Pazar, 10 Ekim 2010 | 1097 defa okunmuştur.
2006 yılında yapılmış bir Pazar sohbetini sizinle yeniden paylaşmak istedik. İbrahim amca Allah sağlık versin biraz hasta ve evinde dinleniyor. Buradan kendisine acil şifalar diliyoruz.
Otobiyografi: 1927 yılının Nisan ayında, İskilip’te Büyüktaş Mahallesi’nde dünyaya merhaba dedim. İlkokulu, Misak – ı Milli İlkokulu’nda, ortaokulu da İskilip Ortaokulu’nda tamamladım. Daha sonra, o zamanki adıyla “Ankara Sağlık Komiserliği” okuluna başladım. Komiser diye girdiğimiz okuldan, 1950’de “sağlık memuru” olarak mezun oldum.İlk tayinim, adıma çekilen kura ile Kargı’ya çıktı. Burada 9 ay boyunca “Sıtma Savaş Memurluğu” yaptım. 1951 yılının Mayıs ayında, Ankara Yedek Subay Okulu’na başladım. 6 aylık eğitimin ardından asteğmen olarak 3. ordu, 29. piyade alayına “Takım Komutanı” olarak tayin edildim. Orada 6 ay askerlik görevimi tamamladıktan sonra, tekrar Sağlık Bakanlığı’ndan görev istedim. Askerlikten sonraki ilk tayinim, Erzurum’un Karayazı ilçesi Hükümet Tabipliği’ne çıktı. Burada bir kış geçirdikten sonra, kısa bir dönem İskilip Verem Savaş Tabipliği’nde görev yaptım. Buradan da, Sungurlu ilçesine Frengi Savaş memurluğuna atandım. İskilip ve Bayat’ta da, Frengi Savaş Başkanlığı yaptım. Dilim biraz ısırgandır. Dobra dobra gittiğimiz için de, nezaket dâhinde muhataplarıma karşılık vermişimdir. Bu kadar sık yer değiştirmem de, çok çalışmamın cezasıdır. 1955 yılında, İskilip’e döndüm. İskilip’te Sağlık Merkezi’nde ve Hükümet Tabipliği’nde gezici sağlık memuru olarak görev yaptım. Sağlık ocakları açıldıktan sonra, Meydan Sağlık Ocağı’nda göreve başladım. 1992’de 65 yaş haddinden emekli oldum. Şimdiki tabiriyle “Kovulmayınca gitmezsin.”der gibi emekli olduk. Emekli olduğumdan beri de halka hizmet etmeye aynen devam ediyorum. 1 kız, 2 oğlan 3 evladım var. Dünyalar tatlısı 5 torunum var. Halkın sevdiği insanı hangi şartlarda olursa olsun bırakmayacağının bir örneğiyim. İskilipinsesi: Tüm İskilip sizi Naneli lakabıyla biliyor. Peki, bu lakabı nereden aldınız? Naneli: Feşelliğimden aldım. İlkokul 2. sınıf öğrencisiyim. Hocamız Fikriye Hocahanım. Misak – ı Milli Okulu’nun yola bakan kısmındaki sınıfta, 40 kişi kadar varız. Hoca sınıfa gelmemiş daha. Tüm sınıf yaramazlık peşinde, ben de tahtanın önüne çıktım. Sese şekil verme hareketini yapıyorum. Hoca içeri girmiş, kapıya arkam dönük olduğundan benim haberim yok. Ben kafama pat diye bir şey yedim. Hocamızın ayağında iskarpinler vardı, onu çıkarıp kafama vurmuş meğer. Ben hocayı görmediğim için arkadaşım vurdu sandım. “Ulan eşşoğlueşşek!” dedim. Bir daha vurdu kafama, o vurdukça ben güldüm. Sonra kızıp “Ne naneli adamsın!” dedi bana. Lakabım oradan kaldı. Öyle kalıplaşmış ki benimle, şimdi arkamdan “İbrahim” diye bağırsalar dönüp bakmıyorum. “Nane”yi duyar duymaz dönüyorum. İskilipinsesi: Sağlık memuru ya da halkın deyimiyle “İskilip’in doktoru” olmaya nasıl karar verdiniz? Naneli: Benim gibi, ikisi rahmetlik oldu, İskilip’i aşk derecesinde seven insanlar bir araya gelirdik. Bu ne para, ne