktu. Birilerinin çıkıp kralın çıplak olduğunu söylemesi lazımdı. Ya da çürük cam ve cıncıktan yapılan sırça köşke birilerinin ilk taşı atması lazımdı.
Ulucanlar Cezaevi'nin arşiv kayıtları...
Ankara, İstanbul ve İskilip'den gönül ehli ve çoğu bürokrat 14 kişi bir araya geldi. Bir ay boyunca önce tek kişilik hücrede sonra 8 numaralı koğuşunda kaldığı Ulucanlar Cezaevi'nin arşiv kayıtlarından yola çıkıldı. Cezaevi müdürüyle görüşüldü. Ulucanlar Cezaevi'nde geçmiş yıllarda iki defa yangın çıkmış ve bütün arşiv yanmıştı. İstiklal Mahkemesi zabıtlarında ise defin yeriyle iligili bilgi yoktu. 1926'da idam günü yayınlanan Ankara'nın pravdası, El Ehram'ı yani resmi yayın organı olan Hakimiyet-i Milliye Gazetesi'nde İskilipli Atıf'ın, Müftü Ali Rıza Efendi ile birlikte Ulus'da eski Meclis'in önünde 4 Şubat sabahı idam edildiğini yazıyordu. Profesör Ethem Cebeci hoca İskilipli'nin mezarının Ahi Şerafettin türbesinin üst tarafında olduğunu buyurdu. Yani Ankara'da Cuma namazlarına gittiğimiz Selçuklu eseri Aslanhane Camii'nin üzeri işaret ediliyordu. Diğer dört kaynak ise ısrarla eski Mamak semti mezarlığını gösteriyordu.
Bu asırlık mezarlık çevresinde nufus yoğunluğu arttıkça gece kondularla kuşatılmaya başlanmış. Bir tarafında da Milli mücadele de feda-ı can eden çoğu Ankara'lı şehidlere tahsis edilmiş. Bakımlı bir askeri şehidlik.
Nihayet 1954 yılında Mamak semt mezarlığının Gülveren'le Çinçin arasında kurulan asri mezarlığa taşınma kararı alınmış. Bilinen mezar sahiplerine yazılı ve sözlü haber gönderilmiş. Yeğeni Bahattin İmal Bey'e göre ailesi ve akrabaları uzun süre baskı altında kaldığından kimse gelip de sahip çıkamamış. Mamak kabristanı karışık mezarlık kategorisindeydi. Büyük kısmı Müslümanlara aitti. Ancak gayrimüslümlerin defnedildiği de bir vakıaydı. Atıf Hoca ise garipler mezarlığındaydı. Geniş mezarlık alanı hafriyat geçirip Şafaktepe parkına dönüştürüldü. Yürüyüş yolları yapıldı. Ve hertarafına halı gibi yeşil çimenler döşendi ve ağaçlar dikildi. Atıf Hoca'nın mezarı da sahip çıkılmadığı için Asri Mezarlığa taşınmayan diğer kabirler gibi dümdüz olup kaybedildi.
Gönül birliği yapan bu grup bir ananın kaybolmuş evladını ararcasına onu aradı. Tam yedi yıl sonra Mevla yüzlerine güldü. Yargılandığı üç celsede, infazında ve defninde hazır bulunan bir zabitin yaşlı oğlu Atıf Hoca'nın nokta olarak yerini biliyordu. Kış-yaz demeden tam 10 yıllık bir çalışma sonucu ancak Allah'ın yardımıyla şehid alimin defnedildiği noktaya ulaştı.
Zabit hayatı boyunca kimsesizler mezarlığındaki kabri Cuma geceleri ve özellikle kandillerde ziyaret edip, huzurunda aşrı şerif okuyor Fatiha'lar ikram ediyordu. Suçsuz yere idamı ve İskilipli'nin sahipsizliği onu derinden etkilemişti. Zabit vefatından önce de mezarı oğluna gösterdi ve vasiyet etti. "Bak burada büyük bir alim var. Nahak yere idam edildi. Onu unutma." Yaşlı zabitin genç oğlu ömrü boyunca babası gibi ziyaretleri sürdürdü. Mamak mezarlığı Şafaktepe parkına dönüştükten sonra da ziyaretleri ve Fatiha ikramlarını ihmal etmedi.
Hatırlanacaktır. İklim değişikliğinden denildi, Ankara'ya 2005 ve 2006 yıllarında ne kar yağdı ne de bir damla yağmur. Ancak 2007'de bol yağışlı kışın ortasında, gösterilen yerin önce çimen zemini, erbabı tarafından usulünce kaldırıldı. Yanlarında özel güvenliğin ve Belediye'nin yetkililerince birlikte mezar kazıldı. Önce bir kafa tası bulundu. Üst ve alt eksremiteye ait uzun kemikler, kalça kemikleri, iki köprücük kemiği, az sayıda omur ve kaburgaların görülmesine karşın el ve ayak parmaklarıyla ilgili küçük kemikler toprak altından çıkmadı. Dikkat çekmemeye özen gösteriyorduk ve acele ediyorduk. Açılan mezar tekrar kapatıldı.
DNA testi...
Siyah bir plastik torba içine aldığımız kemiklerin gerçekten Atıf Hoca'ya ait olup olmadığı DNA testiyle kesinliğe kavuşuncaya kadar özel arabamızın bagajında taşındı.
Defalarca şimdi Bayat ilçesine bağlanan İskilipli Atıf Hoca'nın doğduğu Toyhane köyüne gidildi. Köy yolu stabilizeydi. Atıf Hoca'nın yeğenleri ve yakın akrabalarından saç, tırnak ve kan alarak çıkarılan kemikler üzerinde bir Adli Tıp Laboratuvarı'nda çalışıldı. DNA testi ile mezardan çıkarılan örnekler köyden (Mehmet, Hamza, Satı, Süleyman, Hamdi ve Mehmet Ali İmal) den alınan numunelerle 0 örtüşüyordu. Üç öğretim üyesi doktorun vardığı ve müşahede ettiği sonuçla güven tazelendi. İyi insani ilişkilerle ve deontoloji terbiyesiyle bu test tamamlanmıştı. Mezarın açılması ve Adli Tıp Kurumu'ndaki çalışmalar yüzünden yıllarca tıkanıklık yaşanmıştı. Mezarın açılmasından ve DNA çalışmasına kadar tüm resmi prosüdürler bypas edilerek tıkanıklık çözüldü.
Defnedilecek yer ne Ankara ne Toyhane'ydi. Mezarı ismiyle bütünleşen İskilip'de olmalıydı. Şehadetinden 82 yıl sonra İskilip Kalesi'nin altındaki bir ardıç gölgesinde cenaze namazını kılıp Yasinler okuyarak defnedildi. Şimdi ona küçük bir anıt mezar yapılıyor. Çevresinde dua edilen ama içinde ibadet edilmeyen bir mezar. Mimarideki Tevhidi anlayışı sembolize eden bir yapı olması istendi.
Formatıyla sembolik mesajlar veren, mensup olduğu İslam Medeniyeti'nin ruhuna uygun mütevazı bir anıt mezar. Sırada İskilipli Atıf Hoca adına kurulacak olan vakıflaşmada.
O'na layık olan ve O'nu unutmayan nesillere selam olsun!
|