Gel imdi edem cânâ olupdur bir aziym zilzal, Yıkıldı İskilip şehri, harâp oldu îmârâtı.
Cevâmîler, mesâcitler, dekâiyn, sarayevler,
Bozuldu, münhedim oldu, ki kalmadı nizâmâtı
Kâni va’zu nasihatlar, kâni ders kitapları,
Döküldü hep menâbirler, okunmadı hitâbâtı.
Ki küllü hep bûyutûnde durur gene, bîhaber insan
Zuhûr etti acâyipten Hûda’nın beliyyâtı
Ki takdiri ilâhiden çalınmış bir kalem böyle
Ne hasıl ah vah etsen, kırsan sen vilâyâtı.
Bulunmaz bir kişi, bir ferd muiyn ola civarına,
Ki nefsi nefsî oldu hep, hısım kavim karâbâtı.
Kaçan şiddetle deprense, gören sanır ki mahşerdir,
Bilir aynı yakıyn anda kopardılar kıyâmâtı.
Kâni bundan giden canlar, kâni pûrcivan huplar,
Kâni gül yüzlü oğlanlar, tûrâp oldu cesâdâtı
Kani sıpyan, nisvanlar, mevte erdi gelin kızlar,
Karardı hep güzel yüzler bulunmadı vücûdâtı.
Perişan oldu ehli, dağıldı köye, sahrâya,
Kâmusı cerde altında tutmuşlardır mekânâtı.
Bunu sebketmemiş misli kâmu âfâku bûldanda,
Eğer oldu sedde dönmez buna, anın misâlâtı.
Bu hal ne haldır yâ Rabbi gözümüz kanla doldu,
Bu kalbimiz karardı hep ki, kalmadı dirâyâtı.
Bu hal üzre nice aylar taharrûk eyledi her dem,
Olurdu günde birkaç kez, kesilmedi harâkâtı.
Ölen mevtâları saymak müberrâdır lîsân içre,
Ki altıyüz kadar oldu budur zannı kemânâtı.
Muhakkaktır nice günler kalup mevta tûrap içre,
Niceler gâip oldular, görülmedi birâyâtı.
Hûda lûtfetti, kes necât buldu bûyut içre,
Bihamdillah halâs buldu bunun birkaç mahallâtı.
Sanasın kal’aî sengi kopup yerden gubâr oldu,
Dağıldı, münkesir oldu, bedenleri hasârâtı.
Bu dünya zulûm doldu, husûsan İskilip şehri,
Mukarrer olacak idi âhir bunun harâbâtı.
Bu zulûmle harap olmuş iken bu İskilip şehri,
Ne hikmettir acep, gün gün zulûm buldu ziyâdâtı.
Düşüp birbirine insan, olup türlü nedâmetler,
Ki izhâr eylediler hep adâvetle husûmâtı.
Kimi zânî, kimi lûtî, kimi de şürbü hamr ede,
Ki her biri birer gûne ederler çok nedâmâtı.
Sene-i sâbık içinde gelüpdur bir çekirge kim,
Ki ekl edüp komadı hiç hubûbâtı, nebâtâtı.
Zuhur etti biemrillah Kurân’ın bazısında,
Ne kim varsa telef etti, rutûbâtı, yübûsâtı.
Husûfu şems olup bir gün acayibler zuhûr etti,
Karardı büsbütün âlem, bilinmedi tulûâtu.
Ne cem olup bir araya tazarru etmediler hiç,
Kılınmadı namazı hiç, okunmadı tahiyyâtı.
Kaçan fıskı kabayıhdan zuhur etse biri, birden,
Alınla da ……….. edüp ederler çok beşârâtı.
Bu esnâda nice nice belâlar nâzil oldu hem,
Yüzer dirhem dolu yağdı, helak etti hubûbâtı.
Nice yüz bin bela inse biz andan ibret almadık,
Muhakkak kavmi Lût gibi eder bize cezayâtı.
İlâhi isterem senden Habîbin hürmetine, sen
Bu usrın yûsrini vergil bize, eyle inâyâtı.
Bizim suçumuza bakma, hatadır fî’limiz her dem,
Kerem senden, lutûf senden, müyesser kıl atâyâtı.
Sene bin yüz kırk ikide zilkâ’de-i mâh içinde,
Yirmi altıncı düşenbih de oldu bunun bidâyâtı.
Ki gerçi nısfı Şaban’da zuhûr etti bunun misli,
Tağayyür etmedi asla, bozulmadı bu heyâ’tı.
Ki yoktur çaresi yüzüm yere sürsem de âh etsem,
Umar Abdi Hûdâ’nın kim vere ecri mükâfâtı.
