Cumartesi, 09 Temmuz 2011 | 441 defa okunmuştur.
Şehrimizin pek çok gezilecek görülecek yeri vardır. Bizim en çok beğendiğimiz İskilip Kalesi’dir. Kendi başlımıza oraya gidemezdik. Birkaç çocuk olunca büyüklerimiz izin verirdi. Ne zaman diğer şehirlerden mahallemize misafir bir çocuk gelse ona kalemizi ona kalemizi göstermiye kendimizi mecbur hissederdik. Birazcık kale ile övünmenin de buna katkısı olmalıdır. Fakat bizim için şehrimizin merkezidir.
Söz gelimi birkaç çocuk bir olup kaleye çıkmak istedik. Önce çarşıdan, kuzey istikaömetine doğru boydan boya geçilir. Kale boğazından, Çavuş mahallesi yanından geçilerek yavaş yavaş yükseğe çıkılır. Güneye döndüğünüz zaman kaleya çıkmış olursunuz. Başka şehirlerdeki gibi toprak bir tepe üzerinde iki burç. Böyle bir kale değildir karşınızdaki. Şehrin her tarafından görünen bir kaya. Çimento oranı çok yüksek hemde tek parça bir kayadır bahsedilen. Devasa bir kesik koni olarak düşününüz. Hesap edelim ki üzerinde bir cami vebir mahalle vardır.
İnce bir oldan yürümeye devam ediyoruz Önümüze çıkan bacalı fakat penceresiz beton bina şehrimizin su deposu olmaktadır. Bilgi olsu diye 1950 yılında yapıldığını söyleyelim. Depoyu geçince küçük bir gölgelik görürüz. Soba borusundan kalın, siyah, döküm ramazan topu buradadır. Önemli günlerde patlatılır. Tekrar kuzeye döner ve son yüksekliği tırmanırız. Taşlarla yapılan iki duvar arasından ve kapıdan geçerek kaleye gireriz. Ramazan davulcuları bu burç üzerinde davul çalarlar. Biz burç üzerine çıkmadığımız halde yükseklikten başımız dönerdi. Aşağı bakamazdık.
Kalenin en üstüne çıktığımız zaman hafif bir rüzgar bizi karşılar ve terimizi kurutur. Küçük tepelerin üzerinden geniş bir alana bakmaktayız. Güney istikametimizde iki totul kayanın bibirinden ayrılması ile açılan boğazdan yemyeşil ovamızı (İskilip ovası) seyretmekteyiz. Bu iki kaya çok yıllar önce bitişikti. Şehrimizin kurulduğu yer ise bi göl idi. Hacı Gürani tarfındaki kayalarla Gül deresi (gavur deresi) sağındaki kayalar yapı olarak birbirinin aynıdır. Tortul kaydır. İncelendiği zaman denizlerde ve göllerde yaşayan kabuklu hayvan fosilleri bolca bulunmaktadır. Aşınma veye deprem yolu ile birbirinden ayrıldığı düşünülmektedir. Tarih öncesi devirler hatıra getirilmelidir.
Gözün alabildiği kadar uzaklara bakınız. Güneyde ve uzakta bir şey yeşillikler arasında parlar, kaybolur, kıvrılır ve uzanır. İşte bu bizim sürprizimizdir. Coğrafya kitaplarındaki kızıl ırmak buradan akmaktadır. Bulanıklığı uzaktan bakıldığı zamandır.
Kalenin üstündeki düzlükten doğu tarafına gidildiği zaman ikinci sürprizimizle karşılaşacaksınız. Şeytan’ın ayak izleri. Onu kovalayan Hazreti Ali’nin atı ve kendi ayak izlerini göreceksiniz. Çok dikkat edenler Düldül’ün yavrusunun ayak izlerinide görebilirler. Hazreti Ali çatal kılıcı Zülfikar’ı çektiği zaman Şeytan karşı dağa fırladı. Hz. Ali onu bırakmadı. Atıyla Yivlik Kayası dediğimiz karşı dağa fırladı. Hazreti Ali onu bırakmadı. Atıyla yivlik kayası dediğimiz karşı kayaya atladı. Atın ve tayın ayk izleri orada görülmektedir. Aradaki uzaklık mı? Kutsal varlıklara uzaklık olmaz. Her yer aynı uzaklıktadır. Sizlerin bunları bilmediğinize inanamıyorum.
Ayak izlerinden bir kaç adım aşğı indiğiniz zaman bir balkondasınız. Özellikle bakmazsanız balkonun altı görünmez. Şimdi karşınızda şehrin ikinci büyük deresi Akçay ve Ulaştepe mahallesi uzanmaktadır. Yakındaki evlerin yalnız çatıları, uzakta olanların duvar, pencere ve çatıları görünmektedir. Kavak geleneksel bir ağaç olup her yere dikilmektedir.
Oturduğumuz balkonun yan tarafından ta ta aşağılara kadar uzanan dar bir merdiveni vardır. Merdiven yukarılarda sağlamdır. Çayan akan suların merdivenin alt bölümünü aşındırdığını herkez gibi bizde biliyoruz. Bizim altımızda ve çok aşağılarda belki biraz yandabüyük bir tünel var. İki metre genişliğinde ve aşağı doğru merdiven li olarak açılmış. Alt kısmı dolmuş. Yukarıdan olsun aşağıdan olsun bakınca görünmüyor. Bilenler çaydan on beş metre çıkarak bu tünele bakabiliyorlar.
Sırası gelmişken şunu da eklemeliyim. Şehrimizin beş kilometre kadar kuzeyinde, fabrika denilen yerde, kalenin olduğu tarfta, Meydan çayı kenatında iki tünel daha var. Bir tanesi tepeye çıkmak için yapılmış.Merdivenleri az buçuk belli oluyor. İkinci tünel ise kaleye kadar uzanıyor denilmektedir. O tarafta tünel çökmüş durumdadır. Şimdi biz okuyucuyu meraklandırdık. Bu kadar uzakta fabrika ne arıyor diye kendi kendine sorar. Biz okuyucumuza onu ayrı bir hikaye olarak anlatacağız. Okuyucumuz kızmasın. Ben adam yerine konulup dinlenilmeyi seviyorum. Bu bana tarif edilemeyecek kadar büyük haz veriyor.
Artık gördüklerimiz yeter. Şimdi yavaş yavaş aşağı inelim. Çıktığımız yerlerden inerek kalenin güney tarafına gidelim. Yerden iki üç metre yükseklikte ulunan kaya mezarlarını görelim. Milattan önce yedinci yüzyıla tarihlenmektedir. İskilip kalesinin de Eti’ler zamanına tarihlendiği eski kitaplar tarafından yazılmaktadır. Kaya mezarları iki sütünlu ve alınlıklı bir girişi var. Alınlıkta kanatlı insan, sfenks ve aslan kabartmaları vardır.
Kızılırmak boyunca, Bayat’tave Kızılcapelit köyünde de kaya mezarlarına raslanmatadır. Antik dönemde şehrimiz ESKULEP, Romalılar zamanında ise CLADIOPOLIS olarak isimlendirilmiştir. Eski yerleşim olduğu için bir çok ismi vardır.
Ben şunu çok iyi biliyorum. Kale şehrimizin en önemli yeridir.
Şehrimiz ise Anadolu’nun en önemli yeri ve hatta merkezidir.
· Bir ismi de Allah’ın Arslanı olan Peygamberimizin Damadı Hz. Ali’nin Allahın meleklerinden olan Şeytan’nı öldürmeye kalkması düşünülemez.
|