İskilip'in Yakın Tarihi Açısından Kurtuluş Yolu Mecmuası'nın Önemi - 1 PDF Yazdır E-Posta
Salı, 15 Temmuz 2008
Salı, 15 Temmuz 2008 | 1668 defa okunmuştur.
 

T.C.

ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ

EĞİTİM FAKÜLTESİ TARİH ANABİLİM DALILİSANS TEZİDİR.Hazırlayan: Selim YILDIRIMDanışman: Doç. Dr. Nedim İPEK

Samsun -1999


 

ÖNSÖZ

Cumhuriyet'in ilanından sonra yapılan inkılaplara halkın uyum çabalan, üzerinde durulması gereken önemli bir husustur. Bu hususta, ülkenin çeşitli köşelerinde yaşanan gelişmeleri, o dönemde yayımlanan mahalli gazetelerden öğrenmek mümkündür. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte yaşanan değişim sürecini,canlı bir şekilde aktaran en önemli kaynaklardan birisi de basındır. Bu nedenle Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki yazılı basını, iyi araştırmakta fayda vardır.

Kurtuluş Yolu Mecmuası, iki seneyi aşkın bir zaman diliminde yayımlanmış olmasına rağmen, İskilip'in yakın tarihi açısından önemli bir kaynaktır. Çünkü mecmuada İskilip'i tanıtan yazılara geniş ölçüde yer verilmiştir.

< style="MARGIN-RIGHT: 0px">

Mecmuayı 4 ana başlık altında ele almaya çalıştık. Bunlar;

< style="MARGIN-RIGHT: 0px"> 1. Eğitim2. Cumhuriyet Toplumuna Geçiş3. Cumhuriyet'in İlk Yıllarında İskilip

4. Mahalli Gelişmeler

Eğitim konusu, o dönem İskilip eğitiminin mevcut durumunu ve mecmuayı yayımlayan Muallimler Birliği'nin, eğitimin kalitesini artırmaya yönelik çalışmalarını içermektedir. Mecmuanın yeni toplum oluşturma çabalarını, "Cumhuriyet Toplumuna Geçiş" başlığı altında anlatmaya çalıştık. İskilip'i tanıtıcı yazıları üçüncü bölümde ele aldık. Dördüncü bölümde ise mecmuanın yayımlandığı sırada, İskilip'te gelişen önemli olayları anlatmaya çalıştık.

 

Bu çalışmada, yardımlarını esirgemeyen değerli hocam Doç. Dr. Nedim İpek Bey'e teşekkür ederim.

 


 

 

GİRİŞ

 

"Aylardan beri kat'i bir azimle çalışan Muallimler Birliği, Kurtuluş Yolu'nu çıkarabilme hususundaki emelini nihayet gerçekleştirmiştir. Cehalet, taassub ve hurafeye karşı İnkılap ve Medeniyet namına açtığı mücadelede, şimdiye kadar hep başarılı olan gençlik; hak ve hakikati örten perdeleri yırtarak muhit ve memleketimizi aydınlatmıştır. Şu doğan güneşle'" birlikte, daha yüksek bir şevk ve heyecanla durmadan, dinlenmeden çalışmak mecburiyetindeyiz.

 

Kısa geçmişinde büyük fedakarlıklarla halkı müsamere, kongre ve konserlerle eğitmek, yetim ve fakir öğrencilere elbise ve ders aracı temin etmek gibi faydalı hizmetlerde bulunan Mualimler Birliği, çıkardığı Mecmua ile halk arasına girerek daha faydalı hizmetlerde bulunacaktır. En büyük amacı, artık Türk illerinde cehalete yer vermemektir.

 Gazi Paşa'nın açtığı yolda, Kurtuluş Yolunda kendi imkanlarımızla ilerleyeceğiz ve hedefe ilk biz varacağız. Cumhuriyet'in açtığı çığırda, milletimize ilim ve mekfure borcunu ödeyip, memleketimizde fen ve medeniyet ışığını parlatacağız." Kurtuluş Yolu Mecmuası 1 Nisan 1926'da yayım hayatına başlarken, kendi ifadesiyle amacını  bu şekilde belirtiyordu.

 

İdarehane olarak, İskilip Mualimler Birliği'nin merkezi kullanılmıştır. 31 Ocak 1927'ye kadar mecmuanın sorumlu müdürlüğünü, Ziraat Memuru Cemal Bey yaptı. Cemal Bey'in Konya-Sultanbeyli'ye tayini çıktıktan sonra, sorumlu müdürlüğü, bir ay süreyle Doktor Faik Bey yürüttü. Faik Bey'inde tayini çıktıktan sonra, 28 Şubat 1927'den itibaren, sorumlu müdürlük görevini Azmi Milli Mektebi öğretmenlerinden Hakkı Safvet Bey üstlenmiştir. Mecmua 42 sayı olarak görünmesine karşın, gerçekte 41 sayıdır. Çünkü 36. sayı yayımlanmadı. İlk 24 sayısı, Çankırı Vilayet Matbaası’nda basılan mecmuanın, bundan sonraki sayılan, Çorum Vilayet Matbaası'nda basıldı.

 

Kurtuluş Yolu Mecmuası yayım hayatına Muallimler Birliği'nin yayın organı olarak başladı ve 15 Mayıs 1927'deki 25. sayıya kadar da öyle kaldı. Muallimler Birliği, mesleki çalışmaları dışındaki faaliyetlerini bıraktıktan ve mecmuayı tek başına yayınlayamayacak hale geldikten sonra, Kurtuluş Yolu Mecmuası, İskilip gençliği adına yayımlanmaya başladı. Başlangıçta, on beş günde bir düzenli olarak yayımlanan mecmua, bazı imkansızlar nedeniyle 1927 Nisan'ından itibaren yayınına bazı aralar verdi. Örneğin, 37'inci sayıdan 38'inci sayıya kadar üç ay zaman geçti.

