Facebook Gurubumuza Katılın
PERSEPOLİS'TEN İSKİLİP'E ŞAH RIZA'LAR VE DEĞERLERİMİZ PDF Yazdır E-Posta
Perşembe, 11 Ağustos 2011
Perşembe, 11 Ağustos 2011 | 897 defa okunmuştur.


           
Pers Krallığı kuruluşuna kadar olan tarihte, en büyük, en ihtişamlı imparatorluk olarak bilinir. Pers Kralı Büyük Kirus yazıtlarda kendini, fethettiği ülkelerin isimleri ile ifade eder. İngiliz British Museum’daki en kıymetli parçalardan biri de Büyük Kirus’la özdeşleşmiş olan, bir karıştan biraz büyük üzeri çentik şeklindeki küçük yazılarla kaplı kilden yapılmış bir silindir. Milattan önce 530 yıllarına ait olan bu objeyi kıymetli yapan şey ise, üzerindeki yazılar. Kirus, Babillileri yenilgiye uğrattığı zaman Babil halkına, merhamet, eşitlik, adalet ve koruma duyguları ile muamele edileceğini bildirmiş bu yazılarda. Onun için kimilerine gören dünyanın ilk evrensel insan hakları bildirgesi olarak da yorumlanıyor. Dolayısıyla Kirus’un silindiri eşitlik, adalet ve merhamet duygularının sembolü olarak kabul görüyor. Göreceli olarak milliyetçi bir toplum olana İran toplumumun, kendini bu imparatorluğun devamı olarak görmelerinde ‘Kirus’un Silindiri” önemli bir etken. Kirus’la bu imparatorluğun Kral 1. Darius tarafından kurulan başkenti Persepolis, Krallar Kserkes ve Ardaşir ile en parlak dönemlerini yaşamış, geriye 100 sütünlu Saray, Tören Salonu Apadama, Kral Mezarları, heykeller ve daha binlerce eser bırakmıştır. Ancak M.Ö. 331’de Büyük İskender’in Persleri yenmesiyle şehir de yakıldı ve toprak yığınları altında arta kalanların da yıkılmasını sağlayacak bir terk edilmişliğe bırakıldı. 2500 yıllık bu yıkım ve terk edişten arta kalan malzeme bile Persepolis’in ihtişamı hakkında bilgi vermeye yeterli.

1941 yılından ülkesini terk etiği 1979 yılına kadar ülkesini yöneten İran’ın son monarşik lideri, batı yanlısı ve bağımlısı olarak tanınan M.Rıza Pehlevi, 1971 yılında imparatorluğun 2500. Yılını kutlamak üzere bir program düzenledi. Amacı birkaç açıdan kazanmaktı. Hem bağlı olduğu batıya, hem kafa tuttuğu doğuya, hem de iyi kötü dikkate aldığını göstermek istediği kendi halkına, Pers İmparatorluğunun temsil ettiği monarşik değerleri, uygarlık seviyesini ve bir noktada da batılı değerleri memnuniyetle kabul ettiği mesajını vermek istiyordu. Bunu törenlerde İran tarihinde ilk defa olarak eşi Farah Diba’ya Şahbanu (imparatoriçe) tacını giydirerek pekiştirdi de. Törenler ağızları açık bırakacak harcamalarla, dillere destan bir görkemle yapıldı. Batılıların organizatörlüğünde her türlü donanıma sahip uçsuz bucaksız çağdaş pers çadırları, çöle serilen mavi halılar, Fransa’dan altı ay boyunca uçaklarla getirilen malzemeler, içkiler, tören sırasında tarihten bu yana pers ordularını eski kıyafetleri içinde canlandıran geçit kıtaları ve kıyafetleri hazırlanır. Dünyanın dört bir tarafından katılacak davetliler için 2500 yılın anısına 250 kırmızı limuzin eşliğinde Kral Kirus’un anıt mezarı önünde yapılan açılışla bu unutulmuş imparatorluk ve başşehri Persepolis yâd edilir. Şah amacına ulaştıktan sonra Persepolisi yine unutulmuşluğu ile baş başa bırakır. Milyon dolarları bulan israflarla batılı dostlarının gözünde yücelirken, göz ardı ettiği kendi halkının sefaleti, sahiplenmesini bekledikleri değerlerine burun kıvırması, devrileceği 1979 yılına yönelen tırmanışa yeni basamaklar ekler. Süreç Marksistler, liberaller ve mollaların el birliği ile şahı devirip, yurtdışına kaçmaya mecbur etmesiyle sonlanır. Sonrasında ise Mollalar diğer grupları tasfiye ederek bugünlere kadar gelen yeni monarşiyi kurarlar. Şah ülkesinden çok uzaklarda ölür. Ama kullanmaya çalıştığı, işi bitince dönüp bakmadığı Persepolis, Kirus’un anıt mezarı ve İran halkının sahiplenilmesini bekledikleri bir sürü eser ve âlimleri, korunmasa dahi halkının bağrındaki sığınakta dimdik ve tüm ihtişamıyla tarihin ve milletinin sahiplenmesi altında varlığını sürdürmekte. (Bu sahneler İskilip’ten bir şeyler çağrıştırır mı size bilemem.)

