Ortadoguda oluşturulmak istenen suni millet -1 PDF Yazdır E-Posta
Salı, 13 Kasım 2007
Salı, 13 Kasım 2007 | 1010 defa okunmuştur.
KÜRTÇÜLÜK MESELESİ

     

X1X.yüzyıl başlarından itibaren,Avrupa emperyalist devletleri arasındaki denge,Osmanlı mirasına göre kurulmuş,bu imparatorluğun yıkılmasıyla hesaplar alınıp-verilmiş ve XX. yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren Anadolu topraklarında genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti yükselmişti. Elli yıl gibi kısa bir zaman içinde Türkiye gerek yakın komşuları ile gerek dünyanın diğer ülkeleriyle dostane ilişkiler içerisine girmiş, “Birleşmiş Milletler İdeali” uğruna Kore’de binlerce evladını şehid vermiştir.

 

İkinci cihan savaşından sonra sıcak savaşın yerini alan soğuk savaşın bütün sinsi kahredici, yıkıcı metodları Türkiye gibi gelişme çabasında olan ülkelerde uygulanmaya başlamıştır. Bilhassa 1968 yılında basit öğrenci hareketleri olarak sahnelenmeye başlayan anarşi ve terör çılgınlığı Türkiye'yi 1980 sonlarına doğru bir iç savaşın eşiğine getirmiştir.

Bugüne kadar Türk tarihinde görülen felaketler ve ihanetler genellikle, dıştan düşman devletlerin saldırısı ve istila emelleri, içte iktidar kavgaları veya devlete karşı yürütülen iç isyan ve ayaklanmalar şeklinde tezahür etmiştir.

Türk devleti bu tehlikeleri kısa sürede bertaraf etmeye muvaffak olmuştur. Ancak son yirmi seneden beri, Türkiye’deki hürriyet ortamından istifade ederek gelişen beynelmilel komünizm, Kürtçülük ve mezhep kavgalarını kışkırtmaya legal veya illegal kuruluşları örgütlemeye ve yönlendirmeye başlamıştır.

Bunun sonucunda 12 Eylül 1980 öncesi Türkiye bir bölünme, parçalanma ve iç harp tehlikesinin eşiğine gelmiştir.

Kaleleri içerden ele geçirmek yani ülkeleri parçala, böl sonra yok et prensipi emperyalist politika takip eden devletler tarafından hedef seçilen ülkelere karşı yüzyıllardır uygulana gelen genel bir strateji niteliğindedir. İşte beynelmilel komünizmde, önce, metod olarak seçtiği anarşi ve terör sayesinde Türkiye’yi çeşitli kamplara bölüp parçalamak suretiyle hedefine ulaşmayı planlamıştır.

Günümüz Türkiye’sinde Kürtçülük meselesi tamamen dışardan kaynaklanan ve desteklenen, Türkiye’nin bölünmesini hedef alan siyasi bir harekettir. Bu mesele Türkiye’den başka Suriye, Irak ve İran’ı da yakından alakadar etmektedir.

Çünkü siyasi Kürtçülerin kaynak kitap olarak gördükleri Şerefname, suni olarak yaratılmak istenen Kürt milletinin yaşadığı toprakları, Basra Körfezi’nden Malatya ve Maraş illerinin nihayetine kadar olan saha olarak işaret etmektedir. 1(Şeref Han, Şerefname (Arapça’dan çeviren Mehmet Arslan Bozarslan)İst. 1975, s. 22)

Yani Fars Khuzistan, Azerbaycan, Küçük ve Büyük Ermenistan, Mezopotamya, Musul ve Diyarbekir bölgeleri tasavvur olunan Kürdistan sınırları içine girmektedir.

II- ŞARK MESELESİ

Siyasi Kürtçülük meselesinin temelinde “Şark Meselesi” yatar.

Şark Meselesi’nin ortaya çıkışını Fransız Alber Sorel şöyle açıklamaktadır:

“Türkler Avrupa’da görünür görünmez ortaya bir şark meselesi çıktı. Papazların ve küçük küçük zorbaların idaresine kendisini rahatça teslim etmiş, şarabını içip uyuklayan Avrupa’nın kapısından içeri giren bu dipdiri, erkek güzeli insanlar; yepyeni bir nizam içinde akıp gelen başarılı muazzam kuvvetler, o zamanki Avrupalının örümcekli ve bulanık kafasında bir şok tesiri yaparak onda şifa bulmaz bir (dehşet hastalığı!) doğurmuştur. Türklerin uyuklayan Avrupa’nın afyanonu patlatması hadisesi öylesine derin bir tesir yapmıştır ki, aradan yedi asır gelip geçmiş olmasına ve bir gün eski dipdiri delikanlının (hasta adam!) şekline sokulmasına rağmen, Avrupalının yirminci batın torunları dahi bu dehşet hastalığından, bu Türk şokundan tamamen şifa bulamamıştır.”