 

Mecmua, daha çok Azmi Milli Mektebi başöğretmeni Rıfat Rami ile aynı mektepte öğretmen olan Asım Nida Bey'lerin çalışmaları ve fikirleriyle ayakta duruyordu. Asım Nida Bey'in 1927 de Ankara Hukuk Mektebi'ni kazanması ve Rıfat Rami Bey'in sağlık problemlerinin artması, mecmuanın yayınını zorlaştırdı. Kağıt ve basım giderlerinin Çorum İl Genel Meclisi tarafından karşılanmasına rağmen, mecmua daha fazla yayın hayatını sürdüremedi. Rıfat Rami Bey'in uzun süreli tedavi için Çorum'a gitmesinden sonra, 1 Haziran 1928'deki 42'inci sayıyla birlikte yayın hayatına son verdi.

 

Kurtuluş Yolu Mecmuası'nın amacı, halkı eğiterek toplumun gelişimini sağlamaktı. Mecmuada yayımlanan tüm makaleler, bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Mecmuanın eğitim faaliyetlerini ikiye ayırmak mümkündür. Birincisi, Mecmuayı yayımlayan Muallimler Birliği'nin pedagojik faaliyetleriyle ilgilidir. Yani okullarda verilen eğitimin kalitesini artırmak için, mecmuanın sunduğu imkanlardan yararlanılmıştır. İkincisi ise bizzat mecmuada yayımlanan makalelerle halkı eğitmeye ve bilinçlendirmeye yönelik çalışmalardır.

 

Mecmua, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki havayı olduğu gibi yansıtıyor.lnkilaplar yapılırken, halkın ve aydınların duyduğu heyecanı, yapılan özverili çalışmaları mecmuada gözlemlemek mümkündür. 1-EĞİTİM

 

Kurtuluş Yolu Mecmuası, İskilip Muallimler Birliği tarafından yayımlanmıştır. Mecmuayı yayımlayan eğitimci olunca, mecmua da eğitime önemli bir yer verilmiştir. Cumhuriyet sonrası eğitimdeki gelişmeler, İskilip'e yansıtılmaya çalışılmıştır. Eğitim alanındaki çarpıklıklar, bunların düzeltilme çareleri konusunda birçok makale yayımlanmıştır. Yine eğitimdeki gelişmeler yorumlanmıştır.

 

Cumhuriyet'in ilk yıllarında öğretmenlerin görevi sadece öğrencilere ders vermekten ibaret değildi. Özellikle taşradaki il ve ilçelerde, öğretmenler toplumun aydın tabakasını oluştururlardı. Aydın öğretmenlerin toplumu eğitmek ve yeniliklere öncülük etmek gibi görevleri vardı.

 

Cumhuriyet'in ilk yıllarında, İskilipli öğretmenler, bu görevlerini yerine getirmek için özveriyle çalışmışlardır. Muallimler Birliği, himayei Eftal Cemiyeti ve Türk Ocağı gibi milli kuruluşların İskilip'te kurulmasında ve yaşatılmasında önemli hizmetleri olmuştur.

 

Cumhuriyet öncesine baktığımızda İskilip'te ilim. ve irfanın geliştirilmesine önem verildiğini görürüz. Osmanlı devrinde dokuz tane medrese İskilip'te faaliyet göstermiştir. Tespit edilen medreseler şunlardır:

< style="MARGIN-RIGHT: 0px">

Medresenin Adı (Öğrenci Sayısı) : Hacı Mustafa Efendi Medresesi (59), Şeyh Habib Efendi Medresesi (56), Serbest Alunet Ağa Medresesi (22), Hacıbey Medresesi (65), Terzi Bekir Efendi Medresesi (67), Ebussuud  Medresesi (60), Nuru Osmaniye Medresesi (52), Hamidiye Medresesi (27), Hacı Ali Ağa Medresesi (43).

Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde, kazada 6 medresenin yanında 3 ibtidai, 1 rüştiye ve 71 sıbyan mektebinin varlığına rastlıyoruz. Cumhuriyet'in ilan edildiği 1923 yılına gelindiğinde, İskilip'te Azmi Milli ve Misakı Milli ilk mektepleri eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir.

 

Yukarıda belirttiğimiz  gibi özellikle, II . Meşrutiyet döneminde medreselerle mektepler, bir arada eğitim faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Bu durum, tüm Osmanlı ülkesinde olduğu gibi İskilip'te de medreseli-mektepli rekabetine neden olmuştur. Medreseler ve mektepler, dünya görüşü birbirine tamamen farklı insanlar yetiştiriyordu. Zaten XX. yüzyıla gelindiğinde medrese ilmi yönünü çoktan kaybetmişti. Devlet eliyle kendi haline bırakılmıştı. Medreseler, sadece dini bilgilerin öğretildiği kurumlar haline gelmişti. Din eğitimi de, medreselerde hakkıyla yapılmıyordu.

 

Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyıldaki yenileşme faaliyetleri sonucu ortaya çıkan ilk ve orta dereceli mektepler, II. Meşrutiyet dönemine gelindiğinde, tüm Anadolu'ya yayılmıştır. İlmi ve modern bir tarzda eğitim vermeye çalışıyordu. Aldığı eğitim ve dünya görüşü birbirinden farklı insanlar arasında, anlaşmazlıklar ve kavgaların çıkması kaçınılmazdı. Bu anlaşmazlık ve kavgalar, toplumsal yapıya zarar verdi. Sosyal çöküntüye neden oldu.İkili eğitim yapısı 3 Mart 1924 deki Tevhid-İ Tedrisat kanunuyla ortadan kaldırıldı. Eğitim birleştirildi. Böylece eğitim sisteminden kaynaklanan yapay ikilik ortadan kaldırıldı.