Mehmet Akif Nerede Vefat Etti ?

Almanya ve Avusturya’da Goethe’in, Hemingway’ın şöyle bir uğradığı, ayaküstü çay içtiği yerler müze haline getirilmiş. Eserleri, resimleri, hayat hikâyeleri duvarları büyük özenle süslüyor. Batı dünyası kendi değerlerine en küçük ayrıntıları bile gözden kaçırmadan sahip çıkıyor. Demek ki, medeniyet kendi değerlerine sahip çıkmakla tekâmül etmeye başlıyor. Diğer taraftan usta oyuncu Ahmet Yenilmez, uzun zamandır tiyatro sahnesinde sergilediği Mehmet Akif’in eserleri ile, onun dilinden hakikatleri insanlara aktarmaya çalışıyor ve oyunlarının sonunda şöyle bir soru soruyor: “Mehmet Akif nerede vefat etti?” Yenilmez, şimdiye kadar bu soruya seyircilerinden bir tane bile cevap alamadığını söylüyor.

İstiklal Şairi bugün Taksim İstiklal Caddesinde bulunan Saint Antuan kilisesinin yanındaki Mısır apartmanının ikinci katında vefat etti. Burayı görmek isterseniz ya kiliseyi, ya da Bar 360’ı sorun ancak öyle bulabilirsiniz. Öyle Gothe’nin beş on dakika uğrayıpta anısına müzeye çevrilmiş bir yer beklentisinde de olmayın. Benim bildiğim Ankara Taceddin Dergâhında anısına bir şeyler bulunuyor. Bırakın vefat ettiği evi kabri bile hak ettiği durumda değil.

Ebussuud Deyince Aklınıza Sadece Lale’mi gelmeli?

Ebussuud Efendi anlatmama gerek var mı bilmiyorum. Bütün İslam dünyasının, İslam âlimi olarak kabul edip saygı duyduğu İskilipli “El İmadi”, bütün âlimler gibi, sevmeyenleri ve muhalifleri de olmakla birlikte tarihin gördüğü en büyük âlimlerden biridir. Bize ait bir değerdir. Ama bizim göz ardı ettiğimiz, kulak tıkadığımız bir değer.

Ama bize ait değerlerleri kendilerine ait hissetmeyenlere, Beyaz Türklerimizin ve batılıların hoşuna gidecek referanslar göstererek bu değerimizi dikkate almalarını sağlayabilir miyiz kaygısıyla birkaç noktaya temas edeyim. Ebussuud Efendi aynı zamanda şairdir. Goethe, Hammer’in çevirisiyle 1814 yılında Hafız Şirazi’nin Divanı’na ulaşır ve büyük bir hayranlıkla, hazine bulmuşçasına eseri inceler. Sonra araştırmalarında Hafız’ı softaların elinden Ebussuud’un fetvasının kurtardığını öğrenir ve bir aziz gözüyle baktığı Ebussuud Efendi’ye “Alman teşekkür ediyor” isimli teşekkür şiirini yazar.