pul, ne şöhret, sevginin verdiği bir hizmet. Ortaokulu bitirdikten sonra Oğuzlar’da vekil öğretmenlik yaptım. Orada köy sağlık memuru vardı. Adama araba, ev verilmiş, o günkü şatlarda fevkalâde bir olanaktı. Bir gün evine gittim, bulamadım orda. Köylülere sordum nerede olduğunu. “Git de gör dediler kaldığı yeri.”dediler. Gidip kaldığı köhne yeri görünce sinirlendim. Devletin verdiği olanakları bırakıp da orada durmak… Konuşurken “Sen sağlıkçı mısın, yoksa başka şey mi?”dedim. Kibirli ve kabararak “Sağlık memuruyum.”dedi. “Sağlık memuru insan orada durmaz, devletin verdiği yerde durur. Gör bak, senin mevkine sahip memur olacağım.”dedim. İşte o anda aldım sağlık memuru olma kararını... İskilipinsesi: O dönemde, sıtmanın yaygın olması çalışmalarınızı nasıl şekillendirdi? Naneli: Kargı’da Sıtma Savaş Memuru iken, Sağlık Memurları dâhil sağlık çalışanları Sağlık Koruyuculuğu yapardı. Herkese bulundukları kazanın köyleri taksim edilir, her köye taksim edilen ayda 3 sefer o köye uğramak mecburiyetindeydi. Koruyucu olarak halka ilaç dağıtılır, sıtma şüphesi varsa, kanları alınır merkeze gönderilirdi. Sıtma tespit edilirse, köye ilaç yollanır, tüm bataklıklar, evler ilaçlanırdı. İskilipinsesi: Yarım asırdan fazla sağlık memurluğu yaptınız. Bu göreviniz sırasında katlanamayacak zorluklar yaşadınız mı? Naneli: Hiç zorluk çekmedim. Bizi yetiştirenler “Yarın kasabalara, ilçelere gideceksiniz. Orada hekimsiz çalışmak mecburiyetinde kalırsınız. Halkın büyük veya küçük sağlık şikâyetlerini göğüsleyemezseniz, sizi kimse sevmez. Onun için de, dersleri dikkatli dinleyin.”diyerek eğittiler. Bizler, vatana hizmet için yetiştirildik. İskilipinsesi: Mesleğinizin en sevdiğiniz yanı nedir? Naneli: Izdırap içinde kıvranan bir hastaya gece yarısı kalkıp giderek, kendi bilgin dâhilinde onun ızdırabını gidermek ve karşılığında aldığın cani gönülden yapılan dua… İskilipinsesi: Yaptığınız hizmet karşılığında aldığınız ücret arka planda yani… Naneli: Kim ne verirse versin, hizmetim karşılığı “Azımızı çoğa say.”der, ya elime verir, ya cebime koyardı. Bende o evi terk eder gelirdim. İskilipinsesi: Hiç ameliyata girdiniz mi? Naneli: Evet, Doktor “Haydi ameliyat var.”derdi. Bende narkoz verdim, asistlik yaptım. İskilipinsesi: Doğum yaptırdınız mı? Naneli: Erzurum’un Karayazı ilçesinde çalışırken, bir Kürt köyüne aşı için gittim. “Doktor geldi.”diye çağırmışlar. İçeri girdim, bebek gelmek üzereydi. Doğumu sağlıklı olarak yaptırdım. Bebek oğlan olunca “Asker geldi, asker geldi!”diye sevindiler. Ben kızarım buna, kız doğunca suskun olur ortalık. Karayazı’ya döndüğümde doktora dedim ki “Doğum uzmanı oldum.”. Jandarma Uzmanı, bana “Senden korkulur.”, doktora da “Sen tezkereyi al git, seni geçti Naneli.”dedi. İskilipinsesi: Peki hiç sünnet yaptınız mı? Naneli: Bir gün arkadaşlarım ve bana teklif geldi, biz de peki dedik. Eski sünnetçiler, kanı kesmek için soğuk bez ıslarlar. Dedik: “Böyle yapmayın, biz yardım edelim.”. Bir düğüne gittik, yine aynısını yaptılar. Ben de dedim “Sünnet malzemelerini hazırlayın.”