 

İskilip'in Cumhuriyet dönemine Azmi Milli ve Misak-ı Milli mektebiyle girdiğini belirtmiştik. Bu iki mektep yeterli olmayınca, yeni bir mektep yapımına başlandı. "Sakarya Zaferi ilk Erkek Mektebi" adı verilen okulun 1925 yılında yapımının tamamlanması planlanıyordu. Fakat, bu tarihte okul inşaatı bitmedi. 1926 yılında bir Alman mimar başkanlığında, okul inşaatını bitirme çalışmaları devam etti. Nihayet, 8 Şubat 1927'de okulun resmi açılışı yapıldı.

 

Merkez kazada bu erkek mekteplerinin yanı sıra "Aymelik Hatun" isminde, bir de kız mektebi vardı. 1926-27 öğretim yılına gelindiğinde, İskilip merkezinde ilk öğretim çağında 1113 öğrenci vardı. Bunların 602'si erkek, 511'i ise kızdır. Ama mevcut okullar tüm öğrencileri eğitmek için yeterli değildi. 1113 öğrenciden yalnızca 610'u okullara alınabiliyordu. Geri kalanlar ise eğitimden mahrum kalıyordu.

 

Bu dönem eğitiminin en büyük problemlerinden birisi de devam sorunudur. Çocuğunu seve seve okula gönderen insanların. yanında, hala çocuğunu okula göndermek istemeyen cahil insanlar da vardı. İlköğretim kanunu çerçevesinde,devamsızlık problemi halledilmeye çalışılıyordu. Çocuğunu okula göndermeyen velilere, kanuni tebligat yapıldıktan sonra, 125 kuruş ceza verilebiliyordu. Ama kanuni tebligat süreci bir buçuk ay kadar sürdüğü için, para cezasının caydırıcı özelliği yoktu.

 

Kütüphane binasının yetersizliği de İskilip'teki eğitimcileri kaygılandıran meselelerden biridir. Kütüphane binasının dar ve basık olmasına rağmen Türk Ocağı, Muallimler Birliği, Himayel Etfal, Hilali Ahmer gibi cemiyetlerin faaliyetlerine, ev sahipliği yapmaktaydı. İskilip'te eğitim ve kültürel alanlardaki gelişmelerle birlikte, kütüphane binası ihtiyaçlara cevap veremez hale geldi. Dönemin eğitimcileri, kütüphaneye uygun bir bina bulmak için Çorum İl Genel Meclisi nezdinde girişimlerde bulundular. Düşünülen bina ise, kız mektebinin boşalttığı binadır.Ama bu düşünce gerçekleştirilemedi. 1933 yılına kadar kütüphane aynı binada kaldı. 1924 yılında kurulan İskilip Halk Kütüphanesi, 1933 yılında Halkevi bitişiğindeki, halk tarafından yaptırılan ahşap ve tek salonlu binasına taşınmıştı.

 

Milli Mücadele dönemi, Türkiye'ye fakir bir toplum ve sayısız şehit ailesini miras olarak bırakmıştı. Eğitim faaliyetleri, bu gerçeğe uygun bir şekilde yürütülmeliydi. İskilip fakir ve şehit çocukların eğitimlerini devam ettirebilmeleri için elinden geleni yaptı. Muallimler Birliği ve Himayei Etfal cemiyetleri önderliğinde, halk bu çocukların ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştı. Ders araç gereçleriyle giyim kuşamları temin edildi. Esnaf da kendi iş yerlerinden çocukların ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştı. Örneğin, Nisan 1926'da 111 erkek ve 28 kız öğrenciye şapkalarıyla birlikte elbise diktirilmiştir. Kasım 1926'da İskilip'e gelen ip cambazı Veysel Efendi'nin yaptığı gösterilerin gelirlerinin bir kısmı Himayei Etfal Cemiyetine aktarıldı. Muallimler Birliği, Himayei Etfal Cemiyeti ve Gençlerbirliği, okullardaki fakir ve şehit çocuklarına elbise yardımı yapılması amacıyla eşya piyangosu düzenlemişlerdi. 11 Ocak 1927 de çekilişi yapılan piyangodan 550 lira gelir elde edilmiştir. Bu parayla 100 çocuğa elbise alınmıştır. Bu tür yardımlar bundan sonra da devam etmiştir.

 

Öğretmenler, bir yandan kazadaki eğitim faaliyetlerini düzenlerken, bir yandan da; ülke eğitimindeki gelişmeleri yakından takip edip, bu konularda fikir üretiyorlardı. Örneğin, harf inkılabından iki buçuk sene önce, mecmuada Latin harfleriyle ilgili makale yayımlandı. Makalede, latin harflerine geçişin sağlayacağı faydalar anlatıldı. Müellife göre harf inkılabıyla birlikte eğitim-öğretimin yanı sıra gazete neşri de kolaylaşacaktı.

 

1928 yılında kurulan Türk Maarif Cemiyeti'nin kuruluş amacı, İskilip'teki eğitim faaliyetleriyle paralellik arz ediyordu. Zira cemiyetin kuruluş amacı, öğrenci yurtlarını geliştirmek ve fakir öğrencilerin eğitimlerini sürdürmelerini sağlamaktı. Arada böyle paralellik olunca, cemiyetin çalışmaları ile ilgili düşünceler mecmua aracılığı ile aktarılıyordu.

 

Eğitimcilerin görevi, eğitim-öğretim faaliyetlerini en iyi şekilde yürütmektir. İlçedeki eğitimciler mecmua aracılığıyla eğitimdeki kaliteyi yükseltmek amacıyla, fikir ürettiler. Eğitimi okul-öncesinden itibaren ele aldılar. "Okulda verilen eğitimin başarılı olabilmesi için, ailenin çocuğa temel eğitimi vermesi gerekir. çocuğumuza iyi bir eğitim verebilmemiz için bazı vasıflara sahip olmamız gerekir. Okul içi eğitimde, öğretmenlerin önemi vurgulandı. Zira öğretmenler, giyim, kuşam, tavır ve davranışlarıyla öğrencilere örnek oluyordu. Öğretmenler, bu gerçeğe göre hareket etmelidir.