Ebussuud Efendi’nin fetvalarının toplu bir hale getirilememesi kültürümüz açısından büyük bir talihsizliktir. Ayrıca Alevi Kardeşlerimize yönelik olarak fetvaları olduğu ve bir alevi düşmanı olduğu şeklinde malum çevrelerin tamamen asılsız, kara propagandası vardır. Fetvaları değiştirilerek, sahteleri hazırlatılarak sanki alevi kardeşlerimize düşman gibi gösterilmek istenmektedir. Bu iddialar tarihi, ilmi, mantıki ve vicdani dayanaktan tamamen yoksundur. Son günlerde bu kara propaganda biraz daha ayyuka çıkmıştır. Üzücü olan bu konuda son derece hâkim olan ilahiyatçılarımız, profesörlerimizin çıkıp tek kelime etmemesidir.

Ebussuud Efendi adına memleketinde, ismi verilen bir cadde ve okul dışında tek bir eser, onu hatırlatacak hiçbir çalışma yoktur. Zaman zaman “lale” söz konusu olunca akla gelmektedir.

Akşemseddin’in Adını Anmaya Yüzünüz Var Mı?

Akşemseddin Hazretleri 6 ay kadar kalmış İskilip’imizde. Giderken de oğlu Nurül Hüda Hazretlerini yadigâr bırakmış. Evlik köyündeki türbede aile efradı ile birlikte yatıyor. Halleri içler acısı. Çivisiz, geçme ağaç sistemi kullanılarak yapılmış, deli dolaplı camiinin etrafını gezmeyi içiniz kaldırmaz.

Akşemseddin ve oğlu Nurül Hüda Hazretleri adına ismi verilen bir cadde dışında tek bir eser ve onu hatırlatacak hiçbir çalışma yoktur.

Hakkı Teslim Edilecekler: Abdullah Recai AKALAN ve Mehmet LOKUM

Şeyh Yavsi Hazretlerinin türbesi etrafında en son Mehmet Lokum zamanında biraz iyileştirme yapıldı. Onunla da kaldı. Yine Kaymakam A.Recai Akalan ve Mehmet Lokum zamanında yapılan İskilipli Alimler Sempozyumu ve bastırılan kitapçık bu alandaki tek teselli kaynağımız. (Bir de heykeller vardı, şahsen tasvip etmediğim, ama bir gayretin göstergesi olması dolayısıyla eleştiremediğim. Gerçi orada da görünmez eller Atıf Hoca’yı diskalifiye etmiş, buna boyun eğilmişti.) Bunların yapıldığı dönemi ve yaşanan süreci de dikkate alırsak, her babayiğidin harcı olmadığı hiç tartışılmaz. Hele bugün bile korkanlar olduğu düşünürseniz…

Bunların dışında ciddi hiçbir eser ve çalışma yoktur.

Bir Memleket Bu Kadar Alimi Yetiştirip, Sonra Da Unutabilir Mi?

Atıf Hoca İskilip’le adı özdeşleşmiş, mazlumluğun adeta sembolü olmuş bir isim. Daha üç yıl öncesine kadar mezarı bile ortada yoktu. 3 yıl önce mezarı İskilip’e getirildi. Bırakın sahiplenmeyi, mazlumluğuna dair o kadar delil, yazı, kitap ve belge varken “yok canım, zaten milli mücadeleye karşı çıkmış, ondan asılmış diyen bir takım geri zekâlı taifesi bile ortaya çıktı. Kabri Gülbaba mezarlığının dışında mahzun.

(Rahmetli ile kan bağım olduğu için, duygusal değerlendirme yapabilirim kaygısıyla bu bölümü kısa tutuyorum. Ama, bu konuya özel ayrı bir yazı da yazacağım inşallah.)

İskilipli Atıf Hoca hakkında memleketinde, kabri çevresi de dâhil ciddi bir çalışma ve eser yoktur.

Karadonlu Can Baba hakkında bilgi ve eser yoktur.

Mehmet Emin El-İskilibi hakkında memleketinde bilgi ve eser yoktur.

Ahmet Hamdi Efendi hakkında memleketinde bilgi ve eser yoktur.

İskilip Müftüsü İsmail Hakkı Efendi hakkında memleketinde bilgi ve eser yoktur.

Halil Rıfat Arıncı hakkında memleketinde bilgi ve eser yoktur.

Hacı Faik Efendi hakkında memleketinde bilgi ve eser yoktur.

Peki İskilip’te tarihi kayıtlarda bulunan on tanenin üzerinde medrese ve bunların vakıfları ile ilgili bilgisi olan var mı ? Onlardan geriye de bir tek belediye hamamı kaldı.

