Haydi kızlar kocaya! PDF Yazdır E-Posta
Salı, 15 Temmuz 2008
Salı, 15 Temmuz 2008 | 1727 defa okunmuştur.
< style="MARGIN-RIGHT: 0px">

Müslüme’nin gözleri her zaman pırıl pırıldı. Üstü başı tertemizdi, her zaman düzenli ve mahcup gülümsemesi ile insanın hafızasında kalırdı. Gözünüzün içine uzun süre bakamaz, sorduğunuz sorulara bir süre sonra başı önde cevap verir, yüzü kızarırdı.

Beş ortalamaya yakın bir diploma notu ile sekizinci sınıfı bitirmesine birkaç hafta kala gözyaşları içinde yanıma geldiğini hatırlıyorum. “Ben okumak istiyorum öğretmenim.” 

Müslüme okumak istiyor, bunu da fazlasıyla hak ediyordu. Ama ailesi buna sıcak bakmıyordu. Öfkelenmiştim ailesine. Bu devirde okumak isteyen ve bunu sonuna kadar hak eden bir kızı kim engelleyebilirdi. Hemen babasını çağırdım komşu köyden. İki günlük sakallı, dişlerinin yarısından çoğu dökülmüş, iki büklüm bir adam geldi öğleden sonra odama. Babasıymış. Uzun uzun konuştuk. Ben ona inancımızın, şartların, çocuğunun durumunun onun okuması için ne kadar uygun olduğuna dair uzun bir nutuk bile çektim. Ama mesele başkaydı. “Hocam istemez miyim okusun. Emme gel sen çık işin içinden.” dedi ve anlattı.

En yakın ihtimalle İskilip’te okuması gerekiyordu Müslüme’nin. Tamam, okusun, peki nerede kalacak. “Ev tutarız.” dedim.

“Kirasını biz arkadaşlarla gerekirse aramızda toplar, hayır sahiplerine de rica ederiz destek olurlar.” dedim.

“Yanında kim duracak. Anası hasta. Köyde sözüm yabana iki baş mal var. Geçimimiz, yiyeceğimiz onlardan çıkıyor. Ben onların başından ayrılamam, bir de küçük kardeşi var. Hepimiz toplanıp gitsek şeher yerinde ne yer, ne içeriz.”  Haklıydı.

“Yurtlar var.” dedim, onlara emanet ederiz.

 “Hocam bunun ağabeyi var. Onu da çok zor okuttum. Yukarıda Allah var, bana çok da yük olmadı. Kendi okudu desen yeri. Askeriyeye girdi. Müslüme’yi yurtlara verirsek ona zararı olabilirmiş. Ondan korkuyoruz. Gızın gafası iyi, ben de istiyom okusun. Heç olcak biliyom emme niydiyim. Hadi sen deyivi…”

Bir yanda Müslüme’nin temiz, saf yüzü, diğer yanda içi kan ağlayan bir babanın kahrı. Çaresizlik kötü şey, hele böylesi. Anlatamıyorum…

Sekiz Yıllık Kesintisiz Eğitim

Sekiz yıllık kesintisiz eğitime geçtiğimizde ilk başta ben de karşı çıkanlardandım. Çünkü daha beş yıllık eğitimin altyapısının yarısını bile tamamlayamamıştık. Birleştirilmiş sınıflar mantar gibiydi. Hâlâ da çok var. Aradan geçen uzun süre benim fikirlerimin değişmesine yol açtı. Hani deriz ya “Türkün göçü gide gide düzelir.” Evet gide gide düzeliyor bir çok şey. Hemen olmuyor, istediğimiz gibi olmuyor ama en azından eskisinden daha iyi. Birçok sıkıntıyı da beraberinde getirdi bu uygulama, ama katkıları bunları katlanılabilir kılıyor bence.  Yine bana göre sekiz yıllık eğitimin ülkemize en büyük katkısı kızların eğitilmesi, okullaştırılmasıdır. Bunun ne kadar önemli olduğunu herkesin düşünmesi gerekir. Çocukları eğitmenin ilk şartı onlara güzel binalı, bilgisayarla, atölyelerle dolu bir okul yapmaktan değil, günlerinin büyük bölümünü beraber geçirdikleri annelerini eğitmekten geçiyor. Sekiz yıllık eğitim bunu başarmaya başladı. Bu safhadan sonra önemli olan ise, geleceği olan çocukları, özellikle kızlarımızı iyi yönlendirip üst eğitim kurumlarında eğitimlerine devam etmelerini sağlamak. Bunu başarabilirsek sadece o çocuklarımızın değil, ülkemizin, insanlarımızın geleceğini imar etme noktasında da büyük bir adım atmış olacağız.  