 

"Haftanın 6 günü öğrencilerin teorik derslerle boğulması eleştiriliyordu. Öğrencilere teorik derslerin yanında hayatı öğretecek pratik dersler de verilmelidir. Kaza halkının, büyük bir bölümü geçimini tarımla sağlıyordu. Bu gerçek doğrultusunda, öğrenciler modern zirai bilgilerle donatılmalıdır. Okul bahçeleri yapımı yoluyla öğrencilere uygulamalı zirai bilgiler verilebilir. Zaten okul bahçesi yapımı İzmir iktisat Kongresinde de tavsiye ediliyor". Bu gibi düşünceler, sürekli mecmuada yer buluyordu.

 

Eğitimciler İskilip'te artan suç oranlarından, kendilerine pay çıkarıyorlar.Zira suç, cehalet yüzünden işleniyordu  cehaleti yok etmekte eğitimcilerin göreviydi.

 

İskilip'e bağlı köy okullarının problemleri de yakından takip ediliyordu. Her köye, bir okul yapımının zorluğu sebep gösterilerek, yatılı köy okullarının yapımı tavsiye ediliyordu. Hatta, mecmuada Evlek Tekkesi'ne ait olup, el konan 9000 dekarlık arazinin yatılı köy okulu yapımına ayrıldığı haberi yayımlandı.13 Ama okulun yapımı gerçekleşmedi.

 

Kısacası, İskilip eğitimi Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşadığı imkansızlıkları eğitimcileri Özverili çalışmalarıyla yenmeye çalışıyordu. Bu uğraşta, eğitimcilerin en büyük şansı seslerini duyurabilecekleri bir yayın organına sahip olmalarıydı. Zaten eğitimcilerde mesleki uğraşlarında bu imkanı, en iyi şekilde kullanmışlardır.

 

2. CUMHURİYET TOPLUMUNA GEÇİŞ

 

Osmanlı'nın Cumhuriyette devrettiği halk, yeni rejimin amaçlarını gerçekleştirebilecek vasıfta değildi. Cumhuriyet ilan edildiğinde yıllardır sürekli savaşan Anadolu insanı oldukça bitkindi. Bunun dışında, Anadolu modern dünyadaki gelişmelere kapalıydı. Halkın büyük kısmı geçimini tarımla sağlıyordu. Ziraat ilkel bir şekilde yapılıyordu. Halk cahildi. Bu cehalet, gelişmenin önündeki en büyük engeldi. Cumhuriyet Hükümeti, tüm bu zorlukların üstesinden gelmek zorundaydı. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti'nin istediği vatandaş tipi, mevcut Osmanlı vatandaşına hiç uymuyordu. Devletin politikası gereği Osmanlı vatandaşı, milli kimliğinin farkında değildi. Halk arasında çeşitli hurafeler ve batıl inançlar yaygındı. Bu durum, halkın sağlıklı düşünüp karar vermesini engelliyordu. İnsanların şahsi teşebbüs gücü yoktu.

 

Tüm bu şat1ar içerisinde, Cumhuriyet halkın sosyal ekonomik ve kültürel yapısını yükseltmek zorundaydı. Bunda en etkili yol eğitimdir. Halk eğitilerek değişimin ve gelişimin bir parçası haline getirilmeye çalışıldı. Eğitimle ulaşılmak istenen vatandaş, milliyetçi aydın ve çalışkan vatandaştı.

 

Toplumun yeniden şekillenmesinde, taşradaki aydınlara büyük görevler düşüyordu.İl ve ilçelerdeki aydın tabaka inkılapları halka anlatıp, benimsetme misyonunu üstlendi. Taşradaki aldın tabakayı devlet memurları oluşturuyordu.İl ve ilçelerdeki vali, kaymakam, belediye başkanı, dava vekili, doktor ve öğretmenler yanlarına halktan münevver kimseleri de alıp, muhitlerinin kültürel faaliyetlerini yürütüyorlardı.

 

Cumhuriyet'in ilk yıllarında, tüm Türkiye'de olduğu gibi İskilip'te de aydınlanma faaliyetleri hızlı bir şekilde sürüyordu. Türkiye çapında faaliyet gösteren Muallimler Birliği'nin ve Türk Ocağı'nın İskilip'te de şubeleri bulunuyordu. İskilip'te Cumhuriyet toplumunu oluşturmak çabaları bu iki cemiyetin öncülüğünde yürütülüyordu. Muallimler Birliği'nin bünyesinde öğretmenlerden başka, kaymakam, dava vekili, ziraat katibi, doktor ve baytar gibi görevliler bulunuyordu. Birlik Üyeleri kendi meslekleriyle ilgili konularda halkı aydınlatmaya çalıştılar. Bu çalışmalarda, en büyük araç Kurtuluş Yolu Mecmuası'ydı. Mecmua neşrinin dışında, Mualimler Birliği, konferans, konser ve tiyatro aracılığıyla,halkı yeni düzene adapte etmeye çalışıyordu. Konferanslar, her hafta pazartesi akşamı düzenli olarak yapılmaya çalışılıyordu. Konferanslar, mesleki milli Ekonomik ve sosyal konularda verildi. Kütüphane salonunda verilen konferanslara, halkın katılımı sağlandı. Konferanstan sonra aynı gece, konser veriliyordu.

 

1925 yılında İskilip'te şubesi açılan Muallimler Birliği ilk iki yılında çalışmalarını başarıyla yürüttü. Programları çerçevesinde çalışmalarını sürdürdü. 1926 yılı sonlarında, birlik üyeleri arasında çıkan şahsi sorunlar, birliğin çalışmalarını kesintiye uğrattı. Üst üste toplanan kongreler, birlikteki sorunlara çözüm getirmedi. 20 Ağustos 1927'de yapılan kongreyle, yeniden istikrar sağlandı. Kesintiye uğrayan birlik faaliyetleri yeniden hız kazandı.