Bu listeyi çok çok uzatmak mümkün. İlk etapta akla gelen bunlar.


Başbakan seçim sürecinde yaptığı mitinglerde Ebussuud Efendi ve Atıf Hoca’nın kendileri için de bir gurur vesilesi olduğunu defalarca söyledi. O, halkının değerlerine sahip çıktığını, eğilmeden bükülmeden bağıra bağıra söyledi. Velhasıl korkacak bir şeyiniz de yok.

Evet, sahip çıkmadığımız değerlerimiz, bu gün boynu bükük ve mahzun. Ama bize muhtaç mı? Hayır, biz onlara muhtacız. Kendi değerlerimize, memleketimize sahip çıkmama alışkanlığı bizim karakterimiz haline geliyor. Sahiplenilmeye çalışanlar ise ortada, ama onları da hakir görmüyoruz. Milletin küçücük bir bölümü bile teveccüh ediyorsa, bizim de saygı duyduğumuz değerimizdir.

İskilip’in bu isimlerle ve değerleri ile anılmasını istemeyenlere inat, insanların kalbinde yaşayacak bu değerler ve aktarılacak kuşaktan kuşağa. Şah Rıza’lar kendileri düşünsün. Sahip çıktıkları ile anılsınlar, bizim için mahzuru yok. Biz onların değerlerini de atmayız bir kenara, onları da sahipleniriz. İki satırlık adamları musallat edecek değiliz ömrümüze. Minnetimiz de yok onlara.

Sahip çıkmazsanız çıkmayın. Böyle bir mecburiyetiniz de yok. Ama çıkın söyleyin adam gibi. Kıvırtmaya, fısıltı yapmaya gerek yok. Şah Rıza gibi davranmaya da hakkınız var, kendi seçiminiz.

Benim parçası olduğum memleketim, insanlarım ve değerlerim bu sahipsizliği hak etmiyor.

Bu şehrin ruhu, ona sırtını dönenlerden hesap soracak…

Teşekkür

Bu yazının son rötuşlarını yaparken Çorum Manşet Gazetesinden Numan Nuh ismiyle yayınlanan köşe yazısını okudum. Sanıyorum müstear isimle yazıyor. Duygularımıza tercüman olmuş, anlatmak isteyip kelimelere dökemediklerimizi çok güzel söylemiş köşesinde. Benim yazdığımız bir çok bölümü de kendisi dile getirdiğinden, yazımdan birkaç bölümü çıkarmak durumunda kaldım. Kendisine ve gazetesine teşekkür ediyorum.

 


+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
+/- Yorumlar
Yeni Ekle
Abdullah Recai Akalan   |94.54.33.xxx |2011-11-24 23:17:57
1997 Yılındaki Sempozyumdan dolayı ismimin olumlu şekilde yadedilmesinden son
derece gurur duydum; yazanlara teşekkür ederim. Ancak bu sempozyumun
düzenlendiği tarihte ben sadece İlçe Kaymakamı idim. Sempozyumun
düzenlenmesinde, bilim adamlarının bilimsel çalışmaları müstesna tutulursa,
zamanın İlçe Müftüsü Sayın Mehmet Emin Çetin ve Belediye Başkanı Sayın Mehmet
Lokum önemli gayretler göstermişlerdir. Gerçek anlamda ismi yadedilmesi
gerekenler onlardır. Bu vesile ile bütün İskiliplilere selam ve saygılarımı
sunarım.
sinan güleç  - DAİR   |81.214.154.xxx |2011-08-13 01:58:15
Koşullu sevgiyi İskilip Tarihten yapraklarla çizmişiz. Yüzyılların içinden kopan
yaprakları bu iyi bu kötü diye ayırmak bırakalım akademisyenlerin işi olsun.
"ŞAH RIZA" diye nitelediğiniz insanlarla çalışıyor ve onları yönetiyor
/yönetiliyor olsanız nasıl hareket edecektiniz merak ediyorum. İskilipin
"Yaşayan İnsan Hazineleri" kimler ise onları tespit etmek daha doğrudur.
Ağaçtaki kuş kadar zamanınız var.

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( Perşembe, 11 Ağustos 2011 )
 

Yazarlarımız