Çocuk Kadınlar

Sekiz yıllık eğitimle çocuklarımızı en azından sekiz yıllığına okulun çatısı altında topladık. Minicik bedenleri, sanayilerden, mal davar peşinden, sokaklarda çalışmaktan önemli ölçüde kurtardık. Özellikle kızlarımız için önemli adımlardı bunlar. Peki ya sonrası? Müslüme’nin şahsıyla özdeşleşen asıl problem burada başlıyor. Şehir merkezlerinde oturan çocuklar bir şekilde lise eğitimine devam edebiliyorlar. Asıl büyük kesimi oluşturan ve daha çok eğitmemiz gereken, kız erkek fark etmez, kırsal kesimde bulunan çocuklarımız ise ilköğretimi bitirdikleri anda boşlukta buluyor kendilerini. Çok zeki, kabiliyetli, zehir gibi çocuklar. Şehirden akraba, izbe evler, yanlarında kalacak insanlar arıyorlar okuyabilmek için. Küçük bir bölümü başarıyor bunu. Ama geride kalan büyük çoğunluk eğitimsiz, atıl, potansiyel işşiz, niteliksiz yığının içine doğru adımlarını atıyorlar. Yaşıtları yeni okul sezonuna başlarken onların çoğu, inşaat sezonunu açıyor Ankara’da, Bolu’da, İstanbul’da. Yakın bir akrabanın yanına fayans, kalıp, demircilik öğrenmek üzere sırtlarında yorganları ile gönderiliyorlar.

Ya kızlar. Onları düşünün bir de…

Ellerinde değnek, mal davar peşine, çapaya, gündelikle mercimek yolmaya. Yol kenarlarında mal güden kızları gördünüz mü hiç. Çoğunun elinde eski kitaplar gazeteler gördüm ben. Güneşten kavrulmuş, kurumuş dudakları kıpır kıpır kitap okuyorlardı. Ama biliyordum ki, birkaç yıl sonra hepsi satılacak, kocaya gidecekti, yine bir birkaç yıl sonra da kucaklarında birer çocukla görecektiniz onları. Hepsi daha çocuk olmadan, kadın olmaya zorlanacaklardı. Çocukluğunu yaşamamış, çocuk kadınlar…

Yaz tatili ortalarında, mezun ettiğimiz kızların düğünlerine gittik durduk içimiz kahrolarak. Göz göze gelmemeye çalıştım kızlarımla hep. Adım gibi biliyordum ki haksızlığa uğradıklarını hissederek kocaya gidiyorlardı. Daha minicik yüreklerinin bir kenarında ömür boyu taşıyacaklardı, kendi tercihleri olmadan okumamayı seçişlerinin acısını. İşte ben de bu haksızlıkta bana da pay çıkar korkusuyla gözlerine bakamadım hiç. Bu yakınlarda da Müslüme’nin düğününe çağrılma ihtimalinin kaygısını çekip duruyorum.