 

Birlik öğretmenlerinin dışında üyeleri de kabul etmesine rağmen, birlikte öğretmenlerin ağırlığı vardı. Ömer Azmi, Rıfat Rami, Asım Nida, Vehbi, İsmail Hakkı, Osman Şahin" Niyazi ve Necati Bey'lerle Münire ve Şerife Hanım'lar birlikte etkin olan öğretmenlerdi. Kaymakam İbrahim Rüştü, göreve başladıktan sonra birliğin fahri üyesiydi. 13 Ağustos 1926'dan itibaren birlik sadece öğretmenlerden oluşuyordu.

 

8 Şubat 1927'de İskilip'te açılan Türk Ocağı milliyetçi düşünceyi yaymaya çalıştı. Kısa sürede etkin hale geldi.

 

İskilip'te, Cumhuriyet toplumuna geçme çalışmalarını Kurtuluş Yolu Mecmuası'na dayanarak 4 ana başlık altında verebiliriz.

 

a) Milli Bilincin Uyanışı

 

Kurtuluş Yolu Mecmuası, halkın milli kimliğinin farkına varabilmesi için, çok büyük uğraşlar vermiştir. Yeni devlet, milliyetçilik değeri üzerinde yükseliyordu ve bu yükselişte kendisine Milliyetçi Vatandaş lazımdı. Devlet Anadolu'daki halka ancak, kendi memurları aracılığıyla ulaşabilirdi. Bu memurlar arasında, halka en çok etki yapan da öğretmenlerdi. Nitekim, İskilip'te de milliyetçi düşünceler öğretmenler  aracılığıyla yayılmaya başlamıştır.

 

Osmanlı toplumu, bir ulus olmaktan çok; cemaat özelliği taşıyordu. Topluma hakim olgu dindi.İnsanlar milli kimliklerinin farkında bile değilken, kendilerini dini kimlikleriyle özdeşleştirmişlerdi. Nitekim, 1926 yılında bile İskilip köylerini ziyaret eden bir öğretmen, köylülere yönelttiği "hangi millettensiniz" sorusuna, "Hz. Adem'in milletindeniz" ya da "Hz, İbrahim'in milletindeniz." cevabını aldığını söylüyordu.

 

Halkın milli kimliğinin farkında olmaması, Osmanlı Devleti'nin iç politikasının bir sonucudur. Bünyesinde birçok milleti barındırırken, milliyetçi politika izleyemezdi. Osmanlı Devleti'nin bünyesindeki etnik grupları kaynaştırıp. Osmanlı toplumu yaratma düşüncesi, sadece Türk'ler Üzerinde etkili oldu. Milli esasları reddeden bu düşünce, diğer unsurlara pek cazip gelmedi. Anadolu'da halk arasında nazik olanlara "Osmanlı", kaba ve dağlı olanlara da "Türk" deniliyordu. "Türk" kelimesi hakaret aracı olarak kullanılıyordu. Uygunsuz bir hare ketle karşılaşıldığında. "Hele şu Türkün yaptığına bak" diye, kaba bir hareketle karşılandığında ise "Bak şu Türkmene" diye tepki gösteriliyordu.

 

Atatürk reformlarının en büyük amacı; cemaat özelliği taşıyan toplumu ulaştırmaktır. Toplum uluslaşmak için müsait bir konuma gelmişti. Yani, yeni devletin tebaasının tamamına yakını Türk'tü. Uluslaşmanın ilk şartı, toplumdaki din birliği anlayışının yerini, milli birlik, anlayışının almasıdır. Bu değişimin yaşanabilmesi, halktaki genel kanaatin değişmesini gerektiriyordu. Halka, "Türk Milletinin Mensubu oldukları ve gelişmek için milli değerlere sahip çıkılması gereği" anlatılmalıydı. Devlet, Anadolu gibi geniş bir coğrafyada yaşayan halka ancak, kendi memurları aracılığıyla ulaşabilirdi. İl ve ilçelerde görevli bulunan vali, kaymakam, öğretmen vb görevliler mesleki görevlerinin yanında, halkı aydınlatma görevini de üstlendiler.

 

Cumhuriyet ilk yıllarında İskilip'te de öğretmenlerin önderliğinde halk arasında milliyetçi fikirler yayılmaya çalışıldı. Öğretmenler tarafından oluşturulan Muallimler Birliği, milliyetçilik propagandasının örgütlü bir şekilde yapılmasını sağlıyordu. Muallimler Birliği tarafından 1 Nisan 1926 tarihinden itibaren yayımlanmaya başlanan Kurtuluş Yolu Mecmuası, birlik faaliyetlerinin et kinliğinin artmasını sağladı.

 

Bu dönemde, İskilip'te Himayei Etfal, Hilali Ahmer, Muallimler Birliği, Türk Ocağı gibi cemiyetler bulunuyordu. Bu cemiyetlerin faaliyetlerini birkaç muallim, memur ve eşraf idare ediyordu. Bu muallimin bir kaç cemiyette birden faal olarak çalıştığı görülmüştür. Cemiyetlerin faaliyetleri gece yürütülüyordu. Gündüz, muallimler, memurlar ve esnaf kendi işleriyle meşguldür.

 

Milliyetçiliği ve bilimsel düşünceyi yayma konusunda, birkaç tane memur yeterli olmadı. Bu yetersizlik sunucunda, yerli halktan da yararlanılmak istendi ve cemiyetlere üye yapılmaya çalışıldı.