2 (Tahsin Demiray, Fiske Taşları, İst. 1956, s. 56-57)

Avrupalı için önceleri şark meselesi, Türklerin Avrupa’ya akınlarının durdurulmasıydı.

Bunu 1683 II. Viyana kuşatması sırasında gerçekleştirdiler. Ondan sonra Türklerin Avrupa’daki topraklardan çıkarılmasıydı. Bu da aşağı yukarı I. Cihan Savaşı sonrasında gerçekleştirdiler.

Bugün ise anlaşılıyor ki, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin parçalanması, yıkılması Türk adının tarihten silinmesi safhasına gelmişlerdir. Acaba Büyük-Küçük Avrupa devletlerini Türklere düşman eden sebepler nelerdir? Bunlar ister istemez araştırmak zorundayız.

1683 İkinci Viyana kuşatması, Türk ve Dünya tarihi bakımından bir dönüm noktasıdır.

1699 Karlofça Antlaşmasında yer alan “Ortodoksların mezhep hürriyetlerinin temini” hususundaki madde, Avrupalının Türk tebası Hıristiyan azınlıklarla daha fazla ilgilenmeleri sonucu doğurdu.

Avrupalının bu ilgisi zamanla kışkırtmağa ve çıkan isyanların desteklenmesine kadar uzandı.

Neticede de XIX. Yüzyıl başlarından itibaren bu Hıristiyan azınlıklar teker teker istiklallerini kazandılar. Türk toprakları günbegün Anadolu’ya doğru gerilemeye devam etti.

İmparatorluğun yıkılışın yavaşlatan başta da ifade ettiğimiz gibi Avrupa muvazenesinin Osmanlı mirasına göre kurulmuş olmasıydı. Avusturya Macaristan, Rusya, Fransa ve İngiltere arasındaki rekabet ister istemez yıkılmayı yavaşlatıyordu. Ancak kısa fasılalarla ve sudan sebeplerle vatan parçaları İmparatorluktan koparılmaktaydı.

1850 yılından itibaren Rus politikasının temelini oluşturan Panislavizm karşısında Türkiye'nin yanında yer alan İngiltere, kırım savaşının kazanılmasında oldukça yardımcı oldu.

Savaş sonrasında 14 Nisan 1856 tarihinde imzalanan Paris Antlaşmasında gene İngiltere politikasının icabı olarak yer alan “Osmanlı Devletinin bir Avrupalı devlet olarak kabul edilmesi ve İmparatorluk sınırlarının Avrupalı devletlerce garanti edilmesi” maddesi kuru bir vaadden öteye gitmedi. Çünkü İngiliz desteği, şark meselesinin İngiltere menfaati doğrultusunda halledilmesi için söz konusuydu. İngiliz diplomatı Lord Salisbury bunu açıkça ifade etmektedir.  “Efendiler! Türkiye’nin tamamiyet-i mülkiyesi mahfuzdur ve Avrupa’nın kefaleti altındadır. Bugün, bizim takip ettiğimiz şark siyaseti tamamiyle bu cümlede mündemiştir. Fakat, bu cümlenin hakiki manası nedir?Bunu da bilmemiz lazımdır. Türkiye’nin tamamiyeti mülkiyesi mahfuzdur demek, Türkiye ülkesi ilanihaye Türklere bırakılacaktır demek değildir. Oradaki mana menfidir. Büyük devletlerden hiç birisi, Türkiye’den arazi alamayacak demektir. Türkiye, büük devletler tarafından taksim edilmeyecek manasınadır. İşte, cümlenin menfi manası budur. Bu kaide yalnız büyük devletlerin Türkiye’den arazi almasını nefyediyor. Bu menfi kaide sair müsbet gayelere mani değildir. Türkiye’de mahkum olmak üzere, birçok milletler var. Bunlardan hangisi sinn-i rüşde vasıl olduğunu uzunisyanlar ve ihtilallerle isbat ederse, Avrupa onu Türkiye'nin vasiyetinden kurtarmağa çalışmıştır. Evvelce Romanya Sırbistan,Yunanistan, Bulgaristan hep bu suretle istiklale nail oldular. Şimdi de Girit böyle bir istiklale ehliyetini isbat etmektedir. Yarın da Makedonya ve Ermenistan siyasi rüşdlerini isbat edince müstakil olacaklardır. Görülüyor ki, yukarıda zikrettiğimiz cümle, mahkum milletlerin takip etmekte olduğu müsbet mefkurelerin Avrupa tarafından himaye mazhar olmasına mani değildir.” 3 (Ziya Gökalp, “Boğazların Serbestisi. Bu sözün İngilizce Manası”; Küçük Mecmua, Sayı: 19 (9 Ekim 1922) s. 9-11) Birinci Cihan Savaşı sonrasında gene İngiltere tarafından ortaya açılan “Boğazların serbestisi” meselesinin temelinde İngiltere’nin Ortadoğudaki çıkarları yatmaktadır. Avrupa’nın diğer büyük devleti Rusya’nın Ortadoğu ülkelerine el atmasını önlemek amacına yöneliktir. XX. yüzyılın ikinci yarısında gittikçe önem kazanan petrol, dünya politikasını alt üst etmiş, bu arada Türkiye’nin jeopolitik durumunu da oldukça etkilemiştir. Mevkii itibariyle Türkiye bugün, güneyden ve doğudan petrol bölgeleriyle çevrilidir. Suriye sınırında olduğu gibi, sınırlarımıza çok yakın bölgelerde petrol çıkarılmaktadır. Türkiye’deki çalışmalar da müsbet yönde gelişmektedir. Dünya petrol üretiminin bugün %66’sı Ortadoğu ülkelerinden çıkarılmaktadır. Rezerv bakımından dünya rezervlerinin 2/3’nün Ortadoğu’dan tahmin edilmektedir. Batı Avrupa ülkeleri petrol ihtiyaçlarının %50’sini Ortadoğu’da temin etmektedirler. İtalya, Japonya, Avustralya, Yeni Zelanda gibi bazı ülkeler ihtiyaçlarının %70-80’ini bu bölgeden sağlamaktadırlar.  Türkiye Ortadoğu’daki petrol bölgelerine gerek coğrafi mevkii itibariyle, gerek ulaşım bakımından tamamen hakimdir. Ayrıca Irak, İran ve Suriye petrol bölgelerinde, genellikle Türk asıllı ve Kürt kabul edilen topluluklar yüzyıllardır buralarda yerleşmiş durumdadırlar. Çar I. Petro’dan beri sıcak denizlere inmek isteyen Rusya karşısında en büyük engeli Türkiye teşkil etmiştir.