Doğu’nun Yükselişine Hazırlanın

Şimdi sizlere belki inanmayacağınız şeyler anlatacağım. Beş on yıl öncesine kadar Türkiye’de okuma oranı nerelerde düşük, nerelerde yüksek diye sorsanız cevap netti. Güneydoğu, Doğu bölgelerinde düşük. Diğerleri onlara göre daha iyi ve yüksek derdi herkes. Eğer bu gün de aynı durum devam ediyor diye düşünüyorsanız gülerim halinize. Devletimiz, işadamlarımız son on yılda bu bölgelere çok büyük, hemde çok büyük eğitim yatırımları yaptı. Bu gün o bölgelerde birleştirilmiş sınıf neredeyse kalmadı. Okulların büyük çoğunluğu yatılı. Fiziki yapıları çok güzel, teknoloji desteği tam, atölyeleri, modern derslikleri ile Avrupa okulları gibi donatıldı Doğu ve Güneydoğu bölgemiz. Çocuklar “Haydi Kızlar Okula!” kampanyaları köyden toplandı zorla okutuldu devlet tarafından. Ailelerine en küçük yükleri yok. Eğitimin de tadını aldılar. Özellikle kızların ilköğretimin sonunda bir üst eğitim öğretim kurumlarına devam istatistiklerini bir inceleyin isterseniz. İşte burada yazıyorum, önümüzde on, yirmi yıl bu bölgelerdeki eğitimli insan sayısının müthiş yükselişine hazır olun. Her türlü devlet kademesinde yerlerini almalarına da alışın. Onların anaları, babaları, siyasetçileri bağıra bağıra, her türlü mücadeleyi vererek aldılar çocuklarına bu imtiyazları.  Tabii ki devletimiz açısından bunlar doğru adımlardır, eğitime verilen önem meyvelerini de verecektir.

Ama bütün bunları yaparken Anadolu’nun göbeğini de unutmayacaksınız. Biliyor musunuz ki, eğitim yatırımlarından hemen hemen en az payı alan bölge Anadolu’nun göbeğidir. Birleştirilmiş sınıflı okulların en çok olduğu bölge yine burasıdır. İskilip’te hala kaç birleştirilmiş sınıflı okul var bir sorun öğrenin. Hayırsever insanların ve mahalli yetkililerin çabaları ile yapılanlar da olmasa durumumuz içler acısıydı inanın.

İskilip İçin En Acil Eğitim Hedefi

Eğitime hepimizin destek vermesi gerekiyor. En önemli davamız bu olmalı. Bunun üstesinden da ancak elbirliği ile gelebiliriz. Bakın ben buraya İskilip için çok acil gerçekleştirilmesi gereken bir hedef koyuyorum: İskilip’te ortaöğretim ve lise için hizmet verecek, ana babaların gözünü arkada bırakmayacak, her açıdan emin olabilecekleri bir kız yurdu acilen yapılmalıdır. Yeni liseler, Meslek Yüksekokulu vb. elbette şarttır. Ama kız yurdu bunların hepsinden daha acil ve önemlidir. Bu, biz İskilipliler için hiç zor bir iş de değildir. Yeter ki, önemseyelim. Umursamazsak, iş olacağına varır mantığıyla seyretmeye devam edersek bunun maliyeti de hepimize bölünecektir. Özellikle kızlarımızı eğitmek, vatanımız ve insanlarımızın geleceğini imar etmek için öncelikle çocuklarımızın eğitimlerini mümkün olan en iyi şartlarda gerçekleştirmeliyiz.

“Bana ne!” dersek; “Haydi Kızlar Okula” kampanyası bizim buralarda “Haydi Kızlar Kocaya” kampanyası olarak devam edip gidecek…

+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
+/- Yorumlar
Yeni Ekle
ahmet gök  - malesef öyle   |78.172.107.xxx |2009-10-22 16:57:48
öncelikle 87 iskilip lisesi dönem mezunu olarak kendimi tanıtır selamımı
iletirim.bir tanıdığımın kızı okulda başarılıymış.buna sonuna kadar okut masını
söylerler oda derki uzunca bir aaamaaan çekti.burdan ne anlarsın artık.yazınıza
örnek teşkileder herhalde.istanbul.59
fatma kılıç  - iskilip ve eğitim   |92.63.15.xxx |2009-06-14 14:21:53
yazınızı yeni okudum ve ilgimi çekti. bende iskilipliyim ve sınıf öğretmenliği
3. sınıf bitti sayılır. Anlattığınız eğitim sorununu gayet iyi tanıyanlardanım.
Müslümenin sorunundan hareketle daha birçok kız bu sorunla karşı karşıya
malesef. Ama müslüme için yapılacak birşey mutlaka olmalıydı..
Gerçekten de
bizim orada slogan:HAYDİ KIZLAR KOCAYA....
Bunun için yapılacak bişeyler olmalı
ama...

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( Salı, 15 Temmuz 2008 )
 

Yazarlarımız