 

İskilip'te 1925 yılında kurulan Muallimler Birliği, Türk Ocağı açılana kadar, İskilip'teki ilmi ve milli faaliyetlere öncülük etmiştir. 11 Şubat 1927'de kurulan Türk Ocağı, çalışmalarıyla Muallimler Birliği'nin önüne geçti.İlk 24 sayısı Muallimler Birliği adına çıkan Kurtuluş Yolu Mecmuası, 15 Mayıs 1927 deki  25. sayısından itibaren, 1skilip Gençliği adına çıkarılmaya başlanmıştır.

 

Türk Ocağı'nın İskilip'te şubesi açılmasından önce, Türkiye çapında iki yüzün üzerinde şubesi vardı. Türk Ocağı 1912 yılında Türk milliyetçiliğini yaymak için kurulmuştu. Hamdullah Suphi, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Mehmet Emin Yurdakul, Ömer Seyfettin, Halide Edip gibi aydınları bünyesinde barındıran Türk Ocağı, konferans toplantı, vb. faaliyetlerle Türk milliyetçiliğini yaymaya çalıştı. Türk Ocağının yayın organı Türk Yurdu Dergisi, etkin bir propaganda vasıtasıydı.

 

Türk Ocağı, Mondrus Mütarekesi'nden sonra başlayan Milli Harekete fikri altyapı hazırladı. Tüm Türk Ocağı mensupları, Milli Mücadele hareketinin içerisinde yer alır.

 

Milli Mücadele'nin kazanılması ve yeni devletin kurulmasından sonra, yeniden teşkilatlanan Türk Ocakları'nın yapısında ve amaçlarında bazı değişiklikler yaşandı. Bundan sonra ocağın amacı, Türk Kültürünü, lnkilapları  korumak ve Milli ekonominin kalkınmasını sağlamaktır.

 

11 Şubat 1927'de İskilip'te şubesi açılan Türk Ocağı, faaliyetlerini bu amaçlar doğrultusunda sürdürdü. Kurtuluş Yolu Mecmuası, Ocağın faaliyetleriyle sürekli alakadar olmuştur. Türk Ocağı'nın çalışmaları, mecmua aracılığıyla halka anlatılmıştır.

 

İskilip'te Milli bilincin uyanışında, Kurtuluş Yolu Mecmuası'nın büyük etkisi olmuştur. Mecmua, Milli düşünüşü İskilip'e taşıdı. Artık toplumda yükselen değer milliyetçilikti.

 

Cumhuriyet'in ilk yıllarında, İskilip halkının tamamına yakını, geçimini zirai faaliyetlerle sağlıyordu. Nüfusun büyük bölümü kırsal kesimlerdeydi. Mecmuada köylünün milli bilinçten yoksun olduğu, sık sık vurgulardı Köylünün aydınlatılması çareleri tartışıldı. Öğretmenler ve diğer devlet memurları köylere geziler düzenliyorlardı. Köylülerle sohbet toplantıları yapılıyor ve köylülere milli şuur verilmeye çalışılıyordu.Yine, mecmuada yayımlanan makalelerle köylüler aydınlatılmaya çalışılıyordu.

 

Mecmua milliyetçilik propagandası yaparken, bir yandan da çağdaşlaşmayı ve batılaşmayı savunuyordu. Batı, kendisine aklı rehber etmiş; bilim, teknik ve sanayide ilerlemişti. Oysa, bizim toplumumuzda hala taassup ve batıl inançlar yaygındı. Toplumsal yaşayış akla ve ilme göre değil, hurafe ve batıl inançlara göre şekilleniyordu. Toplumun gelişmesi için, akılcı düşüncenin hakim kılınması gerekiyordu. Batı, bunları becerdiğine göre, bize örnek olabilirdi.

 

Özetle, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde ortaya çıkan ve Türk aydınları arasında yayılan milliyetçilik fikri, Osmanlı'dan Cumhuriyet rejimine geçişte, belirleyici faktör oldu. Yeni rejimin temel ilkelerinden biri olan milliyetçiliği, halka yani tabana yaymak, yani yönetimin öncelikleri arasında yer aldı. Devletin bu politikası, İskilip'te en iyi şekilde uygulanmaya çalışıldı. Tipik bir Anadolu kasabası olan İskilip, yeni rejime uyum sağlamakta pek zorluk çekmedi.

 

b) Kadınların Yeni Toplumdaki Yeri

 

Yeni rejime geçişle birlikte, köklü değişikliklerin yaşandığı alanlardan birisi de, kadının toplumsal yaşayışındaki yeridir. Avrupa'da ve İslam toplumunda olduğu gibi, klasik dönem Osmanlı toplumunda da kadın, geri plandadır. Eğitimlerini, sıbyan mektebi seviyesinde yapabiliyorlardı. İslam hukukunun da etkisi ile  evlenme, boşanma ve miras konularında erkek egemendir. Köylerde iktisadi faaliyetlere katılan kadın, şehirlerde kapalı bir hayat yaşamaktaydı.

 

Osmanlıda, modernleşmenin başlamasıyla birlikte şehirlerden başlamak üzere kadınlarımızın hayatında da, bir değişim göze çarpar. Osmanlıda, Tanzimat dönemiyle birlikte Avrupa ile etkileşim artmıştır. Avrupa'da Rönesans’la birlikte kadının hakları gelişmeye başladı. XIX. yüzyıla gelindiğinde Avrupa, kadın hakları konusunda belli bir noktaya gelmişti. Avrupa'yla etkileşim sonucunda, kadının toplumdaki konumunun gözden geçirilmesi düşünceyi ortaya çıktı. Kadınların eğitim alanındaki imkanları artırıldı. Kızlar için rüştiye ve darülmüallimat okulları açıldı. Yine bu dönemde arazi mirasında ilk defa, kadın erkekle eşit hakka sahip kılındı. Tanzimat döneminde alınan tedbirler, Meşrutiyet dönemine gelindiğinde sonuç vermeye başlamış ve kadınların sosyal hayattaki önemi artmıştır. 1914 yılından itibaren, kadınlara üniversite kapısı açılmıştır.I.Dünya Savaşı sırasında, erkeklerin tamamına yakını askere alındığı için,kadınlar işçi ve memur olarak atanmaya başlandı. Milli mücadele döneminde,cephe gerisi hizmetlerin yürütülmesinde, kadınların önemli katkıları olmuştur.