. Öylece başladık. Sünnet işinde para çoktur. Çantadan yetişme sünnetçi, babama gelip “Devletin verdiği para senin çocuğa yetmiyor mu? Benim ekmeğimle oynamasın.”demiş. Babam beni yanına çağırıp “Devletin verdiği para yetmiyor mu sana? Buradan gitmek mi istiyorsun?”dedi. Ben de ertesi gün “Bu işte ben yokum.”dedim. Mamafih bir tek Mehmet Şahin’i yetiştirdik. Sünneti daha evvel cingitler (çingene), berberler ve dişçiler yapıyordu. Sonra para gelmeye başlayınca, fenni sünnetçiler de başladı. İskilipinsesi: Şimdiye kadar hizmet verirken, araç kullanmamışsınız. Bunun sebebi nedir? Naneli: Gittiğim hasta sahibi bana 1 Lira verirse, şoför 3 Lira alıyor. Zenginlerimiz zaten biraz ketumdur ve ahbabımızdır. Arabam da yok, servetim de yok, bankada param da yok. Bütün servetim sağlığım. İskilipinsesi: Köylere de yürümüşsünüz. Naneli: Hekim isterse araç veriyordu. “Sağlık memurusunuz, at besleyeceksiniz.”diyordu. Aldığımız maaş zaten belli. Ata mı yedirelim, ite mi yedirelim, kendimiz mi yiyelim? Mecburen yayan gidiyorduk köylere. Son zamanlarda Sağlık Müdürü Mahmut Angın ve Hikmet Atay kötek bir cip verdiler, o şekilde köylerde hizmet vermeye devam ettik. İskilipinsesi: Doktorlarla problemleriniz oldu mu? Naneli: Hekimlerle tek düştüğüm şey, meslek içi eğitim suretiyle yapılan genel toplantıda ima yoluyla dokundurmalar yapılmasıydı. “Herkes görevini bilsin, kimse çizmenin boyunu aşmasın.”sözleriyle yapılan imalar… Bir gün dayanamadım ve dedim: “Siz hastaya kalkmadığınız için ben hastaya kalkıyorum ve sabahleyin de doktora git diyorum.”Halkın bize “Doktor Bey” diye hitap etmesi de, doktorları bu konuda rahatsız ediyordu tabi. İskilipinsesi: Meslek hayatınızda hiç ceza aldınız mı? Naneli: Kayınpederim Ankara’da hastalandı, 3 gün izin verdiler. Ben Sağlık Merkezi’ne iznimin uzatılmasını talep ettim. Nasıl olsa uzatırlar diye 3 gün geç gittim. Bu yüzden uyarı aldım, benim bir terfime mal oldu bu ceza. Ama İskilip halkı, her zaman değer verdi bana. Halkıma müteşekkirim, halkımı çok severim, halk da beni sever. İskilipinsesi: Halkın size güveni, sevgisi çalışmanıza yansıyor mu? Naneli: Operatör Aydın Karaduman zamanında, yeni bir memur tayin edilmiş, bir davet düzenlenmişti. Davetin ortasında hasta sahibi geldi. Dışarı çıktım “Hastam ölüyor, çabuk doktoru çağır!”dedi. Bende ona dedim ki “Davet var bu akşam, alkollüyüz.”. “Nasıl olur? Ne olursanız olun, çabuk gelin!”dedi. Hekimle gittik, hekim bağdaş kurdu, muayene etti. Bende yazdığı ilacı alıp geldim. Ertesi gün, hasta Tabakhane Köprüsü’nün başında beni kucakladı. Bu ancak hekime olan inançtandır. Alkollü bile olsa, hekime duyulan güvendendir. İskilipinsesi: Siyasetle aranız nasıl? Naneli: Ben solak bir yapıya mensubum. Ankara Türkçüler ve Milliyetçiler Derneği’ne üyeydim. O zamanki Başkan Remzi Oğuz’du. Muhtariyetimiz olmadığı için kayıtsız konferanslara gidiyorduk. Ama siyasetin içine daha fazla girmedim. İskilip’in yollarının ne kadar eğrisi büğrüsü varsa, senden benden politikasının neticesidir. Eski ideal politika