ŞİİRİN GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİ:
Gel şimdi cana bir büyük deprem oldu,
Yıkıldı İskilip şehri, perişan oldu yapıları.
Camiler, mescitler, dükkanlar, sarayevler,
Bozuldu, yıkıldı ki kalmadı ahengi.
Hani yapılan nasihatlar, hani ders kitapları,
Döküldü hep minberler, okunmadı hutbeleri.
Hep yok oldu, durur yine habersizce insan,
Ansızın ortaya çıktı, Allah’ın bir felaketi.
İlahi takdirde bu böyle yazılmış,
Ah vah etsen de olur, kırsan sen vilayetleri.
Bulunmaz bir kişi, etrafına yardımcı olsun,
Ki herkes kendini düşününce, akrabalık, yakınlık kalmadı.
Kaçan şiddetle hareket etse, gören mahşer sanır.
Gerçekten o anda kıyamet kopar diye bilir.
Hani depremden giden canlılar, genç sevgililer,
Hani gül yüzlü oğlanlar, toprak oldu bedenleri.
Hani çocuklar, kadınlar, öldü gelin kızlar,
Karardı hep güzel yüzler, bulunmadı cesetleri.
Perişan oldu halk, dağıldı köye, kırlara,
Hepsinin mekanları birer çadır olmuştu.
Bunun bir benzeri şehirlerde olmamıştı,
Olsa idi bir benzeri bu hale gelmezdi.
Bu ne haldir ya Rabbi, gözümüz kanla doldu,
Bu kalbimiz karardı hep, kalmadı dayanma gücü.
Bu durum üzerine, nice aylar hep deprem oldu,
Olurdu birkaç kez, kesilmedi sarsıntısı.
Ölenleri saymaktan uzaktır lisanımız,
Ki altıyüz kadar olmuştu zannımızca.
Gerçekten nice günler ölüler toprak altında kalıp,
Niceleri kayboldular, görülmedi binaları.
Allah lütfetti, insan yok olmaktan kurtuldu,
Allah’a hamd olsun, birkaç mahalle de kurtuldu.
Sanırsın Kale’nin taşları kopup yerden toz oldu,
Dağıldı, parçalandı, bedenleri zarara uğrattı.
Bu dünya zulüm doldu, özellikle İskilip şehri,
Sonunda bunun böyle olacağı belli idi.
Bu zulümle harap olmuş iken İskilip şehri,
Ne hikmettir acaba, her gün zulüm artmaktadır.
İnsanlar birbirlerine düşerek, türlü pişmanlıklarla,
Hep düşmanlık ve birbirisini çekememezlik ettiler.
Kimi zani, kimi lûti, kimi de şarap içer,
Ki her biri türlü türlü pişmanlık duyarlar.
Geçen sene bir çekirge sürüsü gelip,
Ne mahsül kaldı ne bitki, hepsini yedi bitirdi.
Kuran’ın ayetlerinden Allah’ın emri çıktı
Yaş kuru ne varsa hepsini telef etti.
Güneş tutuldu bir gün, tuhaf şeyler oldu,
Karardı bütün alem, bilinmedi doğuşu.
Toplanıp bir araya, niyaz etmediler hiç,
Kılınmadı namaz hiç, okunmadı dualar.
Ne zaman günah ve kabahatlardan biri olsa
? …………..
Bu esnada nice nice belalar geldi,
Yüzer dirhemlik dolu yağdı, helak etti hububatı.
Nice yüz bin bela inse biz ondan ibret almadık,
Muhakkak Lut kavmi gibi bizi cezalandırır.
İlahi senden Peygamber’in hürmetine isterim,
Bu zorluğun kolaylığını bize ver, yardım eyle.
Bizim suçumuza bakma, hatadır yaptıklarımız her an,
Kerem senden, lütuf senden, nasip et ihsanı.
Sene bin yüz kırk ikide Zilzekada ayı içerisinde,
Yirmi altıncı pazartesi günü oldu bunun başlandıcı.
Gerçi Şaban ayının yarısında zuhur etti bunun bir benzeri,
Defişmedi asla, bozulmadı bu kısmı.
Çaresi yoktu yüzümü yere sürsem, ah etsem,
Beklerim Allah’tan kim verir mükafatı.
Günümüz Türkçesine uyarlayan: Sabri Üre (İskilip Lisesi Din Dersi Öğretmeni)
(Bu şiir Hüseyin KUYUMCU'nun elinde bulunan cönkten orjinal haliyle A. Hamdi Ertekin tarafından alınmıştır.)