 

Kadının statüsü konusunda, en kapsamlı düzenlemeler, Cumhuriyet döneminde yapılmıştır. 17 Şubat 1926'da kabul edilen medeni kanunla evlenme, boşanma ve miras konularında kadın-erkek eşitliği sağlanmıştır.Kadınlar seçme ve seçilme hakkına ise 5 Aralık 1934'te sahip olmuşlardır.

 

Teorikte kadınlara verilen bu hakların, pratiğe aktarılması gerekiyordu. Bu konuda, taşradaki devlet memurlarından ve yerel basından faydalanılmıştır.İskilip'te, 1 Nisan 1926'dan itibaren yayımlanmaya başlanan Kurtuluş Yolu Mecmuası'nda, kadınlarla ilgili çeşitli yazılar yayımlanmıştır. Bu yazılar, kadınların sosyal, kültürel ve ekonomik hayattaki konumunu yükseltmeye yöneliktir.

 

Mecmuada ele alınan konulardan birisi, kadınların giyim tarzıdır. Mecmuada kadınların giyim tarzı, şu şekilde tarif ediliyordu: Altta üç etekli motifli entari, üzerinde renkli önlük, başında altınlı kafes ve üstünde siyah bir örtü bulunuyordu. Birkaç memur ailesi hariç tüm İskilipli kadınlar, bu şekilde giyinmekteydi.İskilip coğrafi konumu itibariyle, dışarıyla etkileşimi oldukça zayıftır. Bu yüzden, alışkanlıklar çok geç terk edilmekteydi .Mecmuada, kadınların hala eski giyim tarzlarına sadık kalmaları, etkileşim eksikliğine bağlanmıştır.

 

Toplumun yarısını oluşturan kadınların yok sayılması toplumun gücünün yarı yarıya azalmasına neden olur. Zaten Cumhuriyet'in ilk yıllarında, Anadolu'da nüfus yetersizdi. Kadınlar, dinamik bir güç haline getirilip, bu yetersizliğin üstesinden gelinebilirdi. Kadınların ekonomiye kazandırılması gerektiği düşüncesi, mecmuada da işlendi. Zaten İskilip'teki çiftçi ailelerinde kadınlar tarımda üretime katılıyorlardı. Merkez kazadaki kadınlar elişleri dışında pek üretime katılmıyordu. Kadınların üretime katılmamasına sebep olarak, mecmuada toplumdaki kadınlarla ilgili anlayış gösteriliyordu. Ama, tek sebep bu değildir. Tarım dışında, kadınların çalışabileceği iş alanları oldukça sınırlıdır. Bunun yanı sıra, kazada işsizlik önemli bir sorundur. İşsizlik problemi çözülmeden kadınların geniş ölçüde üretime katılmamaları sağlanamazdı.

 

Mecmuada üzerinde önemle durulan konulardan birisi de kadınların cehaletidir. Kadınların eğitilmesi gereği, birçok makalede dile getirildi. Kadınlar bilgili olursa, sağlıklı ve kültürlü nesillerin yetişmesini sağlayabilirler.

 

Kadının toplumdaki konumuyla ilgili değişmeler, Osmanlı'da Tanzimat döneminde başlamıştı. Cumhuriyet'in ilk yılları, bu değişimin en hızlı yaşandığı dönemdir. Medeni Kanun’un  kabul edilmesi, mevcut değişimin hukuki temellerini attı. Medeni Kanunu'nun toplumsal yapıda meydana getireceği değişiklikleri halkın benimsemesi gerekirdi. Kurtuluş Yolu Mecmuası'nın kadınlara yönelik makalelerinin amacını "hukuki temelleri atılan değişimi hızlandırmak" olarak değerlendirebiliriz.

 

c) Zirai Bilinçlenme

 

Cumhuriyet'in ilk yıllarında İskilip ekonomisi, büyük ölçüde tarıma dayanmaktadır. İskilip’in arazisi oldukça geniş olup tarıma elverişlidir. Bu dönemde, kazada çoğunlukla hububat üretimi yapılmaktadır. Hububat üretimi, kazanın ihtiyacını karşıladığı gibi, üretim fazlası hububat dışarıya, özellikle de Tosya’ya satılmaktadır.Bununla beraber, kazada hububat yetiştiriciliğinde önemli sorunlar yaşanmaktaydı. Özellikle, kurak yıllarda çiftçiler geçimlerini sağlamakta ve tohumluk temininde zorluk çekiyorlardı. Bilhassa, kuraklık dönemlerinde ortaya çıkan ihtikarcılar, köylüyü daha da zor duruma sokuyorlardı. İhtikarcılar, köylüyü daha da zor duruma sokuyorlardı. Ihtimarcılar, stokladıkları zahireyi kurak yıllarda, köylüye fahiş fiyata veresiye olarak satıyorlardı. Borcunu ödeyemeyen köylü, toprağın kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyordu.

 

Tarımdaki diğer önemli bir sorun da, toprağın ilkel bir şekilde işlenmesi ve topraktan düşük verim alınmasıydı. Üstelik, çiftçilerin verimi arttırmak için bir çabaları yoktur. Toprağı, eski usullerle işliyorlardı. Kurtuluş Yolu Mecmuası yayımlanmaya başladıktan sonra zirai meselelerle de ilgilendi. Aynı zamanda,  mecmuanın sorumlu müdürü olan Ziraat Katibi Cemal Bey, mecmuada, çiftçileri bilgilendirici, yazılar yazmıştır. "Fazla Hasılat Almak İçin Neler Yapacağız" ismiyle dokuz bölüm halinde yayımlanan yazılarıyla Cemal Bey, çiftçilere verimi arttırmak için alınabilecek tedbirleri anlatmıştır.