kalmadı, paraya dönüştü. Ondan sonra soysuzlaştı. İskilip’in şarkısı var “Sisli tüller içinde, gelin gibi İskilip”diye. İskilip’in şimdiki evlerinde Arap Bacılar var, kolu bir yanda çarpık, ayağı bir yanda çarpık. “Sisli tüller içinde gelin gibi İskilip”gitti, yerine “Arap Bacı İskilip”geldi. İskilip, 1960’a kadar Sosyal Demokratların kalesi oldu. Daha sonra da, iktidardakilerin kalesi oldu. Ama ne hikmetse, yardımlar Kızılırmak’ı geçmedi. Çorum, İskilip’e üvey evlat muamelesi yaptı. Kaymakamla, Belediye Başkanı hep farklı görüşlerde oldu. Mülki idareyle, siyasi idare barışamadı. 1960lı yıllarda Belediye Başkanı Ahmet Tahtakılıç’tan önceki dönem, Belediye Başkanlığı teklifi aldım. Bu teklifi getirenlere “Benim idareciliğime dayanamazsınız.”dedim. “Niye dayanamazmışız?” deyince, “Evvela senin dükkânını yıkarım, yolu 1 metre ihlal ediyor. Benim her evde bir minderim var. Sizin derdiniz bu minderi almak.”dedim. İskilipinsesi: Geçirdiğiniz büyük bir rahatsızlık oldu mu? Naneli: İlkokul 2. sınıftayken sağ gözüme taş indi. O zamanlar mahalleler arası taş harbi yapardık. Ankara’da ameliyat oldum. 3 senelik ortaokulu 5 senede bitirdim. Ortaokulda sigara içmeye başladım, bu yüzden her gün müdürden dayak yerdim. Müdür Bey, kimi sigara içerken yakalasa, kimden aldın sigarayı diye sorunca “Naneli’den aldık” derlerdi. Ben de, bir gün itiraz ettim “Ben reci dairesi miyim?”diye. “Reci” Arapça’da “Tekel Bayisi” anlamına gelir. O gün, hem sigara yüzünden dayak yedim, hem de Arapça konuştuğum için. İskilipinsesi: Çocukların korkulu rüyası oldunuz. Bu nasıl etkiliyor sizi? Naneli: Eskiden aileler çocuklarını “Hok geliyor!”diye, şimdi “Naneli geliyor!”diye korkutuyorlar. Ben de anne babalara kızıyorum korkutmayın diye.Bir gün karı koca kültürlü ve zengin, görkemli bir eve gittim. Çocukları rahatsızlanmış, gittim. Çocuğun odasına girdim çocuk, pestil gibi yatıyordu. İğne vurmam gerekti, çocuk korkuyor. Ama ne anne ne de baba çocuğa yanaşmıyor, çocuğu tutmuyorlar. Baba korkuyor, Anne dokunamıyor. Sanki onların değil çocuk. Çocuk annesine yanaşmak, dokunmak istiyor ama anne çekiliyor. “Tutun şu çocuğu!”diyorum, anne babaya, baba anneye söylüyor. Baktım olmayacak, pestil gibi uzanmış çocuğu yakasından tuttuğum gibi kucağıma yatırdım. Bacağımla çocuğu sıkıştırdıktan sonra iğnemi zor da olsa vurdum. Ve çıkarken kocasına döndüm “Bu avradı nerden buldun?” dedim. Tabi ertesi gün adam beni şikâyet etti. Müdür de benim işimde saygılı ve çalışkan olduğumu bildiği için haklı buldu haliyle. İskilipinsesi: Meczuplarla aranızın iyi olduğunu duyduk… Naneli: Aklı noksanın tümü ahbabımdır. İskilip’in delisiyle, dolusuyla, meczubuyla, hacısıyla, hocasıyla barışığım. İnsanoğlunu tüm pasaklısıyla, kirlisiyle, temiziyle yaradandan ötürü severim. Bir gün bir hastaya bakma evine gittik. Hastanın yarasına bakımsızlıktan kurt düşmüş, kokuyor. Evin hizmet edenleri, kimisi eli burnunda, kimisi kapı pencereyi açmış. Çıkarken onlara dedim “Hasta sizi seyrediyor, benim dua geçerli, sizin hizmet geçerli değil!”.