Bugün de NATO bünyesindeki Türkiye,Rusya için büyük bir seddir. Ancak Afganistan’ın işgali bölgedeki dengeyi oldukça sarsmıştır. Buna paralel olarak İran’ın içinde bulunduğu kaos, Irak-İran, Suriye-İsrail çekişmeleri ve Filistin meselesi günümüz dünyasının tehlikeli baş ağrıları haline almıştır.

III- YAKIN TARİHİMİZDE KÜRTÇÜLÜK FAALİYETLERİ

İki yüz yıldan beri yürütülmeye çalışılan Kürtçülük ideolojisi, bir takım aşiret ve oymaklara Kürt oldukları propaganda edilerek, Türk’ten ayrı bir ırk oldukları şuurunun verilmeye çalışılması ve Türkiye, İran ve Irak topraklarında müstakil bir Kürdistan devleti kurulması esasına dayanmaktadır. Bugüne kadar yapılan Kürtçülük faaliyetleri içinde yer alanlar, genellikle ortaya çıkacak bölünmeden menfaat mevki ve ikbal bekleyen kişi ve zümreler olmuştur. Bu kişi ve zümreler, halk üzerinde Doğuda şartların oluşturduğu derebeylik artığı otoriteleri ile sosyal ve ekonomik tahakkümlerinin devamından başka bir şey düşünmeyen mahalli ağa, eşraf, şeyh, aşiret reisleridir. Tarihi şartların bölgede zamanla oluşturduğu derebeylik kalıntısı bu unsurlar, statükonun muhafazası için Kürtçülük ideolojisine sıkı sıkıya sarılmışlar, bölgede çıkan isyan ve ayaklanmaların öncüleri olmuşlardır. Bölgede emperyalist devletlerin maşaları olarak legal ve illegal bütün kuruluşlara ön ayak olmuşlardır. 1800 yıllarından itibaren Osmanlı İmparatorluğu döneminde on iki, Cumhuriyet döneminde yirmi beş büyük isyanın meydana geldiği Türkiye-İran-Irak üçgenindeki Kürt meselesi ile Avrupalı emperyalist devletlerin ilgilenmeleri de aşağı-yukarı aynı tarihlere rastlar. Bölgedeki çıkarları bakımından faaliyet gösteren Kürtçülük meselesini destekleyen bu devletlerin bugüne kadar takip ettikleri politikaları özetlemek bize bu konuda bir fikir verebilir.

Devam edecek...

+/-
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
 
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
+/- Yorumlar
Yeni Ekle

3.22 Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( Salı, 15 Temmuz 2008 )
 

Yazarlarımız