 

Bu dönemde İskilip'te meyve üretimi de, oldukça yaygındı. Ama, meyve üretiminin ekonomiye katkısı sağlanamıyordu. Çünkü, üretilen meyvenin pazarlama imkanı yoktu. Bu imkansızlık, İskilip'in önemli bir gelirden mahrum olmasına neden oldu. Meyve üretiminde karşılaşılan sorunlar, mecmuada da ele alındı. Üretimi arttırmak için, gerekli teknik bilgilerin verildiği yazılar yayımlandı.

 

Mecmuada değinilin tarım ürünlerinden birisi de pirinçtir. Pirinç, İskilip'te de yetiştirilmekle beraber, yoğun olarak Tosya'ya yetiştirilmektedir. İki komşu kazanın, ticari v(~ kültürel ilişkileri oldukça gelişmişti. Bu yoğun ilişki ortamında, mecmua Tosya'yla da ilgilendi. Tosya'daki pirinç üretiminde karşılaşılan sorunlar ve çözüm yolları ele alındı.

 

İskilip'te, Ziraat Katibi Cemal Bey görevde kaldığı sürede, üretimi artırmaya yönelik çabalarını sürdürmüştür. Ancak, İskilip Ziraat Dairesi'nin Aralık 1926'da kapatılmasından sonra, Cemal Bey'in tayini, Konya'nın Sultanbeyli ilçesine çıkmıştır. Kazada ziraat dairesinin ve ziraat katibinin bulunmaması, zirai modernleşme çabalarının aksamasına neden olmuştur.

 

d) Sıhhi Bilinçlenme

 

Kurtuluş Yolu Mecmuası'nı incelediğimizde, sıhhi konulara da ağırlıklı bir şekilde yer verildiğini görürüz.

 

1926 yılında İskilip'te bir tane doktor bulunmaktadır. Kazada tüm sağlık çalışmalarını, Hükümet Tabibi Faik Bey yürütmekteydi. Faik Bey, resmi görevinin yanı sıra sağlık anlayışının modernleşmesine yönelik çalışmalarını da sürdürmekteydi. Kazada bir mecmuanın yayınlanıyor olması, Faik Bey'in çalışmaları açısından önemli bir avantajdı. Mecmuada önemli bir konuma sahip olan Faik Bey bu avantajı en iyi şekilde kullanmıştır. Mecmuada, yazdığı makalelerde ve verdiği konferanslarda sağlık alanındaki mevcut problemleri dile getirmiştir. Faik Bey, en çok halkın sağlık problemlerine çözüm arama yöntemleriyle ilgilendi. Zira, halkın önemli bir kısmı hastalandığında doktora başvurmuyordu.

 

Üfürükçüler ve hocalardan medet umuyorlardı. Sağlık alanında, halledilmesi gereken ilk mesele buydu. Çünkü, toplumdaki sağlık problemlerini en aza indirebilmek için, öncelikle halkın sıhhi rahatsızlıklarını doktor aracılığıyla giderebileceklerine inanmaları gerekirdi.

 

Bunun dışında, mecmuada bazı hastalıklarla ilgili makaleler yayınlanmıştır. Makalelerde hastalıklardan korunma yolları anlatılmıştır. Mecmuada sıtma, ısıtma, frengi, bel soğukluğu gibi hastalıklara değinilmiştir.

 

İskilip'te, sağlık alanında önemli çalışmalarda bulunan Doktor Faik Bey'in Şubat 1927'de Bozok Vilayeti Sıhhıye Müdüriyetine terfien çıkmıştır. Kaza, Mayıs 1927'ye kadar doktorsuz kalmıştır. Bu tarihte, Alaca Hükümet tabibi Meciddin Bey'in İskilip Hükümet Tabibliği'ne atanmasıyla, İskilip doktorsuzluktan kurtulmuştur.

 

Cumhuriyet toplumuna geçiş sürecinde, toplumun medeni seviyesi de yükseltilmeye çalışılmıştır. Toplumun medeni seviyesi yükseltilirken, fertlere düşen görevler vardı. Yani, fertlerin medeni davranışlarıyla, medeni toplum oluşacaktı. İskilip'te devlet memurları, yaşantıları ve davranışlarıyla halka örnek olmaya çalıştılar. Örneğin, toplantı ve eğlencelere kadın erkekli katıldılar.

 

Bunun dışında, mecmuada yayımlanan makalelerle de halkın medeni seviyesi yükseltilmeye çalışıldı. Yayımlanan makalelerde toplum içerisinde ve resmim toplantılarda yapılması gereken medeni davranışlar anlatıldı. Medeni toplum olmamızı engelleyebilecek olumsuz özelliklere değinildi.

 

İskilip'te medeni toplum oluşturma çabalarının batılı yaşam tarzının etkisinde kaldığını söyleyebiliriz. "Batı her alanda ilerlediğine göre biz de batılı gibi yaşarsak gelişebiliriz" düşüncesi, medeni toplum oluşturma çabalarında etkili olmuştur.

 

İskilip'te Cumhuriyet toplumuna geçişte, Kurtuluş Yolu Mecmuası'nın önemli etkileri olmuştur. İskilip'in coğrafi konumu nedeniyle, dışarıyla etkileşimi oldukça zayıftır. Bu etkileşimin eksikliği, 1920'li yılların şartlarıyla birleşince ülkedeki değişimin İskilip'e yansımasını zorlaştırıyordu. İşte bu şartlar içinde yayımlanmaya başlanan Kurtuluş Yolu Mecmuası, Cumhuriyet'in getirdiği değişimin İskilip'te de canlı bir şekilde yaşanmasını sağlamıştır.