İskilipinsesi: Sizin görevinizi üstlenmek için ne gibi özellikler lazım? Naneli: Evliyse, hanımının kültürlü ve görgülü olması lazım. Cemiyetin tüm hanımlarının bir mektepten geçirilmesi lazım. Bu tahsile “Adap ve Erkan Okulu” da diyebilirsiniz. Toplumda % 50 olan kadın oranının, % 90’ı okuryazar olmadıkça, devletin ilerlemesi mümkün değildir. Günümüzde hacısı, hocası, öğretim üyesi, sağlıkçısı, tüm cemiyet paraya teslim oldu. Bizim dönemimizde hekimler millet için çalışıyordu, şimdiki nesiller servet için çalışıyor. Ve böylece vatandaş ikinci plana itiliyor, zengine öncelik tanınıyor. Sevgiye, görgüye, saygıya ve şükre yer kalmadı. Fertler, bulunduğu imkânların ve sofrasının kıymetini bilmez oldu. Üretkenlik yerine, küçük – büyük harcar olduk. Ve böylece huzur ortadan kalktı. İskilipinsesi: Geçmişten günümüze sağlık sisteminde ne gibi değişiklikler görüyorsunuz? Naneli: Hekim çoğaldı, hasta çoğaldı, hastalık çoğaldı. Yeşil Kart ve Bağ – kur bunu çoğaltan sebeplerin bir tanesi. Bir de anormal şekilde ilaç sarfiyatı var. Hiçbir hasta, ölümcül olmadığı takdirde ilacın tamamını bitirmiyor. Yarısı boşuna bekleyen ilacın miadı doluyor. Sonra da ilaçlar çöpe gidiyor. İskilipinsesi: Günümüzde ufak tefek ağrılar çoğaldı. Bunun sebebi stres mi? Naneli: Daha iyi yeme içme, daha iyi geçim, daha iyi yaşam… Sebebi bu. Her şeyin aşırısını yapıyoruz, şikâyetimiz bu…Hekim çok, ilaç çok, hasta çok. Evet stresten de kaynaklanıyor. Eskiye göre lüks olan bir sürü araç ve gerecin kullanılması, yeme ve içmedeki saflığın bozulması gibi etkenler vardır. İskilipinsesi: İskilip yemeklerinin, sağlığımıza etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Naneli: Mutfakta kullanılan tüm birimlerin natureli kalmadı. Eskiden İskilip yemekleri dokunmuyor idiyse, bu saflığındandı. Şimdi yenen de karışık, içilen de karışık, giyilen de… Şimdi herkes obez. Tüm bunların nedeni hareketsizlik. İki adım yere arabayla gitmek... İskilipinsesi: Siz sağlıklı olmanızı neye borçlusunuz? Bu konuda neler tavsiye edersiniz? Naneli: Çok neşeliyim. Sağlıklı olmamın nedenlerinden biri de budur. Üç buçuk günlük ömrü boğum etmeye hiç gerek yok. Tek tavsiyem; hesaplı yeme, hesaplı giyme, hesaplı hareket ve günü neşe ile geçirmek… İskilipinsesi: Son olarak söylemek istedikleriniz… Naneli: Birlikte çalıştığım, ahirete intikal etmiş Operatör Doktor Aydın Karaduman, Doktor Cemal Arsan ve Sağlık Memuru Recep Şanlı ve Nizamettin Aksoy’a Allah’tan rahmet, kalanlara da sağlıklı uzun ömürler dilerim… Bana bunları paylaşma fırsatı sunduğunuz için size ve gazetenize de çok teşekkür ederim… (Röportaj: Hilal Çarkacı-Soner Çakır)
|