Fabrika (Pavluha) PDF Yazdır E-Posta
Salı, 15 Temmuz 2008
Salı, 15 Temmuz 2008 | 1014 defa okunmuştur.

Bütün İskiliplilerin bildiği bir söylentinin benim zamanımda anlatılan şeklini sizlere nakledeceğim. Kendimi eski ile yeni arasında bir köprüde görüyorum ve eskileri yeniye aktarmaya görevli addediyorum. Beni kendinizden görmemeniz benim en büyük dileğimdir. Allamelik benim hamurumda olmayan bir hastalık olup çok şükür ki sonradanda edinmedim.

 

Geçmişte yazılarımın birinde şehir merkezinden beş altı kilometre kadar kuzeyde fabrika "pavluha" denilen bir yerde İskilip Kalesine gelen tünelleri anlatmıştım. Bu gün de o tünelleri yerinde bırakıp buranın niçin fabrika diye anıldığından bahsedeceğim.

 

Burası Meydan Çayı üzerinde ve Tosya yolundadır. Bahsedildiği kadar bir uzaklıktadır. Çayın yol tarafından bir un fabrikası vardır. Halk ekmeklik ununu burada yaptırmaktadır.

Hizmetin karşılığı para olarak yada öğütülen tahıl cinsinden ölçü ile alınmaktadır. fabrikayı Rum yada Ermeni bir kimse çalıştırmaktadır. Bu fabrikanın ne kadar yıl çalıştığı, kaç

işçi çalıştırdığı hakkında bilgi sahibi olmadığımı söylemeliyim. Benim tahminim bu olayın yüz seneye yakın olması yönündedir. Değirmen sahibi sık sık fiyatına zam yapmaktadır.

Zamlar civar köylerin ve İskilip halkının canına tak etmiştir.

Zamlardan illallah diyen halk bir gece vakti değirmeni basar. Değirmenci canını zor kurtarır. Halk değirmeni yıkmakla bırakmaz. Duvarlarını, makinaları’nı değirmenle ilgili olan her parçayı uzaklara götürüp atar veya toprağa gömerek ortadan kaldırır. Değirmenin yeri kalmıştır. Kazarlar, evlek evlek tarıma hazırlayıp domates, biber, patlıcan fideleri dikerler. Üstüne üstlük birde gübre dökerler. Sulayıp bırakırlar.

 

Değirmenci malından vazgeçecek değilya. Kadıya başvurur. Yakın köylerden olsun İskilip’ten olsun bilirkişi ve şahitler getirilir. Keşif yapılıp ifadeler alınır. Mal sahibi durumu anlatır. ‘’Efendim’’der ‘’benim burada değirmenim vardı. Onu yıkıp sebze bahçesi yaptılar. Şikayetçiyim.’’ Bilirkişiler şöyle bir dolaşır değirmenden ufak bir ize rastlayamaz. Gördüklerini anlatırlar. Mahkeme heyeti yaşlı başlı insanlardan üç tanesini seçerek sorarlar. O zaman şahitler sarıklarını tutarak: ‘’Başımızdaki şu can için yemin ederiz ki şu anda bastığımız toprak (bahçe yapılan toprakta dolaşmaktadırlar) ceddimizin toprağıdır’’ derler. O zaman Kadı değirmene ne olduğunu sorar. Adamlar Kadı’nın sorusu üzerine ellerini göğüslerine bastırarak: ‘’Olmuşu da olacağı da budur Kadı efendi’’diye cevaplandırırlar.

 

Dava düşer. Dava düşer ve kalabalık çekilir. Herkes dağıldıktan sonra şahitlik yapan insanlara baskı yapmaya başlarlar. ‘’Dün değirmen olan yere bahçe yap bugün ise anamındır yok babamındır diye yemin kasem et. Ayıp değil midir? Bu hangi dine, hangi insanlığa sığar’’ derler.

 

Şahitler kızarır bozarırlar. Yapılan baskı çok artınca anlatmak zorunda kalırlar. Yalan yere yemin etmemek için sarıkları içine ölü bir serçe, ayakkabıları içine kendi bahçelerinin toprağından, göğüslerine ise bir olmuş birde olmamış armut saklamışlardır.

 

Başımızdaki şu cana derken ölmüş serçeyi, bastığımız toprak derken bahçelerinin toprağını, olmuşu da olacağı da budur derken de olmuş armut ile olmamış armut kasdedilmektedir.

Hal böyle olunca da yalan yere yemin edilmediği söylenilmektedir.

 

Ben böyle dinledim ve aklımda kalanları böyle anlattım.

İnanmak inanmamak sizlere kalmış.

+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
+/- Yorumlar
Yeni Ekle

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( Salı, 15 Temmuz 2008 )
 

Yazarlarımız